İran’ın Amerika’yı savaşta ezmek için kullanacağı strateji

Asıl olan, Devrim Muhafızları Ordusu’nun uzun süredir, güneyden çıkarma yapıp kuzeyde bulunan ana kentlere ulaşmaya çalışan bir işgal ordusuna karşı çıkarılacak ayaklanmalar ve yapılacak gerilla savaşı üzerine çalışmakta olduğu. Devrim Muhafızları tarafından “mozaik savunma” olarak adlandırılan bu taktik, Devrim Muhafızları’nın, Besic’in, ve düzenli ordu güçlerinin işbirliğini öngörüyor.

27.6.2015 11:16:20

 

 

Zachary Keck

 

 

National Interest

 

 

 

İran, henüz işgal bile başlamadan, Amerikan Ordusu'na ağır bedeller ödetebilir.

 

Başkanlık ofisine geçtiği 2009'dan beri, Başkan Barack Obama, İran'ın nükleer silah elde etmesini önleme amaçlı hava harekâtı seçeneğini elinde tutuyor. Siyasi görüşleri ne olursa olsun geniş bir yelpazeden Amerikalı politika belirleyicilerin, meclis üyelerinin ve siyasi elitlerin çoğu da Obama'nın bu tutumunu destekliyorlar.

 

Yine de, genel kanı, İran'ın nükleer tesislerine yönelik böylesi bir hava harekâtının, bu ülkenin nükleer silah elde etmesini önleyemeceği yönünde. Şüphesiz ki, yürütülecek kararlı bir hava saldırısı, İran'ın nükleer silah yapma kapasitesini geciktirecektir. Ancak, özellikle de Amerika'nın askeri müdahalesine karşılık olarak, halihazırda uygulanmakta olan yaptırımlarda bir çözülme olacağı ve bunun nihayetinde iktisadi bir rahatlamayı beraberinde getireceği düşünülürse, İran'ın çok geçmeden bu nükleer tesisleri tekrar kurup işleyecek duruma getirebileceği öngörülebilir.

 

İran'ın nükleer silah edinmesini önleyebilecek tek askeri seçenek, Amerika'nın bu ülkeyi işgal etmesi ve nihayetinde rejimi nükleer silah istemeyip statükoyu muhafaza edecek ABD müttefiki bir rejimle değiştirmesi. Amerika'nın, İran'ın nükleer silah edinmesini önleme konusundaki siyasetinin geniş bir destekçi kitlesi olmasına rağmen, böylesi bir seçeneği pek de kimse ciddiye almıyor.

 

Bunun bir nedeni de şüphesiz, Amerika'nın ardı ardına Irak ve Afganistan'da yaşadığı savaşların yorgunluğunu taşıması. Bununla birlikte, daha derine giden başka sebepler de var, mesela İran ordusundan kat be kat güçlü olmasına rağmen, ABD ordusunun İran'ı, Afganistan ve Irak'ı yaptığı gibi hızlı ve zahmetsizce işgal edemeyeceği gerçeği. Dahası, Tahran, henüz işgal başlamadan bile, Amerikan Ordusu'na ağır bedeller ödetebilir.

 

Muhtemel bir Amerikan işgaline karşı, İran'ın savunma yeteneği zorlu coğrafyası ile başlıyor. Özel bir istihbarat kurumu olan Stratfor'un açıkladığı gibi, “İran üç tarafı dağlarla, bir yanı okyanusla çevrili, ortasında geniş metruk araziler bulunan, fethedilmesi oldukça zor muhkem bir kaledir.”

 

“Suyun durdurucu gücü” ortadayken, işgal gücü için karadan yürütülecek bir operasyon her zaman için daha tercih edilebilirdir, özellikle de gelişmiş hassas güdümlü silahların olduğu günümüzde, denizden çıkarmalar bilhassa zordur. Bu yüzden, Amerika, tıpkı 2003'de Irak işgali sırasında yapmış olduğu gibi, İran'ın işgali için de karadan çıkarma yapmayı kesinlikle tercih edecektir.

 

Ancak, maalesef bu hususta pek de seçeneği yok. İlk bakışta, ABD'nin halihazırda askeri üslerinin konuşlandığı Batı Afganistan'dan yapılacak bir çıkarma en uygulanabilir seçenek gibi görünüyor. Ama, ne yazık ki bu aslında bir seçenek bile değil.

 

Lojistik açısından bakarak başlayacak olursak, özellikle de Amerika'nın Rusya ile ilişkilerinin oldukça kötüleştiği bu günlerde, Batı Afganistan'da böylesi büyük bir işgal gücünü konuşlandırmak büyük bir sorun olacaktır.

 

Bundan daha da önemlisi, sınır bölgesinin coğrafi yapısı. Öncelikle, sınır bölgesi küçük sayılabilecek sıradağlarla kaplı. Daha da kötüsü, Afganistan sınırından İran'ın büyük şehirlerinin çoğuna gitmek için iki büyük çölü geçmek durumundasınız: Lut ve Kevir Çölleri (Dasht-e Lut and Dasht-e Kavir).

