slogan
     

Batı medyası ölüyor: işte sebebi

8 Ekim 2015 Perşembe

2007 yılında o zamanki Bush yönetiminin Suriye hükümetini devirmek üzere Müslüman Kardeşler’i ve El Kaide’yle bağlantılı militan grupları kullanma planlarını ifşa ettiği zaman – ki bugün bu planların sonuçlarını görüyoruz - New Yorker gazetesi, Hersh'in çalışmasını liberal okuyuculara da ulaşacağını düşündükleri bir mesaj olarak memnuniyetle karşıladı.

Batı medyası ölüyor: işte sebebi


 

Tony Cartalucci


 


 

New Eastern Outlook


 


 


 

Seymour Hersh, gazetecilikle geçen on yıllarını epey riske attı. Hersh, taraf olmayı reddediyor göründüğü için bütün tarafların saldırısına uğramış, karalanmış ve dışlanmış, gerçek bir gazeteci.


 

Hersh ilk defa ABD'nin Vietnam'daki zalimliklerini yazdığı zaman saldırıya uğramış ve hain ya da daha kötüsü olmakla suçlanmıştı. Zaman içinde hem hakikat hem de Hersh haklı çıktı ve onun bir gazeteci olarak hem kamuoyunu bilgilendirmek, hem de yönetici iktidarın özel çıkarlarına karşı kontrol ve denge işlevi görmek üzere yaptıkları, Pulitzer Ödülü'yle kabul gördü.

2007 yılında o zamanki Bush yönetiminin Suriye hükümetini devirmek üzere Müslüman Kardeşler'i ve El Kaide'yle bağlantılı militan grupları kullanma planlarını ifşa ettiği zaman – ki bugün bu planların sonuçlarını görüyoruz - New Yorker gazetesi, onun çalışmasını liberal okuyuculara da ulaşacağını düşündükleri bir mesaj olarak memnuniyetle karşıladı.

Fakat 2013 yılında Hersh, Şam'ın dış mahallelerinde gerçekleşen bir kimyasal saldırı hakkında Batı'nın sunduğu resmi anlatıyla çelişen bilgileri ortaya koyduğunda,  New Yorker bunu yayınlamamaya karar verdi. Hersh'ün “Kimin sarini?” başlıklı yazısı bunun yerine, London Review of Books'ta yayınlandı.

Hersh'ün bu bilgiyi kamuoyunun önüne getirmesi, Batı medyasının ise önce vazgeçirme çabasında bulunması, ardından bu bilgiyi toprağa gömmesi, en sonunda ise hem yazıyı hem de Hersh'ün kendisini itibarsızlaştırma girişiminde bulunması, Batı medyasının ölmekte olduğunu gösteren bir küçük evrendir.

 

Son çivi 

Hersh'ün yazısı, Batılı liderlerin Suriye'ye askeri müdahaleyi meşrulaştırmak için istihbaratı manipüle etme, hatta alenen istihbarat imal etme tarzını ayrıntılı şekilde ele alıyordu: bu, Irak işgalini meşrulaştırmak için söylenen yalanlara ve Tonkin Körfezi olayından sonra Vietnam savaşının tırmandırılması sürecinde söylenenlere ürkütücü derecede benziyordu.

Yazı, resmi anlatıda delikler açtığı gibi, kimyasal saldırı hakkında ABD ve müttefikleri tarafından söylenen yalanlar temelinde Suriye'ye karşı Batı'nın askeri saldırıda bulunması için gerekli ivmelenmeye de köstek vurmuştu.

Hersh, bunun arkasından gelen ve yine London Review of Books tarafından yayınlanan “Kırmızı çizgi ve gizli hat” başlıklı yazısında, yalnızca ABD ve müttefikleri tarafından anlatılan yalanları daha fazla ifşa decek bilgiler açığa çıkarmakla kalmayıp, NATO üyesi Türkiye'nin ve ABD'nin yakın müttefiki Suudi Arabistan'ın, saldırıdan sorumlu olanlara kimyasal silahların verilmesinde bir rol oynamış olabileceğini ileri sürdü.

Eğer Hersh'ün yazıları daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşabilseydi ve Batı'nın insanlığa karşı bir suçu tasarlayıp, gerçekleştirip, ardından da bunu genişletilmiş bir haksız savaşı meşrulaştırmak için kullanabileceği fikri yaygınlık kazansaydı, Batı'nın dış politikası geri dönüşsüz bir şekilde bozulacak ve belki de çözülmeye başlayabilecekti.

