Barrett: Malezya uçağının kaybolması, 11 Eylül’le bağlantılı

Aktarıcı sinyalleri gizemli bir şekilde kayboldu. Jet uçakları güzergahlarından çıktı, arkasından iz bırakmadan yok oldu. İmkansız görünen cep telefonu çağrıları da gizemi arttırıyor. 11 Eylül’de olmuştu. Şimdi Malezya’da yine oldu.

14.3.2014 14:56:43

 

 

Dr. Kevin Barrett

 

Press TV

 

 

Aktarıcı sinyalleri gizemli bir şekilde kayboldu. Jet uçakları güzergahlarından çıktı, arkasından iz bırakmadan yok oldu. İmkansız görünen cep telefonu çağrıları da gizemi arttırıyor.

 

11 Eylül'de olmuştu. Şimdi Malezya'da yine oldu.

 

Malezya Havayolları'nın MH370 uçağındaki yolcuların aile fertleri, kayıp sevdiklerini aradıkları zaman çalma sesi duyduklarını aktarıyorlar. Sosyal ağ siteleri, kayıp yolcuları “çevrimiçi” gösteriyor. Havayolu firması, mürettebatın cep telefonlarından çağrılar aldıklarını aktarıyorlar.

 

Londra'da yayınlanan Daily Mail gazetesine göre "Malezya Havayolları yetkilisi Hugh Dunleavy ailelere, şirketinin mürettebattakilerin cep telefonlarını aramaya çalıştıklarını ve kendilerinin de çalma sesi duyduklarını doğruladı. China.org.cn sitesine göre, yakınları kaybolan 19 aile, sevdiklerini aradıklarında telefonun çaldığını fakat yanıt alamadıklarını teyit eden ortak bir beyannameyi imzaladı.”

 

Söylenenler dudak uçuklatıyor. Yine Daily Mail gazetesinden alıntı yapalım:

 

"Telekomünikasyon uzmanı Alan Spencer, MailOnline'a telefonlar gerçekten çalıyorsa, kategorik olarak denizin altında olmalarının mümkün olmadığını söyledi. Telefonların yalnızca ‘açık olmaları, suda olmamaları, bataryanın dolu olması ve bir mobil telefon istasyonuna yakın olmaları' halinde çalabileceğini ekledi. Bunun anlamı, eğer telefonlar gerçekten çalıyorsa, uçağın denize değil, karaya inmiş olması ve örneğin bir ormanın ortasında değil, telefon istasyonunun bulunduğu bir yerde olması gerektiğidir.”

 

Belki de bu sıradan bir uçak kazası değildi.

 

Malezyalı yetkililer yer kontrol merkezinin, kalkıştan yaklaşık iki saat sonra 370 sefer sayılı uçakla irtibatı kaybettiğini aktarıyor. 11 Eylül'deki dört uçakta olduğu gibi, aktarıcılar açıklanamayan bir şekilde devre dışı kaldı ve uçak, yörüngesinden tamamen ayrıldı. Bunlar olurken mürettebat hiçbir imdat sinyali göndermedi, oysa bu sadece birkaç saniye alırdı. Yetkililer, 370 sefer sayılı uçağın güzergah dışında yüzlerce mil uçtuğunu, kuzey yerine batıya doğru gittiğini ve sonra kaybolduğunu aktarıyor.

 

Kayıp uçak görünüşte suya düşmüş olamaz; eğer öyle olsaydı cep telefonları çalmazdı. Cep telefonu servisinin olduğu bir yere çarpmış – veya inmiş – olması gerekir.

 

Bazı analistler uçağın çalındığına inanıyor. Onlara göre bu, muhtemelen uzaktan kumanda kullanılmasıyla, “içeriden gelen” bir kaçırmaydı.

 

Radyo programcısı Michael Rivero bunun nedeninin para olup olmayacağını merak ediyor: "370 sefer sayılı uçak, çalıntı arabaların parçalandığı bir atölyede mi? Bir 777 uçağı kabaca 300 milyon dolar maliyetindedir. Nadirlik fiyatları yukarı çektiği için, bir 777 uçağının parçaları, satış sonrası piyasasında en az 100 milyon dolar değerinde olacaktır. Uçağın kaybolması, iz bırakmaması ve güzergah dışında bu kadar çok uçması için bir sebep var! Eğer benim teorim doğruysa, Malacca aramaları hiçbir şey bulamayacaktır. Ben olsam, büyük hangarları olan bu bölgede, terk edilmiş/kapanmış hava sahalarına bakmaya başlardım.”

