Ayetullah Kemal Haydari: İbn Teymiyye’nin Gadir Hadisine bakışı (2)

Resulullah “Ben kimin velisi isem Ali de onun velisidir” buyurdular. Hadisin isnadı sahihtir. Hadisi İmam Ahmed, İbn Ebi Şeybe, İbn Hibban, el-Bezzâr, el-Hâkim, İbn Ebi Asım rivayet etmişlerdir. Hâkim hadisin Buharî ve Müslim’in şartlarına göre sahih olduğunu söylemiştir. Aslında Nesaî, ricâl noktasında Müslim’den daha dakiktir. Fakat Şiilik izlerini taşıdığından...

23.2.2019 17:44:51

 

- Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla ve O'nun yardımıyla...

 

Salat ve selam Efendimiz Muhammed'e ve tertemiz Âl'ine olsun.

 

Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu. “Mutarahatün fi'l-akide” adlı programımızın bu bölümünde “İbn Teymiyye'nin Gadir Hadisine bakışı” konusunun 2. kısmını sunacağız. Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey'e merhabalar diyoruz. Seyyidim önceki programın bir özetini sunabilir miyiz?

 

- Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınır ve Rahman Rahim olan adıyla ve O'nun yardımıyla programımıza başlarım. Salat ve selam Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.a.) ve tertemiz Âl'ine olsun.

 

Aziz dostlarım öncelikle şu hususa işaret etmem gerekiyor. Önceki programda Şeyh İbn Teymiyye'nin Gadir Hadisinin isnadına ilişkin değerlendirmelerini sunmuştuk. Gadir Hadisinin içeriğinin ayrıca ele alınması gerekiyor. İnşallah ilerleyen bölümlerde bunu da etraflıca ele alacağız.

 

Şimdi bütün sözümüz önceki programda değindiğimiz şeyler çerçevesinde olacaktır. İnşallah buna özet bir şekilde işaret etmeye çalışacağız. Bu programda Gadir Hadisinin senedine, ziyadelerine veya metnine ilişkin etraflıca açıklamalarda bulunacağız. Çünkü sizler de hatırlayacaksınız ki Gadir Hadisinin aslî ve esas bölümü “Ben kimin mevlâsı isem Ali de O'nun mevlâsıdır”, “Ben kimin velisi isem işte bu Ali de onun velisidir” şeklindedir.

 

Bu bölüme ek olarak Gadir Hadisi ile birlikte zikredilen hadisin başka bölümleri ve fazlalıkları da bulunmaktadır. “Allah'ım O'na dost olana dost ol”, “Allah'ım O'na yardım edene yardım et”, “Allah'ım O'ndan yardımını esirgeyeni yardımsız bırak”, “Ben müminlere kendi nefislerinden daha evlâ değil miyim? diye sordu. Onlar: Evet, dediler. Resulullah (s.a.a.), ben kimin mevlâsı isem bu Ali de onun mevlâsıdır” buyurdular. Bu cümlelerin hepsi Gadir Hadisinin ek-zâid bölümlerindendir.

 

Yani Hz. Resul-u Azam (s.a.a.) ilk olarak; kendisinin müminlere kendi nefislerinden daha evla olduğu hususunda bir ikrar alıyor. Sonra da aynı evleviyet-öncelik makamını Ali b. Ebu Talib'e veriyor.

 

Şeyh İbn Teymiyye ilk olarak bu fazlalıklar hakkında ne diyor?

 

İkinci olarak; Gadir hadisinin aslî bölümü hakkında ne diyor?

 

Emirü'l-müminin bütün müminler ve müminler için evlâdır. Resulullah'ın (s.a.a.) “Ben müminlere kendi nefislerinden daha evlâ değil miyim? diye sordu. Onlar: Evet, dediler. Resulullah (s.a.a.), ben kimin mevlâsı isem bu Ali de onun mevlâsıdır”  sözleriyle almış olduğu bu ikrar mevlâ kelimesinin kesinlikle evlâ anlamına geldiğini göstermektedir. Mevlâ kelimesi bu anlama gelmiyorsa Resulullah (s.a.a.) Gadir Hadisine niçin bu girişle başlasın ki?

 

Şeyh İbn Teymiyye bunun farkında olduğundan dolayı Minhâcü's-Sünne adlı eserinde şöyle der: “Ben bütün müminlere ve müminelere daha evlâ değil miyim?” şeklindeki sözü de bu şekilde olup kesinlikle yalandır. Bu bölüm de Gadir Hadisinin nassında varid olmamıştır.

