Nazemroaya: İsrail'in İntikamı mı? Arap Dünyasındaki Kaosun Panoraması

Mahdi Darius Nazemroaya, Global Research'ta yayınlanan bu önemli analizinde, Ortadoğu'da yaşamakta olduğumuz tüm kaosun 1982'de İsrailli Oded Yinon tarafından yazılan projeyle olan şaşırtıcı benzerliğine ışık tutuyor...

2.9.2013 11:22:00

Yinon'un İntikamı mı? Arap Dünyasındaki Kaosun Panoraması

Mahdi Darius Nazemroaya

Global Research

Ortadoğu ve Kuzey Afrika Irak ve Fars Körfezi'nden Libya ve Tunus'a kadar bir istikrarsızlık yayına dönüşmüş durumda. Arap dünyasının ve Ortadoğu'nun neredeyse her köşesinde kaos ve şiddete rastlanıyor. Akan kan duracak gibi gözükmüyor.

Buna rağmen bölgedeki bir ülke mutluluktan dört köşe vaziyette. Washington ile birlikte bölgede sebep olduğu istikrarsızlık Tel Aviv'in elini rahatlatmış durumda. Etrafındaki kaos İsrail'e, kaygısız Mahmud Abbas'ın Filistin Yönetimi ile barış konuşuyor gözükürken Batı Şeria'da daha çok Filistin toprağı gasp etmek için ilerlemesine imkan sağladı. Şimdi tek ihtiyaç duyduğu şey ABD'nin İran'a ve müttefiklerine savaş açması.

Hâlihazırdaki karışıklıklar 1982'de yayınlanan Yinon Planında yazılanlara aşırı derecede benziyor. Bunun yazarı olan İsrail Dışişleri Bakanlığından Oded Yinon, projesinde Kuzey Afrika ve Ortadoğu'nun parçalanmasına davet ediyordu. Bu İsrail belgesi 1982'de yazılmış olabilir, fakat İsrail'in stratejik hedeflerini ve ideallerini temsil ediyor. Buna göre “Mısır'ı ayrı ayrı coğrafi bölgelere ayırmak İsrail'in siyasi hedefidir”. Bu aynı zamanda İngilizlerin, daha sonra Amerikan dış politikasına transfer edilen bölgedeki kolonyal projelerinin devamı niteliğinde. Neo-conların ve Ralph Peters'in peşinde olduğu “Yeni Ortadoğu” hakkındaki görüşlerini de açıklıyor. Aynı şekilde Richard Perle tarafından İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu için yazılan belge de Yinon Planına dayanıyor ve Obama yönetiminin ve Netanyahu hükümetinin Suriye konusundaki mevcut pozisyonu hakkında açıklayıcı bilgiler ihtiva ediyor.

Demokratik Olmayan Arabistan

Arap yarımadası patlamaya hazır barut fıçısı gibi. Bütün rejimleri çok kırılgan ve ABD ve dış yardımlar olmaksızın ayakta kalmaları mümkün değil.  Temel dertleri hayatta kalabilmek, fakat özgürlük yokluğu ve baskı tıpkı tüm Arabistan'ı yakacak devasa bir yangını tutuşturacak toksit yığınağına benziyor. Yine İsrail'in planına göre “Tüm Arap yarımadası iç ve dış baskılar nedeniyle parçalanmak için doğal bir aday ve bu durum, özellikle Suudi Arabistan için kaçınılmaz bir şey.”

Fars Körfezi'nin kıyı devletleri, Umman Sultanlığı hariç içerde ve bölgede Şii-Sünni ayrılığını tutuşturmak için uzun süredir aktifler. Bunu, yönetici ailelerin diktatörlüğü ve feodal hiyerarşileri için meşruiyet elde etme çabalarının bir parçası olarak görüyorlar. Bu onların hayatta kalabilme stratejisinin bir parçası ve ölümcül önemde. Suudi ordusu hem Bahreyn'e, hem de Yemen'e müdahale etti ve İran'ın bölgesel komplosu ve Şii Müslümanların ihanetine karşı savaştığını iddia etti. Arabistan Yarımadası Şiileri, ayrımcılığa uğramalarının yanında İran ile ilişkide olmakla da suçlanıyorlar ve bu uğradıkları baskıyı haklı göstermekte kullanılıyor. Suudi Ayetullah Nim Bakır el Nimr'in sözleriyle, onların ne İran ne de başka bir devletle bağları ve sadakatları var.

Bahreyn'in silahsız halkı, Halife rejiminin ve onun çoğunlukla Ürdün, Yemen ve Pakistan gibi yabancı ülkelerden gelen güvenlikçilerden müteşekkil ordusunun vahşetiyle yüzleşirken dünya seyretti. Bahreynliler, özellikle de Baharna'nın yerli halkı, Halife'nin yabancıları vatandaş kabul etme ya da dışardan çağırarak Bahana'dakiler ve diğer Bahreynli topluluklarla yer değiştirme gibi nüfus transferi ve iskân programları yüzünden giderek marjinalize oluyorlar. Bahreynlilerin çoğunluğu sistematik olarak ayrımcılığa uğruyor ve gettolarda yaşamaya zorlanıyorlar, zira onların yerine yabancılara verilen önemli mesleklerden ve devlet kademelerinden uzak tutuluyorlar. Halife'nin terör hükümeti ve gizli polisine ek olarak, Halife rejimi Bahreynlileri parçalanmış, kendilerini de iktidarda tutup meşru gösterebilmek için kasıtlı olarak Şii-Sünni gerilimini kışkırtıyor. Kısaca Bahreyn, yabancı işgali altındadır.

Suudi Arabistan'da, kadın düşmanlığının ve dehşetin atalar tapıcısı krallığında da, halk tarafından Suud rejimine karşı sergilenen bir ayaklanma var. Acımasız bastırmalara rağmen 2011 yılından itibaren tüm Arabistan'da eşitlik, temel özgürlükler ve keyfi tutuklanmama hakkı için düzenlenen istikrarlı protestolar gerçekleştiriliyor. Suudi Arabistan'da saray darbeleri söylentileri de çok yaygın. Bunların sonuncusunun neticesinde, Suudi Arabistan Kralı Abdullah, Prens Halid bin Sultan'ı, Suudi savunma bakanlığı yardımcılığı görevinden azlettikten kısa bir süre sonra ev hapsine attı.

Gerçekte, Arap petro-şeyhlikleri çok zayıf temelleri olan sallantılı yapılardır. Prensleri birleştiren şey hepsinin güvenlikte olmamalarıdır, fakat hepsinin elinde uygun şartlar gerçekleşip kavga patlak verdiğinde birbirlerine karşı kullanabilecekleri bir düşmanlıklar listesi vardır. Bu petro-şeyhliklerinin bölgeye yaymakta oldukları fitne ve terörizm eninde sonunda yüzlerinde patlayacaktır. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan hâlihazırda Müslüman Kardeşler'in Fars Körfezi'ndeki yükselişinden fena korkmaktadır.

Yemen'de ise, ülkenin 1990'da birleşen iki ayrı parçasının -Yemen Arap Cumhuriyeti (Kuzey Yemen) ve Güney Yemen (Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti)- tekrar ayrılma riski bulunmaktadır. Kötü durumdaki Yemen rejimine karşı yapılan, kuzeydeki Zeydi Şii Müslümanlara ayrımcılık yapılmasından şikâyetçi Husi ayaklanması ve güneydeki güçlü ayrılıkçı hareket devleti nerdeyse çöküş aşamasına getirmiş ve Yemen'i ABD ve Körfez İşbirliği Konsülü (GCC) ve özellikle de Suudi Arabistan için bir oyun sahasına dönüştürmüştür. Yemen, Obama yönetiminin insansız uçaklarının ateş sahası haline gelmiştir.

Maşrik'te Kan Banyosu: Mezopotamya ve Doğu Akdeniz

İstikrarsızlık ve terörizm Irak'ı pençesine almıştır. Irak El Kaidesi olarak adlandırabileceğimiz gruplar Bağdat ve diğer yerlerde terör ve şiddet dalgası yaratmaya çalışmak suretiyle Irak'ı düşmüş bir devlet kılmaya çalışırken bu, Irak hükümetini düşürme yöntemi olarak kışkırtılmaktadır. Bu terör saldırıları ABD, İngiltere, İsrail, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye'nin Suriye'deki rejim değiştirme gündemleriyle de doğrudan ilişkilidir. Irak'taki terörist gruplar sınırı geçerek Suriye'deki isyancılarla birleşmiş ve “Irak ve Şam İslam Devleti” adını verdikleri yapıyı oluşturmuşlardır. Irak ve Suriye'de ikiz siyaset izlemektedirler.

Irak üç bölgeye ayrılmıştır. Irak'taki Kürdistan Bölgesel Hükümeti gerçekte bağımsızdır ve Suudi Arabistan ve Türkiye gibi ülkeler Sünni Araplar arasındaki yoksunluk duygusundan yararlanmaktadırlar. Dış güçler, Irak'ta Şiiler ve Sünniler ve Araplarla Kürtler arasında ayrılık yaratmak için hiçbir fırsattan geri kalmıyorlar, tıpkı Suriye'de ayrılık doğurmak için gayret göstermeleri gibi.

Oden Yinon'un Irak için deklare ettiği de buydu: “Arapların kendi aralarındaki her çeşit mücadelesi bize kısa dönemde yardım edecek ve Suriye ve Lübnan'da olduğu gibi Irak'ı da küçük parçalara ayırma şeklindeki daha önemli hedefimize giden yolu kısaltacaktır. Irak'ta ve Suriye'de, tıpkı Osmanlı dönemindeki gibi etnik ve dini sınırlarla ayrılmış eyaletler taksimi mümkündür. Böylece, ana şehirler etrafında üç (ya da daha fazla) devlet ortaya çıkacaktır: Basra, Bağdat, Musul ve güneydeki Şii bölgeler kuzeydeki Sünni ve Kürt bölgesinden ayrılacaktır.”

Suriye'de akan kan Irak'ı bile aşmıştır. İsrailli ve Amerikalı analistler, uzmanlar ve politika yapıcıları bu ülkenin de çöküp parçalanacağından eminler. Dış destekli hükümet karşıtı güçler ülkedeki fitneyi ve nefreti yaygınlaştırmak için mezhebi aidiyetlerine göre sivil insanları öldürmektedirler.

İsrail'in Yinon Planına tekrar dönelim: “Suriye ve Irak'ı Lübnan'da olduğu gibi etnik ya da dini anlamda türdeş bölgelere ayırmak İsrail'in doğu cephesindeki uzun erimli başlıca hedefidir, bu ülkelerin askeri güçlerinin çözülmesi de kısa dönemli ana hedefimizdir. Suriye etnik ve dini yapısına göre tıpkı bugün Lübnan'da olduğu gibi birkaç devlete ayrılacaktır ve böylece kıyıda bir Şii Alevi devleti, Halep bölgesinde Sünni bir devlet, Şam'da kuzeydeki komşusuna düşman başka bir Sünni devlet ve muhtemelen bizim Golan'da ya da Havran ve kuzey Ürdün'de bir de Dürzi devleti.”

Küçük Lübnan'da Suriye'deki olayların sonucu ve özellikle Müslümanlar arasında iç savaşı ateşlemek isteyen dış güçlerin yardımıyla gerginlikler giderek büyüyor. Suriye'deki hükümet karşıtı militanları ve El Kaide'yi desteklerken Suudi Arabistan ve Körfez İşbirliği Konseyi'nden yardım gören ve kendilerine Saad Hariri'nin Gelecek Partisi ve 14 Mart İttifakı ile siyasi bir örtü de sunulan küçük sapkın grupların Lübnan'da neden olduğu kargaşa sürüyor. Yinon Planına göre “Lübnan'ın toplamda beş bölgeye ayrılması Mısır, Suriye, Irak ve Arap Yarımadası için de bir başlangıç olacak.”

Lübnan'da önce Beyrut'ta iki Şii Müslüman bölgenin, sonra da Trablus limanındaki Sünni Müslümanların hedeflenmesiyle yeni bir terörizm dalgasına start verildi. Buradaki amaç Şiiler ve Sünnilerin birbirleri karşısında terör saldırıları gerçekleştirdikleri ve Trablus'un bombalanmasının Beyrut'taki saldırıya verilmiş bir Şii cevabı olduğu izlenimini vermektir.

Kuzey Afrika

Tunus giderek büyüyen bir krizle yüz yüze. Tunus güvenlik güçleri ve Cezayir sınırındaki militan gruplar arasında silahlı çatışmalar sürüyor. Şükrü Bileyd ve Halk Hareketi Partisinden Muhammed Brahmi gibi iki muhalif politikacı öldürüldü. Tunuslu muhalefet partileri ve sendikacılarınca yapılan ve Nahda Hareketi'nden Başbakan Ali Laarayedh'in istifasını isteyen protestolar giderek artıyor.

Yan komşu Libya'nın durumu ise daha kötü. Bu ülke Tunus'a ve diğer çevre ülkelere silah kaçırmakta kullanılıyor. Petrol bölgelerinde çatışmalar var ve ülke etkili bir şekilde parçalanmış halde. Libya hükümetinin topraklarına olan hâkimiyeti çok sınırlı. Gerçek hâkimiyet sokaklardaki militanların silahlarında. Mistrata bölgesindeki milislerin ülkenin daha büyük bir parçasını kontrol ederek Zintan ile çatışması korkusuyla birlikte tansiyon da giderek yükseliyor.

Gözlemciler 2011 yılında iki parçaya ayrılan Sudan'ın, kabileci çatışmaların yoğunlaşması nedeniyle daha büyük bir şiddete tanıklık edebileceği ve Hartum hükümetinin bunlar üzerindeki kontrolünü kaybedebileceği uyarısında bulunuyorlar. Her ne kadar Güney Sudan buraların zenginliğini ve halkını sömürmek isteyen yatırımcılar için bir neoliberal cennet haline geldiyse de, kanunsuzluk, etnik gerilimler ve şiddete batmış durumda. Buradan bir ders alınmalıdır. Güney Sudan, Sudan'ın bir parçasıyken çok daha iyi ve barış dolu bir yerdi.

Şimdilerde Kuzey Afrika'da iki silahlı grubun birleştiğine dair haberler geliyor. Mağrip El Kaidesi lideri Muhtar Belmuhtar, Batı Afrika Tevhid ve Cihad Hareketi ile yapılan yeni birleşmeyi ilan etti. Bu gruplar Cezayir ve Mali gibi yerlerde etkililer ve dış güçlerin Kuzey Afrika'ya müdahale etmeleri için mükemmel bir bahane sundular. Bugünlerde Kuzey Afrika'nın Atlantik sahilinden Nil deltasına kadar uzayacak Mısır'daki yeni bir savaşa katılmayı planladıklarını ilan ediyorlar.

Mısır'daki Kan Banyosu

Arap ülkelerinin en büyüğü olan Mısır Arap Cumhuriyeti Cezayir modelini takip ediyor. Ordu gücünü korumakta azimli. Mısır aynı zamanda İsrail'in Arapları felçli halde tutma planında da merkezi rol oynuyordu. Yinon, Mısır hakkında şöyle diyor: “Mısır pek çok otoriteye bölünür de parçalanırsa, Libya, Sudan ve hatta daha uzaktaki devletler bile mevcut halleriyle kalmaya devam edemez ve Mısır'ın düşmesi ve çözülmesine eşlik ederler.”

Yinon Planı Mısır hakkında iki önemli şey söylüyor. Birincisi şöyle: “Milyonlarca insan açlık sınırında, çalışabilecek nüfusun yarısı işsiz ve dünyanın nüfus yoğunluğu en üst olan bu bölgesinde barınma imkânları kısıtlı. Ordunun dışında etkili işleyen tek bir kurum yok, devlet daimi bir iflas halinde ve barıştan beri bütünüyle Amerikan dış yardımına bağlı.”

İkincisi de şu: “Dış yardım olmasa kriz hemen yarın gelir.”

Oded Yinon her nerdeyse gülüyor olmalıdır. Her şey istediği gibi gidiyor gözüküyor, en azından Arap Dünyasında.

Çev: Ozan Kemal Sarıalioğlu

medyasafak.com