Halep’e yolculuk, 1. Bölüm: NATO propagandasının altına gömülen hakikati açığa çıkarmak

Batı Halep’teki hükümet kontrolündeki bölgelerde 1.5 milyonu aşkın sivil yaşıyor ve bunlara, 2012 yılında Doğu Halep’ten kaçmış olan 600 bin sivil de dahil. Halep Tıp Birliği’ne göre şehrin teröristlerin işgali altındaki doğu kısmında yaşayan 200 ila 220 bin kişiden yaklaşık 50 bininin veya daha fazlasının sözde “isyancı” grupların üyeleri ve onların aileleri olduğu tahmin ediliyor.

17.10.2016 09:11:17

 

 

Vanessa Beeley

 

 

Mint Press News

 

 

Suriye halkı, ABD'nin, NATO üyesi ülkelerin, onların müttefiki olan Körfez devletlerinin ve İsrail'in desteklediği “ılımlı isyancılar” ve “muhalefet güçleri”nden ızdırap çekiyor. Ancak onların ızdırapları, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın dikte ettiği gündemi ilerletmediği müddetçe ana akım medya tarafından büyük ölçüde görmezden geliniyor.

 

 

HALEP, Suriye — Savaşın yıprattığı ülke hakkındaki algısı ana akım medya anlatılarının prizması içinde sınırlı olanlar için Halep, yıkımın ve “Suriye devletinin meydana getirdiği” şiddetin eş anlamlısı haline geldi.

 

NATO çizgisindeki medya, bu kuşatma altındaki şehirden gelen bilgiler üzerinde sıkı bir kontrol uyguluyor ve gelen her şeyin, Dışişleri Bakanlığı'nın ve rejim değişikliği taraftarlığının gereksinimlerini karşılayacak biçimde şekillendirilmesini sağlıyor. Propaganda imalathanesi, kimyasal silahlar, kuşatma, açlık ve sivilleri hedef alan bombalar hakkında alışılagelmiş türden hikayeleri seri halde üretiyor – bunların hepsi Suriye hükümetine ve ordusuna atfedilirken, bu tema üzerinde çok sınırlı bir varyasyon oluyor.

 

Bu denemenin ve 14 Ağustos tarihinde Halep'e yaptığım yolculuğun amacı, bir Batılı gazeteci olarak, kendim için, Suriye hakkındaki ABD ve NATO anlatılarındaki ana hikaye temalarının arkasındaki gerçeği keşfetmekti.

 

Doğu ve Batı Halep

 

Batı medyasının çoğu, Doğu ve Batı Halep arasında yaşanan “iki şehrin hikayesini” vurgulamıyor. Şehrin doğu kısmı, Amerika Birleşik Devletleri, NATO ve onların Suudi Arabistan gibi Körfez müttefikleri ve İsrail gibi diğer müttefikleri tarafından desteklenen bir dizi grubun işgali altında. Hükümet kontrolündeki Batı Halep'te yaşayan siviller, bu grupları geniş bir şekilde “teröristler” diye tanımlıyor ve çoğu zaman bunu belli bir gruba işaret etmeden yapıyor.

 

Batı Halep'teki hükümet kontrolündeki bölgelerde 1.5 milyonu aşkın sivil yaşıyor ve bunlara, 2012 yılında Doğu Halep'ten kaçmış olan  600 bin sivil de dahil. Halep Tıp Birliği'ne göre şehrin teröristlerin işgali altındaki doğu kısmında yaşayan 200 ila 220 bin kişiden yaklaşık 50 bininin veya daha fazlasının sözde “isyancı” grupların üyeleri ve onların aileleri olduğu tahmin ediliyor.

 

Batı medyasındaki haberlerin çoğunda, kalabalık sivil topluluklarını şehrin doğu kısmından, Suriye hükümetinin kontrolündeki emniyetli batı bölgesine doğru iten silahlı isyancıların (yahut ana akım medyanın ve ABD hükümetinin adlandırmasıyla “ılımlı isyancıların”) istilasının meydana getirdiği bu bölünmeden pek de bahsedilmiyor.