 

Dışarıdan güven temin etmek

Giderek itibarsız ve güvenilmez hale gelen Batı medyasını büyütme çabaları çok yaratıcı hale geldi. İnternetin ve sosyal medyanın gelişiyle birlikte, kalabalıklar halinde ana akım medyaya sırtını dönmeye başlamış bir kamuoyunu geri kazanmak için hızla yayılan içerikler üretme ve görünüşte dış kaynakları kullanma çabaları, Beyaz Saray'ın eski Enformasyon ve Mevzuat İşleri Ofisi Müdürü Cass Sunstein'ın hazırladığı bir politika raporunun başlı başına konusu oldu. Raporun en üstünde yer alan “Obama'nın sırdaşının tüyler ürpertici önerisi” başlıklı makalede şunlar söyleniyordu (vurgular bize ait):

Sunstein, ‘sohbet odalarına, online sosyal ağlara, hatta gerçek mekanlı gruplara' örtülü ajanlar göndermek yoluyla gizli sızmanın gerçekleşmesini savunuyor. Aynı zamanda hükümetin, kendi mesajlarını desteklemek üzere sözde “bağımsız” inanılır seslere gizli ödemeler yapmasını öneriyor (hükümet kaynaklarına inanmayanların, gizlice hükümet adına hareket ederken bağımsız gibi görünen kişileri dinlemeye daha meyilli olacak olması sebebiyle).

Batı, Hersh'ü ve onunla birlikte gerçek Batı gazeteciliğinin kalıntılarını toprağa gömmeye çalışırken, bunlara – yani temel olarak, hükümetten para alan yalancılara – yönelecekti.

 

Bağımsız inanılır sesler” 

İngiltere'de bulunan, işsiz kalmış hükümet çalışanı Eliot Higgins, Suriye çatışmasına ait online fotoğrafları ve videoları bir araya getiren popüler bir blog oluşturdu ve bunu sürdürdü. Bütün taraflardan gazeteciler ve analistler, bu kaynağı bir tür “savaş zamanı ansiklopedisi” olarak kullandı. Higgins savaş, jeopolitik ve özellikle de silahlar alanında herhangi bir niteliğe veya arka plana sahip olmasa da, elinde bolca zaman vardı. Bu zaman zarfında medya görüntülerini layıkıyla inceleyip bloguna yerleştirebildi.

Ancak çok geçmeden Batı medyası ona, “bağımsız inanılır ses” rolünü yerine getirmesi için yaklaştı. Eliot Higgins o dönemde “gizli ödemeler” alsın veya almasın, şu an açık olan bir şey hizmetleri için ona ödeme yapmak isteyen kişilerin hem onunla ilişki kurduğu hem de onu aradığı ve çalışanlarının o tarihten itibaren tamamen taraflı ve dürüstlükten yoksun hale geldiğidir.

Higgins'in yanına, çok sayıda şüpheli “danışmanlık” firmasına sahip veya ortak olan “silah uzmanı” Dan Kaszeta verildi. Higgins ve Kaszeta birlikte, en başından beri Batı'nın sunduğu, Suriye hükümetinin Şam'daki BM denetçilerinin gözü önünde sinir gazıyla dolu mühimatların kullanılmasından sorumlu olduğu şeklindeki anlatıyı destekledi.

Birlikte, “açık kaynak istihbaratı” olarak adlandırdıkları şeyi kullanarak – YouTube videolarını izleyerek ve Google Earth'e bakarak – kullanılan roket ve sinir gazı tipinin ancak Suriye hükümeti tarafından kulllanılmış olabileceğini iddia etti.

Hersh ise hem kendi yazılarında, hem de ilave röportajlarda bu iddialara itiraz etti. Bunlar, roketlerin ilkel olduğuna ve kolaylıkla evde yapılabileceğine, bir devlet aktörünün işi olduğu kesin olan sinir gazı üretiminin ise Türkiye'de veya Suudi Arabistan'da veya başka ülkelerin desteğiyle yapılıp militanlar tarafından Suriye'ye getirilmiş olabileceğine işaret ediyordu.

Bugüne kadar BM'nin vardığı resmi sonuç, Şam'ın banliyölerinde sinir gazı içeren roketlerin fırlatıldığına dair “açık ve ikna edici kanıtların” olduğu yönünde oldu – bu bir suçlama ifadesi içermediği gibi, roketlerin veya sinir gazının nereden geldiğini de belirtmiyor.

London Guardian ve Foreign Policy dergisinde yazıları çıkan Higgins ve Kaszeta, Hersh'ün iddialarına doğrudan doğruya hücum etti ve Suriye hükümetinin saldırıda kullanılan tipte roketlere ve roketlerin içinde bulunan tipte sinir gazına sahip olduğuna kanıt olarak YouTube videolarını ve BM raporlarını gösterdi. Çok önemli bir soruyu ise ihmal etti: Ya eğer saldırı, Suriye hükümetinin işi gibi görünecek şekilde tasarlandıysa?