 

Öyleyse o ilk olarak bu içeriğin yani Emirü'l-müminin Ali'nin (a.s.) bütün mümin ve müminelere kendi nefislerinden daha evlâ olduğu bölümünün Gadir Hadisinde yer almadığını iddia etmektedir.

 

İkinci olarak da “Allah'ım O'na dost olana dost, düşman olana düşman ol” fazlalığı hakkında şöyle der: Bu fazlalığın yalan olduğunda herhangi bir kuşku yoktur.

 

Yani uydurma olduğu kesin hakikatlerdenmiş gibi değerlendirmede bulunuyor.

 

Dahası var. O, Mecmuu'l-Fetâvâ adlı eserinde şöyle der: “Allah'ım O'na dost olana dost, düşman olana düşman ol” bölümü İslam'ın aslına muhaliftir.[i]

 

Bilemiyorum artık, Allah Resulünün Ali'ye (a.s.) böyle bir duada bulunması İslam'ın aslına nasıl muhalif oluyor? Bu dua İslam'ı yerle yeksan ediyor! Eğer bu duayı Muaviye'ye etseydi İslam'ın aslına yine muhalif olur muydu acaba?

 

“Allah'ım O'na dost olana dost, düşman olana düşman ol!” Muaviye Ali'ye düşmanlık ettiğine göre Allah'a düşman olmuştur. İbn Teymiyye, Muaviye ve Ümeyyeoğullarının saygınlığını korumak dürtüsüyle hareket ediyor. Bundan dolayıdır ki rivayetin ilgili bölümünü İslam'ın aslına zıt olarak nitelendiriyor.

 

Üçüncü husus: “Allah'ım O'na dost olana dost ol, O'nu yardımsız bırakanı yardımsız bırak” ilgili bölümü hakkında ise “Bu da gerçeğe aykırıdır” diyor. “Çünkü biz İmam Ali'nin Sıffın Savaşı'nda savaştığını ve Allahu Teâlâ'nın kendisine yardım etmediğini görmekteyiz! Dolayısıyla bu hadisin Allah Resulünün sözü olduğunu söylememiz mümkün gözükmüyor.”

 

Bütün bu değerlendirmeler ziyadelerle ilgilidir. Öyleyse bu fazlalıklar öncelikli olarak yalandır. “Allah'ım O'na dost olana dost, düşman olana düşman ol” bölümünün yalan oluşunda herhangi bir kuşku yoktur. “Allah'ım O'na yardım edene yardım et; O'nu yardımsız bırakanı yardımsız bırak” bölümü ise İslam'ın aslına muhaliftir.

 

O, bütün bu fazlalıkların uydurma olduğunu, İmam Ahmed'in de bu görüşü benimsediğini söylüyor. O şöyle diyor:  “İmam Ahmed'e bu konu sorulunca şöyle cevap vermiştir: Kufelilerin eklemesidir. Daha pek çok nedenden dolayı uydurma olduğunda kuşku bulunmamaktadır.”[ii]

 

- Güzel. Görüşüne İmam Ahmed b. Hanbel'den kanıt getirmeye çalışmaktadır.

 

- Evet. Sadece ben bu hadisin uydurma olduğunu söylemiyorum. Hanbelîlerin imamı Ahmed b. Hanbel de aynı görüştedir, demeye çalışıyor.

 

Hadisin aslî bölümüne gelince ise şöyle diyor: “Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır.”

 

Şimdilik içerik hakkında değil isnad hakkında değerlendirmelerde bulunuyoruz.

 

Hadisin bu bölümüne ilişkin olarak şöyle diyor: Bu konuda iki görüş bulunmaktadır.[iii]

 

İlk olarak hadisin bu bölümüne ilişkin okuyucuya şöyle bir tablo çiziyor: Bu mesele ittifaklı konulardan değildir, dolayısıyla o kadar da önemli değildir. Çünkü hadis mütevatir değildir.

 

Minhâcü's-Sünne adlı eserinde ise şöyle diyor: Bu bölüm sahih hadis mecmualarında geçmiyor: Ancak âlimlerin rivayet ettiği hadislerdendir. İmam Buharî, İbrahim el-Harbî ve ulemadan bir grup hadisin bu bölümüne ta'n etmişlerdir.[iv]

 

İlk görüş bu bölüm de zayıftır ve eleştiriye uğramıştır. Araştırma metoduna bir bakınız lütfen. Aldatıyor demek istemiyorum. Çünkü ileride ne yaptığı açığa çıkacaktır.

 

İkinci görüş; hadisin bu bölümü eleştiriye uğramış değildir ve hadis hasendir. Ancak sahih değildir. Aziz dostlar, sahih hadis ile hasen hadis arasındaki fark nedir, diye sorabilirler.