 

Ilımlı isyancılar

 

Batı medyası, “cesur muhalefet güçlerinin” Suriye ve Rus hava saldırılarında “dövüldüğü” anlatısını sürdürmekten zevk alıyor. Bahsetmedikleri şey ise, Halep içinde ve civarında faaliyet yürüten tanımlanmış 22 tugayın,  ABD Dışişleri Bakanlığı'nın finanse ettiği terörist savaşçılardan meydan geldiği.

 

Nur el-Zenki Hareketi bu tugayların arasında yer alıyor. Yakın zamanda ortaya çıkmış olan bir video, bu grubun üyelerinin Halep'in kuzeyindeki bir Filistin mülteci kampından bir çocuk olan Abdullah İsa'ya  saldırıda bulunduklarını ve kafasını kestiklerini gösteriyor.

 

ABD'nin silahlandırdığı ve finanse ettiği, CIA tarafından eğitilen Özgür Suriye Ordusu'ndan kopup şimdi silah ve lojistik kapasitesini arttırmak için Nusra Cephesi'ne dayanan çeşitli gruplar da var.

 

Nusra Cephesi, Doğu Halep'te sahada bulunan teröristlerin yüzde 80'ini teşkil ediyor. (Grup kısa süre önce bir marka değiştirme kampanyası başlatıp adını Şam'ın Fethi Cephesi olarak değiştirdi ve El Kaide'yle arasına mesafe koymak için görünürde bazı girişimlerde bulundu. Ancak liderliğinde de, aşırıcı, elitist ideolojisinde de bir değişiklik yapmadı, bu yüzden bu makale, gruptan Nusra Cephesi olarak bahsetmeye devam edecektir.)

 

Kimyasal silahlar

 

Batı Halep'te terörist grupların, özellikle de Nusra Cephesi'nin sivillere karşı kimyasal silah kullanması, Batı medyasında lanetli bir konu. Medya bunun yerine, Halep içinde çalıştığını iddia eden “yurttaş gazeteciler” ve “aktivistler” tarafından yayınlanan düzmece haberleri alıyor. 7 Eylül'de El Cezire'de yayınlanan, Suriye Arap Ordusu'nun sivillere karşı kimyasal saldırılar düzenlediği haberi örneğinde olduğu gibi bilgi, Washington, Londra veya başka yerlerde bulunan ve yayınlamadan önce bilgiyi teyit etme veya sahada gerçekte neler olduğunu değerlendirme imkanı sınırlı olan gazeteciler tarafından, ürkütücü bir hevesle yayılıyor. Nusra'nın 2012 yılında Halep'teki tek kimyasal fabrikasını ele geçirdiği haberi, rahatsız edici hakikatler halısının altına süpürüldü. Ve her ne kadar ana akım medya bunu aktarmasa da, eski BM silah müfettişleri ve MIT'nin roket bilimcileri de Nusra Cephesi'nin güçlü kimyasal silah kapasitelerine sahip olduğunu teyit etti.

 

Aktivist grupları ve yurttaş gazeteciler

 

Suriye dışındaki medya uzmanları, bilgi için, devamlı olarak Nusra Cephesi, Ahrarüşşam, çeşitli Özgür Suriye Ordusu tugayları ve hatta Daeş (IŞİD) gibi grupların işgali altındaki bölgelerde yerleşik halde olan “aktivist gruplarına” ve “yurttaş gazetecilere” dayanıyor. Söz konusu olan ister bireysel aktivistler, isterse Beyaz Miğferler veya Halep Medya Merkezi gibi gruplar olsun, ABD'den, NATO üyesi devletlerden ve USAID gibi devlet finansmanlı kuruluşlardan – ki bunların hepsi Suriye'de “rejim değişikliği” yol haritasına yerleşik bir ilgi göstermektedir – para aldıkları bilinirken bunları bağımsız veya objektif olarak tanımlamak kolay değildir. Bu kaynakların ürettiği “kanıtlar”, ABD'nin resmi anlatısından ender olarak sapar ve müdahaleyi meşrulaştıran yalanlar trenini süren propagandayı güçlendirir.