 

Amerika'nın önde gelen fizikçilerinden Dr. David Griscom, “Truth Jihad Radio” isimli radyoya verdiği özel röportajda, MH370 uçağının, 11 Eylül yanıltma harekatının arkasındaki uluslararası terörist çetesi tarafından çalınmış olup olamayacağını sorguladı. Griscom şunları söyledi: “Fransa'dan çıkan yeni yolcu uçakları şimdi kontrollü uçuş uçaklarıdır ve bu beni korkutuyor, çünkü bu türden bir dizi uçak, benim kaza yaptığını ve kaybolduğunu düşünmediğim biçimlerde ortadan yok oldu; bu uçaklar (uzaktan kumanda yoluyla) kaçırıldı ve birileri bu uçakları, bir yerlerde yapılacak başka bir yanıltma saldırısı için bir araya getiriyor. Bir Boeing 777 olan Malezya uçağı, bunun (açıkça uzaktan kaçırmanın) sadece son örneği. Bundan önce Brezilya'dan Paris'e giden 744 uçağı vardı. İnanılmayacak anormal koşullarda kaza yaptı. Ve birkaç gün sonra, uçağın ‘çeşitli parçalarının' suda yüzdüğünü gösterdiler. Tamamen sahnelenmiş! Bir parçası, uçağı vuran dalgalardan bir sonrakinin batırmış olması gereken bir parçaydı.”

 

Dr. Griscom, Malezya'nın 370 sefer sayılı uçağından gelen anormal cep telefonu aramalarının, 11 Eylül 2011'de kaçırıldığı varsayılan uçakların yolcularından gelen aramaları hatırlattığını vurguladı. Her iki örnekte de “imkansız” cep telefonu aramaları uzmanları şaşırttı.

 

FBI ve medya başlangıçta 11 Eylül'de kaçırılan uçaklardan gelen 15 cep telefonu çağrısından söz etmişti. Alıcılardan en az biri, Deena Burnett, UA93'de yolcu olan kocasının onu telefonla aradığından kesinlikle emindi ve arayan kısmında onun numarasını görmüştü. Sorun ise şuydu: Burnett'in aramasının ve diğer varsayılan cep telefonu aramalarının, yüksek irtifada, çok hızlı bir şekilde ve 2001'deki cep telefonu teknolojisinin erişim menzilinin çok ötesinde uçan uçaklardan gelmesi mümkün değildi.

 

Dr. David Ray Griffin, "Phone calls from the 9/11 planes: How they fooled America" [“11 Eylül uçaklarından gelen telefon aramaları: Amerika'yı nasıl kandırdılar”] başlıklı makalesinde, 11 Eylül'deki cep telefonu çağrılarının – en başta da Bush Yönetimi'nin amigosu Barbara Alson'un kocası ve Bush'un başsavcısı Ted Olson'dan gelen “çağrıların” – sahte olması gerektiğini söylüyor.

 

FBI da Dr. Griffin'le aynı fikirde. Beş yıl boyunca Amerikan halkına “cep telefonu çağrılarından” söz eden FBI, 2006'da hikayesini radikal bir şekilde revize etti ve 11 Eylül'deki varsayılan 15 telefon aramasının 13'ünün hiçbir zaman gerçekleşmediğini söyledi. Hayret verici bir şekilde FBI, Ted Olson'un, karısının yaptığı ve kaçırılan 77 sefer sayılı uçaktan geldiği varsayılan meşhur telefon çağrılarını hiçibr zaman almadığını kabul etti.

 

Olson, adaleti bloke etmekten derhal tutuklanmalıdır.

 

FBI, 11 Eylül'deki başka cep telefonu araması anormalliklerini ise kabul etti. Örneğin, FBI'a göre, 93 sefer sayılı uçaktan gelen varsayılan aramalardan biri, varsayılan kazadan sonra iki saat altı dakika sürdü, bir diğeri de resmi kaza saatinden sonra 65 dakika sürdü.

 

FBI'ın her zaman için, "Usame Bin Ladin hiçbir zaman 11 Eylül'le bağlantılı olarak aranmadı, çünkü Bin Ladin'in 11 Eylül'le herhangi bir ilişkisinin olduğuna dair sağlam bir delil yoktur" şeklindeki resmi tutumu alması şaşırtıcı değildir. FBI, 11 Eylül'ün içeriden gelen bir iş olduğunu biliyor. Elias Davidsson'un “Hijacking America's Mind on 9/11” [11 Eylül'de Amerika'nın aklının kaçırılması”] kitabının izah ettiği gibi, 11 Eylül için suçlanan 19 Araptan hiçbirinin, kaçırıldığı varsayılan uçaklarda dahi olmadığını biliyorlar.

 

Pentagon denetçisi, Siyonist bir aşırıcı olan Dov Zakheim, 11 Eylül'den kısa bir süre önce Pentagon'un hesaplarından 2.3 trilyon dolar çıkarmayı başardı. Zakheim'ın SPC şirketi, operatörlerin uzaktan kumanda yoluyla uçağın kontrolüne ele geçirmesini ve onları yerden uçurmasını sağlamak üzere tasarlanmış bir “uçuş bitirme sistemi” icat etti. Zakheim'ın “uçuş bitirme sistemi”ni geliştiren temel kişilerden bazıları, 11 Eylül uçuşlarında yer aldılar. Susturuldular mı? Yahut ödüllendirildiler ve kendilerine, Ulusal Güvenlik Tanık Koruma Programı dahilinde yeni birer kimlik mi verildi?  

 

Zakheim'ın "uçuş bitirme sistemi" 11 Eylül'de kullanılmış görünüyor.

 

Malezya Havayolları'nın 370 sefer sayılı uçuşunda da kullanılmış olabilir mi?

 

 

Çev: Selim Sezer

 

medyasafak.com