Gerçekte Higgins ve Kaszeta'nun kanıtladığı tek şey, yalnızca ABD'ye ve müttefiklerine doğrudan askeri müdahale için gerekçe sunmak üzere tasarlanmış olan saldırıyı her kim gerçekleştirişse, bunun Suriye hükümeti tarafından yapıldığı görüntüsü vermek için çok zaman ve çaba harcadığı oldu. İkili, bütün argümanlarını, Batı'nın başlatmak istediği, ancak bunun için gerekçesi olmayan bir savaşı meşrulaştırmak için – belli nedenlerden ötürü – bir saldırı imal etmeyeceği iddiası üzerine oturtuyordu.

Higgins ve Kaszeta'nın reddiyesine, sadece Hersh'e değil, aynı zamanda genel olarak geleneksel gazeteceliğe yönelik manasız suçlamalar eşlik etti. London Gaurdian'dan Brian Whitaker'ın kaleme aldığı “Suriye'de kimyasal silahların araştırılması – Seymour Hersh ve Kahverengi Musa birbiriyle boy ölçüşüyor” başlıklı makale [“Kahverengi Musa”, Eliot Higgins'in lakabıdır – Ç.N.], şunları iddia edecekti (vurgular bize ait):

Hersh'in makalesi, kimyasal silahlarla ilgili ‘kim yaptı' tartışmasını yeniden alevlendirmeye çalışırken, farkında olmadan araştırmacı gazeteciliğin değişen doğasına dair bir çok şeyi ortaya çıkardı. Hersh eski ekoldendir. O, gizli bağlantılar dünyasında yaşıyor – çoğu zaman anonim olan kaynaklar bilgi parçacıkları sunuyor ve o da bunların etrafında, hakim akla meydan okuyan bir makale hazırlıyor. 

Hersh tarzı gazeteciliğin elbette bir yeri var, ancak bu, internet çağında küçülen bir yer – Higgins'in ve diğerlerinin web tabanlı çalışmaları devamlı surette bunu gösteriyor.” 

Bizzat Higgins'in Foreign Policy dergisi tarafından kendisine sunulan alanı yeniden kullanıp kullanamayacağı, gerçek kaynaklara dayanan geleneksel gazeteciliğin demode, Cass Sunstein'ın ücretli “bağımsız inanılır sesler” ordusunun moda olması başlı başına tartışma konusudur.

 

Haklı çıkma 

Rusya'nın aracılığıyla hazırlanan ve Suriye'nin bütün kimyasal silah stoklarınn Birleşmiş Milletler gözetimi altında ülkeden çıkarılmasına tanık olan, Suriye hükümetinin kullanacağı (ya da kullanmakla suçlanacağı) kimyasal silahların olmadığı anlamına geldiği gibi, Suriye hükümetine karşı savaşan teröristlerin aşırıp kullanacağı kimyasal silahların da kalmadığı anlamına geliyor.

Ancak Türkiye – Hersh'ün 2013'teki gaz saldırısını arkasında olabileceğini iddia ettiği ülke – sınırı üzerinde sözde “İslam Devleti”nden teröristlerin şimdi kimyasal silahlar konuşlandırdığı ileri sürülüyor.

İlk raporlar, yakıcı bir madde olan hardal gazı kullanımına işaret ediyor. Sinir gazı gibi bu maddenin kullanıldığı silahların üretilmesi ve konuşlandırılması de devlet kaynaklarını gerektirir.

Batı medyası, IŞİD'in bu silahları nasıl ele geçirdiğini izah etme iddiasıyla, Suriye'deki silahların ülkeden çıkarken bir biçimde IŞİD'in eline geçtiğine dair teoriler üretiyor. Kuzey Suriye'de ve Irak'ta kimyasal silahların bulunması, Hersh'ün iddia ettiği gibi, kimyasal silahların ya Türkiye'den, ya Suudi Arabistan'dan, ya da her ikisinden gelip Suriye'de faaliyet yürüten teröristlerin eline geçtiğine işaret ediyor.

Bu son gelişmeyle birlikte, Higgins ve Kaszeta'nın yıllardır söylediği yalanlar ifşa olmuş ve ödüllü kıdemli gazeteci Seymour Hersh ve onun söylediği sonuçlara varmak için kullandığı geleneksel gazetecilik yöntemleri haklı çıkmış oldu. Bu durum ayrıca Sunstein'ın “bağımsız inanılır sesler” ordusunun da Batı medyasının itibarsız ve yaygın şekilde güvenilmez hale gelmiş yalanlarının yankı odasının bir diğer yüzünden ibaret olduğunu da ortaya çıkardı.