 

Halep Medya Merkezi'nin köklerini bulmaya yönelik hayli basit bir araştırma, bu kuruluşun NATO ve Suudiler tarafından silahlandırılan paralı askerleri devrimciler diye öven Fransız Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edildiğini ortaya çıkarıyor. Halep Medya Merkezi, Suriyeli Sürgünler Örgütü'nün bir üyesi ve “Fransız Dışişleri Bakanlığı'nın işbirliği ajansı ve medya operatörü” of Canal France International tarafından oluşturulan Suriye Medya Tasarımcısı'ndan “destek” alıyor. Fransız Dışişleri Bakanlığı, Ocak 2014'te şunları duyurmuştu:

 

“Nisan 2014'te CFI, Türkiye'nin Suriye sınırına 60 km mesafedeki Gaziantep şehrinde, Suriye Medya Tasarımcısı isimli bir medya merkezi açacaktır. Bu kolektif çalışma alanı, bedeli ne olursa olsun ülkelerinden haber aktarmaya devam etmeye kararlı olan Suriyeli gazetecilere modern telekomünikasyon araçları sunmayı ve onları desteklemeyi amaçlamaktadır.”

 

Fransa'nın yeni-sömürgeci oyunda tarafsız bir oyuncu olarak görülmesi pek de kolay değildir. Temmuz  2015'de ülkenin dışişleri bakanı Laurent Fabius, kendisini 2012 yılında Suriye çatışmasını körüklemekle suçlayan bir grup Suriyeli müşteki tarafından mahkemeye verilmişti.

 

Dava, Fabius'un Nusra Cephesi'ni övüyor olarak algılandığı bazı olayları içeriyordu ve bunların içinde onun Le Monde'a, bu grubun “iyi bir iş yaptığını” söylemesi de vardı. Şikayetçi aileler, onun 2012 yılında Nusra Cephesi'ni bir terör örgütü olarak adlandırmayı reddetmesini ve grubun sahadaki eylemlerine göz yummasını, Suriye ve halkına yönelik gaddar savaşın sürdürülmesine büyük katkı yapan faktörler olarak görüyor.

 

Bağımsız olduklarını iddia eden bu kuruluşlardan gelen haberlerin tarafsızlığını sorgulamak, gazetecilerin vazifesidir. Batılı gazeteciler, anlatılarına ters düşen haberleri “Esad yanlısı” diyerek gözardı etme konusunda fazla aceleci davranıyorlar.

 

Halep Medya Merkezi 17 Ağustos günü Ümran Dakniş'in videosunu yayınladıktan sonra, üzeri toz ve kan kaplı Suriyeli çocuğun resmi, olayın etrafındaki bazı göze çarpan anormalliklere rağmen tek bir soru sorulmaksızın küresel medya ağlarında yayınlandı. The GuardianEl CezireThe Associated Press ve onun çok sayıdaki abonesi, Los Angeles TimesThe TelegraphCNN, ve Time, bu videoyu ve oradan çıkarılan resimleri tereddütsüz şekilde yeniden üreten ana akım medya kuruluşlarından yalnızca bir kaçıdır.

 

 “Fox News ve Halep Medya Merkezi” hakkında yapılan bir google araması, şaşkınlık verici sayıda sonuç getirmektedir. Dolayısıyla Fox News, Halep'te bulunan NATO yanlısı “aktivistlerden” gelen propagandayı üreten, Fransız Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen bir kuruluşa dayanmaktadır. Bu pek de “adil ve dengeli” habercilik sayılmaz.   

 

İnsani felaket ve kuşatma

 

Batı medyası, Batı dünyasını Halep'teki kuşatmadan Başkan Beşar Esad liderliğindeki Suriye hükümetinin sorumlu olduğu konusunda bilgilendirirken, kamuoyuna bir insani savaş satıyor. 6 Ağustos'ta Guardian'da yer alan bir manşete göre “Suriyeli isyancılar, Esad'ın Halep kuşatmasını kırmak için birleşti".

 

Bu özel makale, “isyancıların” Halep'in güneyinde bulunan Suriye Arap Ordusu'na ait bir askeri akademiyi ele geçirmede intihar bombacılarını kullanmasını övüyor. Bölgeyi “Halep'in kalbi” olarak tanımlıyor, ancak bu, “isyancıların” hükümet kontrolündeki Batı Halep'in derinliklerine indiğini düşündüren, çok yanıltıcı bir terim. Bu, Suriye çatışması hakkında kendisini bilgilendirmesi için “saygın” bir medya kuruluşuna bel bağlayan bir kamoyunun zihninde gerçeklik haline gelen, gerçek dışı bir durumdur.

 

Bu makaleler çoğu zaman Suriye devletinin veya Rusya'nın kurduğu insani koridorlardan veya Halep'te savaşan “silahlı muhalefete” teklif edilen af anlaşmalarından bahsetmiyor. Bu tür konulardan bahsedildiğinde ise bu, ya geçerken, ya da Suriye devletinin gösterdiği uzlaşma yönündeki çok gerçek çabaları yok sayan negatif bir eğilimle yapılıyor.  Ulusal Uzlaşma Bakanlığı'nın başında, gerçek, şiddet yanlısı olmayan bir muhalefet partisi olan Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi'nin bir üyesi olan Dr. Ali Haydar bulunuyor.

 

27 Temmuz günü, Suriye Arap Haber Ajansı şunları aktardı:

 

“Ordu ve Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı, Halep şehrinin doğu kısmındaki militanlara silahlarını bırakmaya ve hukuki statüleri hakkında bir çözüm aramaya çağıran, yurttaşları ise ulusal uzlaşılara katılmaya ve yabancı militanları kendi mahallelerinden çıkarmaya davet eden metin mesajları göndermeye başladı.”

 

Medya, Amerika Birleşik Devletleri'nin ve Avrupa Birliği'nin bir taraftan Suriye'ye sakatlayıcı ekonomik yaptırımlar dayattığından, bir taraftan da Suriye çapında insan hakları ihlalleri gerçekleştiren 360,000 yabancı paralı askere aktif bir şekilde silah ve milyonlarca dolar para akıttığından da bahsetmiyor.

 

Halep gerçekten de kuşatma altında, ancak bu kuşatma, “ılımlı muhalefet” grupları tarafından Batı Halep'te yaşayan sivillere ve Doğu Halep'te terörist işgali altında yaşayanlara dayatılıyor. Batı Halep'e doğru yola çıkan insani yardım konvoyları, Nusra Cephesi'nin ve orada faaliyet yürüten bir dizi başka terörist grubun işgali altındaki yüksek riskli bölgelerden geçmek zorunda kalıyor.

 

Ağustos 2015'te, blogumda bir Halep sakininden gelen bir yazıyı paylaştım. Bunun bir kısmı şöyleydi:

 

“Bu haydutların ve suçluların şehrin diğer tarafında, binlerce litre temiz, içilebilir suyu, özgürleştirmek istediklerini iddia ettikleri susuz Suriyelilerin burnunun dibinde hastalık bulaşmış nehre akıttıklarını gördüğümde öfkeden başka hiçbir şey hissetmiyorum. Onlar teröristtir, onlar bu hikayedeki canavarlardır ve Halep'te yaşayan yurttaşlara karşı her gün suç işliyorlar, fakat Batı medyasında bundan asla bahsedilmiyor. Biz Suriyeli değil miyiz? Bizim halimiz hiçbir şey ifade etmiyor mu, bizim hikayemizin bir geçerliliği yok mu? Burası Halep, gerçek Halep, Batı medyasının fantazisi değil. Bu, bizim terörist işgali altında, uyuyup uyanıp devamlı olarak gördüğümüz hayat kabusu.”

 

Suriye'nin Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi Dr. Beşar el-Caferi'nin, Ocak ayında BM Güvenlik Konseyi'ne söylediği gibi: “Gerçek kuşatma 23 milyon Suriyelinin üzerinde ve bu onlara ABD, Birleşik Krallık ve AB hükümetlerinin yaptırımları yoluyla uygulanıyor.”

 

ABD öncülüğündeki koalisyonun, enerji tesislerini ve öteki temel altyapı unsurlarını hedef alan hava saldırılarıyla beraber bu yaptırımlar Suriye'deki sivil sağlık ve eğitim sektörlerinin önemli bir kısmını yok etti. Eğer bugün Suriyeliler aç kalıyorsa veya çok sayıda kronik hastalık ve ciddi yaralanma nedeniyle tedavi olamıyorsa, bu NATO'nun onlara bir savaş dayatmasından, Suriyelileri öldürmeleri ve evlerinden çıkarmaları için ödeme alan paralı askerleri getirmesinden ve tedarik ve ekipmanların hastanelere ve okullara erişmesinin engellenmesinden kaynaklıdır.

 

Elbette bütün bu konular, ayrı ayrı makalelerde ele alınmayı hak ediyor. Benim Halep yolculuğum, Suriye Arap Ordusu ile başını Nusra Cephesi'nin çektiği çeşitli paralı asker grupları ve “ılımlı isyancı” grupları arasındaki çatışmaların kızışması nedeniyle biraz kısa kesildi. Ancak NATO çizgisindeki medyanın anlatısını itibarsızlaştırmayı sağlayacak bazı çok değerli bilgiler ve ifadeler derleyebildim. 

 

Halep'te bir Suriyeli bana şunları söyledi:

 

“Son beş yıldır hükümeti veya orduyu suçladıkları hemen hemen her şey gerçekte teröristler tarafından, NATO tarafından yapıldı. Onlar altyapıyı, hastaneleri, çocukları, kadınları hedef alıyor. Kadınlara tecavüz ediyorlar. Kimyasal maddeler, klorin, hardal gazı kullanıyorlar.”

 

Güvenliği için bu Suriyelinin adını gizledim – bu, yaklaşık altı yıl önce Suriye'deki NATO müdahalesinin ivme kazanmasından bu yana devamlı gelişen bir medya ve terörist ablukası altında olan bir şehirde yaygın bir mesele.

 

Bilgi ablukası Halep'e, Amerikalı ve Avrupalı ana akım medya ile, Körfez devletleri veya Türkiye tarafından finanse edilen ve yoğun bir şekilde El Kaide kaynaklarına dayanan çeşitli yan medya kuruluşları tarafından dayatıldı. Suriye'ye yönelen kirli savaşın en başından beri silahlı isyana çekilmesi yönündeki her türlü girişime direnen bir şehrin üzerine dikilen propaganda çadırından kaçabilen gerçek haberlerin çok sınırlı kalması sağlandı.

 

Ve bu kirli savaş, WikiLeaks tarafından açığa çıkarılan ABD Dışişleri Bakanlığı yazışmalarının gösterdiği gibi, Aralık 2011'de resmen başlamasından çok önce tasarlanmıştı. Yazışmalar, Suriye'yi istikrarsızlaştırma ve hükümeti devirme planlarının 2006 gibi erken bir tarihte şekillendiğini gösteriyor.

 

Çoğu zaman bahsedilmeyen şey, ABD, NATO üyeleri ve onların müttefikleri olan Körfez devletleri ve İsrail tarafından silahlandırılan, finanse edilen ve hatta eğitilen teröristlerin oluşturduğu çok sayıda tugayın Halep'in sivil nüfusuna uyguladığı cezalandırmadır. Ana akım medya bunun yerine, ellerindeki her türlü araçla Suriye Arap Ordusu'nu ve Esad hükümetini daha fazla karalamak için çabalamaktadadır ve buna, daha ileride çürütülen ve itibarsızlaşan haberler yaymak da dahildir.

 

Devam edecek...

 

Çev: Selim Sezer

 

www.medyasafak.net