 

Kevir Çölü (Büyük Tuz Çölü), bataklık kumuna da benzeyen tuz bataklıklarıyla özellikle korkutucu. Strafor'un değindiği gibi, “Kevir Çölü, kalın çamurun üzerine serilmiş ince tuz tabakası ihtiva ediyor, ve tuz tabakasının kırılmasıyla çamura gömülmek işten bile değil. Dünya üzerindeki en berbat yerlerden birisi.” Bu durum, Amerikan ordusunun mekanize alaylarını ve muhtemelen de motorize piyadesini işgale dahil etme kabiliyetini ciddi biçimde sınırlayacaktır.

 

İran'ın batı sınırları da davetkar olmaktan oldukça uzak. Kuzeybatı sınırını paylaştığı ABD müttefiki ve NATO üyesi Türkiye, Irak işgali sırasında ABD'nin topraklarını kullanma isteğini reddetmişti. Zaten, İran'ın Türkiye ile olan sınırını oluşturan –Irak'la olanın da bir kısmına uzanan- Zagros Dağları, geniş bir işgal hareketini neredeyse imkansız kılıyor.

 

İran'ın batı sınırındaki tek istisna, Fırat ve Dicle nehirlerinin oluşturduğu Şatt'ül-Arab su geçidi. 1980'lerde Saddam Hüseyin tarafından kullanılan işgal yolu da buydu. Ancak, Saddam'ın da farkettiği gibi, bu bölge bataklıklardan oluşuyor ve savunması kolay. Dahası İran topraklarına geçilmesinden kısa bir süre sonra işgal kuvvetlerini yine Zagros dağları karşılıyor. Yine de bu bölge, İran'ın zayıf noktası ve tam da bu sebeple İran, Şii Irak ve Irak hükümetini domine etmek için elinden geleni yapıyor. İran işgali için, Irak'tan İran'a saldırmayı düşünebilecek herhangi bir ABD Başkanı için kötü haber: İran, Irak hükümetini nüfuzu altına almakta büyük ölçüde başarılı da oldu.

 

Dolayısıyla, Amerika, İran'ı, bir yanı Fars Körfezi, diğer yanı Umman Körfezi olan yaklaşık 1300 kilometrelik güney sahillerinden işgal etmek zorunda kalabilir. İran bu küçük ihtimale karşı da nereden bakılsa yirmi beş senedir önlemlerini almakla meşgul, ve uzun süredir, hassas güdümlü akıllı füzeleri, hücum botları, insansız hava araçları, denizaltıları ve mayınları yoluyla, geçit vermeme (anti access / A2 ) ve bölgeye hapsetme (area denial / AD) stratejisini uygulama kapasitesini artırmanın peşinde.

 

Her zaman olduğu gibi, İran uygulayacağı bir geçit vermeme ve bölgeye hapsetme stratejisinde de sahilinin coğrafi yapısınının bütün avantajlarından faydalanabilecek. Coğrafyanın İntikamı (The Revenge of Geography) kitabında Robert Kaplan, İran sahilini, “koyları, körfezleri, kemerleri ve adalarıyla, kamikaze saldırıları ve çarpma yoluyla ezme tekniğini kullanacak hücum botlar için mükemmel bir yer” diyerek tanımlıyor. Belki karadan kurulumlu füze sistemlerini gizleyebilmeyi de ekleyebilirdi.

 

CNA'in İran Çalışmaları Program Başkanı Michael Connell, İran sahilinin özelliklerini aktarmaya şu şekilde devam ediyor: “İran'ın deniz kuvvetleri için coğrafya hayati bir unsur. Bir çok yerinde 185 kilometrenin de altında bir genişliği sahip olan körfezin bu sınırlı alanında, uçak gemileri gibi geniş yüzeyli varlıkların manevra kabiliyetleri sınırlanıyor. Fakat bu İran Deniz Kuvvetleri'nin, özellikle de Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nin lehinde bir durum. Körfezin kayalıklarla kaplı kuzey sahilinde, tam da bölgeye uygun küçük hücum botlarıyla manevra yapılabiliyorlar. Bununla beraber, İran deniz yolları üstünde bulunan sayısız adasını da takviye etmiş durumda.”

 

Bunların hepsi de İran'ın geçit vermeme ve bölgeye hapsetme stratejisini uyuyor. 2012'de Amerikan Strateji ve Bütçe Değerlendirme Merkezi (Center of Strategic and Budgetary Assessments,) İran'ın bu geçit vermeme ve bölgeye hapsetme stratejisini Amerika'ya karşı nasıl kullanabileceğine dair bir çalışma yaptı:

 

İran [...] Amerika'nın Fars Körfezi'nde yürüteceği operasyonlara karşı asimetrik stratejiler üretiyor. Gayrinizami harp taktikleri uygulayarak, ABD ordusunun gelişmiş silah gücünü ve manevra yapma kabiliyetini Hürmüz Boğazı boyunca kısıtlamayı amaçlıyor. Melez geçit vermeme ve bölgeye hapsetme stratejisiyle, Fars Körfezi'nin avantajlarını akıllıca kullanarak, ABD askeri operasyonunun bölgedeki etkisini oldukça azaltabilir. Böylesi bir strateji tek başına İran'a savaşı kazandırmayabilir ancak, ABD Ordusu'nda yaşanacak ciddi zaman kayıpları ile maliyet artışları, İran'a saldırısı ya da baskısı için bir alan açabilir.

 

Anlaşılacağı gibi, ABD'nin güney İran'a çıkarma yapayım derken çok ağır kayıplar vermesi muhtemel. Üstelik, ABD'nin işi çıkarma yapmakla bitmiyor, İran'ın geri kalanını da fethetmesi gerekiyor.

 

Bir kez daha, coğrafya İran'ın lehine sahne alıyor, çünkü İran'ın büyük şehirlerinin çoğunluğu ülkenin kuzeyinde konumlanmış durumda ve onlara ulaşmak için en iyi şartlar altında devasa bir güç gerekiyor. Yeni başlayanlar için ekleyecek olursak, büyük bir işgal gücünün böylesi geniş toprak parçalarında ilerlemesi oldukça zordur. Dahası, İran gerçekten çok büyük bir ülke. Stratfor'un yazdığı gibi, “İran 1,684,000 kilometre kareye yayılan topraklarıyla dünyanın on yedinci geniş devleti. Bu, İran'ın, Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika, İspanya ve Portekiz'in topraklarının toplamından da geniş olduğu anlamına geliyor.”

 

Tabii ki, bir de ABD güçlerinin rahatlıkla görevlerini sürdürebilecekleri bir ortam olmayacak. Asıl olan, Devrim Muhafızları Ordusu'nun uzun süredir, güneyden çıkarma yapıp kuzeyde bulunan ana kentlere ulaşmaya çalışan bir işgal ordusuna karşı çıkarılacak ayaklanmalar ve yapılacak gerilla savaşı üzerine çalışmakta olduğu. Devrim Muhafızları tarafından “mozaik savunma” olarak adlandırılan bu taktik, Devrim Muhafızları'nın, Besic'in, ve düzenli ordu güçlerinin işbirliğini öngörüyor. Connell bunu şöyle anlatıyor:

 

Mozaik Savunma planı, İran'a hem stratejik bir derinlik sağlıyor hem de coğrafyasının zorlu şartlarını kendi avantajı haline getirerek, işgal gücüne karşı ayaklanmalar başlatmasını mümkün kılıyor. Düşmanın tedarik kanalı İran'ın içlerine doğru sarktıkça, bu hattın gerisinde bekleyen ve uyutulan hücrelere karşı iyice kırılabilir hale geliyor ki, Devrim Muhafızları da böylesi düşmanın ardına sarkan hareketlerle, düşmanı taciz edecek operasyonlar organize etmekte.

 

Arteş [İran Ordusu], zırhlı araçlar, piyadeler ve mekanize tugaylardan oluşan gücüyle, muhtemel bir işgal gücüne karşı ilk savunma hattını oluşturacaktır. Devrim Muhafızları da bu hatta destek olacaksa da, onların asıl yapacağı çoğunluğu Besic'in paramiliter güçlerinden oluşan işgal karşıtı bir halk direnişi organize etmek olacaktır. Devrim Muhafızları, Besic için, bazı hallerde personelinin Devrim Muhafızları'nın düzenli birimlerine dahil olacağı, Mo'in Planı olarak adlandırılan bir işgal zamanı seferberlik planı hazırmıştır.

 

Devrim Muhafızları ve Besic, düşmanın zırhlılarına ve helikopterlerine tuzak kurmak üzerine deneyim kazanıyorlar. İran'ın, işgalci gücü çabucak şehirlere davet edip, burada onların havadan gelen yardımlar ve manevra kabiliyetinden mahrum kalmasını bekleme niyetinde olacağı düşüncesiyle, eğitimlerinin bir çoğunu şehir ortamında gerçekleştiriyorlar. İran, saklanma, gizlenme ve aldatıcılık gibi savaş alanında hayatta kalma tekniklerini geliştirerek pasif savunmanın önemini vurguluyor.

 

Amerika, Irak ve Afganistan tecrübeleriyle, bir ülkeyi fethetmenin işin kolay kısmı olduğunu anlamış durumda. Asıl bedel ödeten kısım işgal. İran'ın işgali de, muhtemel zorluklarla daha da çetin bir hal alacağı görünse de, en azından Irak ve Afganistan'ın işgali kadar zor olacaktır. Nihayetinde, İran'ın işgali, bu ülkenin nükleer silah elde etmesini önlemek için atılabilecek en sonuç odaklı ve kesin adım olarak belirse de, Washington'ın bu adımı yakınlarda atmaya kalkması pek de muhtemel değil gibi görünüyor.

 

Çev: Mehmet Ali Beygider

 

 

www.medyasafak.net