Higgins ve Kaszeta'ya, IŞİD'e kimyasal silahları kimin verdiğini düşündükleri sorulduğunda, Kaszeta “kertenkele adamlar” diyerek yanıt verdi. Higgins yorum yapmaktan kaçındı. Hersh'ten özür dilemeyi düşünüp düşünedikleri sorulduğunda ise Kasezta, izahı olmayan bir şekilde, “Asıl Hersh bana özür borçlu. Yürü git şimdi, b.k çuvalı“ tepkisini verdi.

Batı medyasının sadece Suriye çatışması konusunda değil, örneğin Ukrayna konusunda da saygı gösterdiği - Eliot Higgins şimdi “bağımsız inanılır sesini” MH17 felaketine veriyor – “uzmanlardan”, daha yüksek bir profesyonellik ve medeni tartışma seviyesi beklenirdi. Fakat Batılı düşünce kuruluşları ve danışmanlık ajansları tarafından istihdam edildiğini kabul eden Higgins, artık “bağımsız” bir sese sahip değil ve Suriye hakkındaki kasıtlı ve pişmanlık göstermediği üçkağıtçılığı düşündüldüğünde, artık “inanılır” bir sese de sahip değil.

 

Sunstein'ın başarısız olmuş deneyimi 

Kimyasal silah kullanmak, hiçbir zaman savaş yürütmenin etkili bir aracı olmamıştır. Psikolojik etkileri bir tarafa bırakılırsa, konvansiyonel silahlar bir savaş yürütmede ve savaşı kazanmada çok daha üstün bir araç olduğunu kanıtlamıştır.

Irak ve İran arasındaki 8 yıllık ölümcül savaş esnasında, sinir gazı da dahil olmak üzere kimyasal silahlar kullanıldı. Ancak ABD Deniz Kuvvetleri tarafından hazırlanan “Çıkarılan dersler: İran-Irak Savaşı” başlıklı belge “Ek B: Kimyasal silahlar” alt başlığı altında, yaşanan ölümlerin %2-3'ünden daha azının kimyasal silah kullanımından kaynaklı olduğunu açığa çıkardı. Raporun sonuç kısmında, büyük çaplı kimyasal silah kullanımının bile taraflara çok az avantaj sağladığı değerlendirmesi yapılıyor ve bu tür silahlarla yapılan saldırıların, sınırlı fayda sağlamak için bile mükemmel hava koşullarını ve coğrafi koşulları gerektirdiğini ileri sürüyordu. Daha küçük çaplı alanda ise kimyasal silah kullanımı taktik ve stratejik olarak faydasız olabilir – elbette, düşmanınızı töhmet altında bırakmak ve daha büyük bir savaşı meşrulaştırmak için kullanılmıyorsa.

Benzer bir şekilde, Ukrayna semalarında bir sivil uçağı düşürmek, yine aynı şekilde düşmanı töhmet altında bırakmak ve daha büyük bir savaşı meşrulaştırmak için yapılmıyorsa, savaştaki taraflara hiçbir fayda sağlamaz. Bunu seçip ayırabilmek, eleştirel düşüncenin bir ürünüdür – ancak temel olarak Batı medyası, insanları bundan yoksun bırakmıştır. Sunstein'ın sahip olduğu, Batı medyasından bir şekilde uzaklaşmış insanların hala onu izlemeye devam eden insanlar kadar kolay kandırılabileceği şeklindeki hatalı inanç, Higgins gibi insanların en sonunda bağımsız medyadan dışlanmasının ve onunla işbirliği yapıp onu kullanan sisteme geri dönmesinin sebebidir.

Hersh'e gelince: O, popüler olmadığı zamanda hakikate bağlı kalmanın, kişinin kendi haysiyetini korumak için ödemesi gereken küçük bir bedel olduğunu kanıtlamıştır. Haysiyetsiz kişilerin alayları ve suçlamaları solup gider, hakikat ise baki kalır. Hersh'ün yalanların altında işaret ettiği hakikat herkesin görebileceği şekilde yüzeye çıktığı zaman, bu haklı çıkma hali Higgins ve Kaszeta gibi kişileri herkesin görebileceği şekilde teşhir eder.

Üzerlerindeki meşruluk ve profesyonellik örtüsü çıkarıp alındığında, yarattıkları çürümüş sistemin bayağı, minyatür versiyonlarından ibaret kalıyorlar. “Danışmanlar” olarak varlıklarının bile, yetenekleri nedeniyle değil, haysiyetli insanların yapmayı reddettiği şeyleri yaptırma isteği nedeniyle onların peşinden koşanların çöküşünde yattığını kavramaksızın, onursuz işlerini yapmaya muhtemelen devam edeceklerdir. Fakat tıpkı onların “bağımsız inanılır seslerine” hararetle ihtiyaç duyan medya kuruluşları gibi, onları da dinleyenlerin ve okuyanların sayısı azalacaktır.

 

www.medyasafak.net

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg