Yabrud: Hiç kimsenin mezarlığı olmayan şehir

Suriyeli muhalif savaşçılar, Yabrud savaşından aylar önce yaptıkları tehditlerinden hiçbirini gerçekleştiremedi. Muharebe yaklaşırken kaçtılar ve geride, duvarlara yazılmış boş sloganlar bıraktılar. Şehir şimdi, kuşatmadan önce kaçan sakinlerin dönüşüyle normal hayata dönmeyi bekliyor.

25.3.2014 11:31:08

 

 

Raşa Ebi Haydar

 

El Ahbar

 

 

Suriyeli muhalif savaşçılar, Yabrud savaşından aylar önce yaptıkları tehditlerinden hiçbirini gerçekleştiremedi. Muharebe yaklaşırken kaçtılar ve geride, duvarlara yazılmış boş sloganlar bıraktılar. Şehir şimdi, kuşatmadan önce kaçan sakinlerin dönüşüyle normal hayata dönmeyi bekliyor. Fakat şehirde insanlar yokken hayat nasıldı? Geride kalan siviller ve askeri liderler ne anlatmalılar?

 

“Kafirlere galebe çalan El Nusra'yı selamlıyorum”, “Kusayr düşmedi ve düşmeyecek, fakat siz düşeceksiniz”, “Kalamun hazır, gelin ve mezarlarınıza girin”, “Yabrud: kafatasları şehri”… Bunlar, hiçkimsenin mezarlığı olmayan Suriye şehri Yabrud'un duvarlarına sprey boyalarla yazılmış sloganlara birkaç örnek. Gerçekte buradaki savaş, tehditlerde bulunanların kaçıp sahneyi terk etmesi nedeniyle kısa sürdü.

 

Yabrud'daki yıkımın düzeyi, şiddetli çatışmalara tanık olan şehirlerle karşılaştırınca sınırlı. Savaşçıların acele içinde kaçmadığı belli, zira eşyalarının çoğunu paketleyip yanlarında götürmelerine yetecek kadar zamanları oldu.  Sokağın kenarında bırakılan çantalarda Suriye pasaportları ve bir Lübnan pasaportu bulunuyor. Her ne kadar şehirde bir temizleme operasyonu gerçekleştirilmiş olsa da, Suriye ordusu askerleri ve Hizbullah savaşçıları halen, gizlenmiş veya çalınmış silahları, yahut patlayıcı yüklü araçları bulmak için bazı bölgelere baskınlar düzenliyor.

 

Metruk haldeki pek çok bina, evleri ve boş dükkanları kapısız ve penceresiz bırakan bombalamalarda zarar gördü. Bazı askerler balkonlarda oturuyor ve geçenlere el sallayıp zafer işareti yapıyordu. Orduya bağlı askerler, cumhuriyet muhafızları ve Halk Komiteleri her yere, özellikle de birkaç gün önce Suriye bayrağının dikildiği şehir merkezine konuşlandı. Zaman zaman kutlama amacıyla havaya ateş açıldı ve halen çatışmaya tanıklık eden yakın bölgelerden ara ara çatışma sesleri duyuldu. Bu esnada Flita'yı vuran top atışları henüz durmadı. 

 

Medya çalışanları şehir merkezini terk etmeye başlarken, askerler nihayet dinlenmeye biraz zaman buldu; bazıları bir parkta güneş altında uyurken bazıları futbol oynadı.

 

Muhalif savaşçıların “Suriye ordusunun ve Hizbullah'ın mezarlığı” diye övdüğü Yabrud şehri önceki hafta Cumartesi günü öğlen saatlerinde düştü ve bir saha komutanına göre muharebe “sadece 24 saat sürdü”. El Sahl ve Mezaraat Rima köyleri ile bölgenin geri kalanını yukarıdan gören yeşil bir tepeden bakan bir kişi, muharebenin seyrini ve savaşçıların nasıl kuşatmayı yarıp kaçabildiğini anlayabilir.

 

Tepeden yukarıya çıkan yolda, bazıları yerde dinlenen, bazıları ıslak askeri üniformasını asan askerler gördük. Bu sırada güvenlik güçleri, tepenin en üst noktasında, Mar Marun tepesinin önünde bulunan noktada durumu gözlemliyordu. Komutan, “Yabrud'u çevreleyen tepelerdeki kuşatmanın ardından bütün savaşçılar kaçtı” diye izahatta bulundu.

 

Komutan, ordunun çevre tepelerin kontrolünü ele geçirmesinin ardından savaşçıların geri çekildiği Kusayr muharebesiyle olan benzerliklere dikkat çekti. Yabrud şiddetli çatışmalara tanık olmamıştı, zira ağır çatışmalar şehrin eteklerinde gerçekleşmişti.

 

Saha komutanına göre Mar Marun tepesi, savaşçılar “tamamen kuşatma altına alındıktan” sonra Yabrud'a girmeye giden yolun döşenmesinde temel bir rol oynadı. “Şehrin içinde iki bin altı yüz savaşçı vardı; bunların çoğu El Nusra cephesindendi ve diğerleri de Kusayr kırsalından kaçan savaşçılardı” diyen komutan, “30 savaşçının yakalandığını” belirtti.

 

Komutan, “Yabrud, askeri ve siyasi bir mesajdı” ve “yeni sürprizler yolda” vurgusunda bulundu. Ordu, El Nusra savaşçılarına ait olan, örgüt ismi taşıyan kıyafetler gibi bazı eşyalar buldu, “ancak onlar geride başka bir şey bırakmadı, eşyalarının çoğunu kaçmadan önce götürdüler”.

 

Az sayıda aile kaldı

 

Komşu Mezraat Rima'da, çatışmanın yoğunlaşması üzerine Yabrud sakinlerinin çoğu şehri terk etti, fakat az sayıda aile burada kaldı. Sivilleri sorduğumuz zaman bir asker bir eve işaret etti ve “burada hiçbir zaman kasabayı terk etmeyen bir karı-koca bulduk” dedi.

 

Eve doğru yöneldik ve birkaç dakika bekledik. Kırmızı yanaklı, ellili yaşlarının ortasında bir kadın telaş içinde bizi karşıladı. Hıçkırarak ağlar halde, “yemin olsun ki sizi gördüğümüz için çok mutluyuz” dedi. Bize muharebe sırasında kocasını evin içinde nasıl sakladığını anlattı. Başlangıçta elektrik olmadığı için ışıkları kapatmak zorunda kalmamışlar. Özellikle ordunun şehre girmesinden önceki son iki gün, kulakları sağır eden top seslerini duymuşlar. “Evimiz sarsılıyordu” diye anlatıyorlardı.

 

Orta yaşlı çift bize yiyecek bir şeyler ikram etmek için ısrarda bulundu. Malak acele içinde bize kahve ve şekerleme getirip “bize bir ay yetecek tedarik hazırladık” dedi. Muhammed bir berber dükkanına sahip ve on yıldır bu evde eşiyle birlikte oturuyor. Köken olarak Halepliler, fakat “burada iş imkanları daha iyi, o halde niye buradan ayrılalım?” diyorlardı. Neden şehirden kaçmadıklarını sorduğumuzda Muhammed “Biz Suriye ordusuna ve bizi yüzüstü bırakmayacaklarına inandık” dedi ve ekledi: “Kuşatma altındaydık ama Allah'a şükür yiyeceğimiz varıdı, bu yüzden endişe etmedik.” Suriye'deki durum hakkında konuşmaya başladığında “evlat, ülkedeki durum bir film gibi, ama gerçek hayatta yaşanıyor” dedi. Eşi araya girerek “Yabrudlular sevecen ve zeki insanlardır, öğrenmeyi severler” dedi ve ekledi: “Biz Halepliyiz, on yıldır burada yaşıyoruz ve hiçbir zaman kimse bizi rahatsız etmedi.”

 

Muhammed, savaşçılar kasabaya geldiğinde berberlik yapmaya devam etmiş. “Sosyal bir işim var ve bir sürü insanla tanışıyorum, onları dinlerdim.” Yerel müşterileri varmış ve muhalefet savaşçıları bile dükkanına gelmiş. “Hepsi yabancıydı, hiçkimse onlarla konuşmuyordu, hepsi paralı askerdi. Onların saçlarını keser ve sadece dinlerdim, burada hepimiz bunu yaptık” dedi.

 

Muhammed Suriye'nin eski haline dönmesi için dua etti ve “bu sadece bir safha, Halep'teki ailemiz kaçmadı; biz burada daha kolay atlattık” dedi. Muhammed şekerlemeden almamız için ısrar etti, sonuç olarak açık dükkan ya da lokanta yoktu ve misafirinizi şereflendirmemeniz ayıp kabul edilir.

 

Şehrin iç yollarında sivil bir araç içinde iki adamla karşılaştık. Bunlar, sivillerin geriye dönmesinden önce şebekeyi kurmaları için elektrik şirketi tarafından gönderilmiş iki çalışandılar.

 

Yabrud Elektrik Dairesi müdürü Haldun Hadda, bir hafta önce ailesiyle birlikte Şam'a gitmiş, fakat şimdi işine geri dönmüş. “Sivillerin dönüşünden önce istasyona elektriği geri getirdik” dedi ve Mezaraat Rima'da çatışmaların patlak verdiği bir hafta öncesine kadar hayatın normal ve yerinde olduğunu vurguladı. Çalışma arkadaşı da bir hafta önce Deir Attiyeh'e gitmiş. “Hepimiz geri dönüyoruz. Önümüzdeki iki günde sakinlerin geri dönmeye başlamasını bekliyorum” dedi.

 

Şehir sakinlerine savaşçılar tarafından zarar verip verilmediği sorulduğunda siviller ve askerler yanıt olarak, sakinlerin canlarının yalnızca bir nedenle bağışlandığını söylediler: “burası zengin bir şehir, savaşçılar fabrikaları ve geri kalan herşeyi denetimlerine almışlardı, bu yüzden memnundular.”

 

Yıkılan kiliseler

 

Malula'daki Mar Takla manastırından kaçırılan rahibeler, aylar boyunca Yabrud'da tutuldu. Kaçıranlar tarafından, rahibelere iyi ve şefkatli muamele ettiklerini göstermek amacıyla yayınlanan video, Yabrud'da arkalarında bıraktıkları yıkım ve nefret gerçekliğiyle keskin bir karşıtlık içinde. El-Emel hastanesinden birkaç mil uzaklıktaki Yabrud Rum Katolik Kilisesi'ni ziyaret etmek, işledikleri korkunç fiilleri görmek için yeterliydi. Kilise mihrabına yöneldiğimizde, kırılmış sandalyeler, parçalanmış resimler ve ikonlar gördük. Bir İsa heykelinin kafası gövdesinden ayrılıp, dağıtılan başka parçalarıyla birlikte yere atılmış, İncil nüshalarının çoğu yakılmıştı. Bölgeyi temizleyen bir Suriye askeri, “bunlar, silahlı tekfircilerin alametleri” yorumunu yaptı. Meryem Ana heykeline gelince, hâlâ yerinde duruyordu fakat yüzü ezilmişti.

 

Kilise yakınlarındaki bir sokakta yaşlı bir kadın, Devlet Başkanı Beşar Esad ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın resimlerinin asılı olduğu büyük evinin önünde duruyordu. Ümmü Edib bizi sıcak bir şekilde karşılayıp içeri aldı. Kendisi ve kocasının şehirde kaldığını söyledi ve “Gidecek başka bir yerimiz yoktu, ne yapabilirdik? Biz iman etmiş insanlarız, kaderimizi Allah'ın kudret eline bıraktık” dedi.

 

Ebu Edib bir cezveyle çıkageldi, ısrarla Yabrud'un özel kahvesini tatmamızı istedi. Muhalefet savaşçılarına lanet etti ve Suriye ordusunu överek “onlar kahramanlar; biz onların koruması altındaydık ve buradan gitmedik, onlar da bizi yüzüstü bırakmadı” dedi. Ümmü Edip de muhaliflere lanet etti ve “içimize kapandık, ordunun geldiğini biliyorduk, durumu tolere ettik ve yerimizde kaldık” dedi. Nasıl hayatta kalabildiklerini sorduğumuzda, “bir ay yetecek tedariğimiz vardı” dediler.

 

Birkaç mil ötede Hişam adında yaşlı bir adam, hasta karısıyla birlikte yaşıyordu. “Karım hasta ve ben sakatım, biz nereye gidebiliriz?” dedi. Hareket etmekte zorlansa da, elinde bir çaydanlık ve birkaç fincan taşıyordu ve gazeteciler arasında dolanıp ikramda bulundu. Deir Attiyeh'de okuyan oğlundan bahsederek “Ona iyi olduğumuzu söylemek istiyorum. Birkaç gündür bizden haber alamadı” dedi ve oğlunu aramak için bizden bir cep telefonu istedi. 

 

Hişam da şehri terk etmeye yanaşmamış. Kendi içine kapandığını söyledi ve “belki başkalarına zarar verdiler ama bizden isteyebilecekleri bir şey yoktu” dedi. Arkasından “onu uzun süre yalnız bırakamam” deyip, karısının yanına dönmek için müsaade istedi, ancak gitmeden önce bize şu sözleri söyledi: “Biz ölmekten korkmuyoruz, ben Suriye'de doğdum ve burada öleceğim.”

 

 

Çev: Selim Sezer

 

medyasafak.com