 

Çağdaş Vehhabî bilginlerden Allame Useymin'in el-Mustalahü'l-Hadis adlı eserine müracaat edelim.

 

Şöyle diyor: “Sahih li zâtihî, zaptı tam, adaletli râvilerin muttasıl senedle naklettikleri, şaz olmayan ve kabule engel bir illeti bulunmayan rivayetidir.

 

Hasen hadis: Adaletli olmakla birlikte zaptı pek kuvvetli olmayan bir kimsenin muttasıl bir senetle rivayet ettiği, şazlıktan ve reddedilmeyi gerektiren illetten uzak hadistir.”[v]

 

Diyor ki ikinci yaklaşımda bu hadis sahih değil hasen hadis olarak görülmektedir.

 

O şöyle der: Ahmed b. Hanbel'den rivayet edildiğine göre kendisi hadisin hasen olduğu kanaatindedir. Nitekim Tirmizî de bu görüştedir. [vi]

 

Buna göre hadis en başta hasendir. İkinci olarak da nihaî görüşüne göre hadis rivayet edilebilecek bir yapıda değildir. Gerekçe olarak da şunu diyor: Çünkü hadisin bu bölümü ana kaynaklarda geçmiyor. Sadece Tirmizî hadisi rivayet etmiştir. Ehl-i Sünnet ulemasının aslî sahih kaynakları hadisi rivayet etmemiştir.

 

Neticede Şeyh İbn Teymiyye şunu diyor: Bu ziyade kısımlar uydurmadır. Hadisin asli bölümü hakkında ise biri zayıf diğeri hasen olduğunu söyleyen iki yaklaşım vardır.

 

O, Mecmuu Fetâvâ adlı eserinde şöyle der: Buharî gibi bazı şahıslar, hadisin bu bölümünün zayıf olduğu görüşündedir. Kimileri ise hasen olduğunu belirtmiştir. Eğer Hz. Peygamber (s.a.a.) bu hadisi söylemişse dahi özel bir velayeti belirtmek için söylemiş değildir.[vii]

 

Pasajda hadisin içeriğine ilişkin bir değerlendirmede bulunmaktadır.

 

Şöyle bir itiraz gelebilir: Seyyidim bu adamı hadisin hasen olduğunu söylememekle nasıl itham edersin?

 

Aziz dostlarım, ben bu adamı itham etmiyorum.

 

İşte Yemen'in çağdaş bilginlerinden Allame Vadıî el-Muktarah adlı eserinde şöyle diyor: Şeyhü'l-İslam İbn Teymiyye'nin açıklamalarından öyle anlaşılıyor ki ikisi ilk hadisin zayıf olduğuna hükmetmişlerdir. Bunlar Nasbü'r-Raye adlı eserin sahibi ile İbn Teymiyye'dir.[viii]

 

Seyyidim şöyle bir itiraz gelebilir: Seyyidim sen ibareyi bu şekilde anlıyorsun. Belki de yanlış anlamışsındır.

 

Hayır, çağdaş bilginlerden başka biri de İbn Teymiyye'nin hadisin zayıf olduğu görüşünü benimsediği söylüyor.

 

Bundan Gadir Hadisinin aslının da fer'inin de kıstas olma özelliğine sahip olmadığı anlaşılıyor.

 

- Sened açısından mı?

 

- Elbette. Senedin itibarı düşünce metnin de kıymeti kalmıyor zaten. Metin siyasî imamete delalet etse dahi senedde problem varsa metnin kıymeti kalmıyor.

 

- Saygıdeğer Seyyidim bazen şöyle bir itiraz gelmektedir: İbn Teymiyye'nin Emirü'l-müminin'e bakışı Seyyidin anlattığı gibi değildir.

 

- Bu itiraza cevap vereceğiz. Ancak öncelikle hadisin sahih olup olmadığını ortaya koyacağım. Sonrasında durum anlaşılacaktır.

 

Bizi takip edenler bu adamın insaf ehli birisi olup olmadığını göreceklerdir. İnsaf ehli ifadesini niçin kullandığımı önceki programdan hatırlayacaksınız. Bu şahıs İkinci Halife söz konusu olduğunda “Eğer ben peygamber olarak gönderilmemiş olsaydım kuşkusuz Ömer size peygamber olarak gönderilirdi” uydurma hadisini eserlerinde kesin bir hakikatmiş gibi sunabilmektedir. Ama beri taraftan kesin olan rivayeti de okuyucuya eleştirilen bir rivayetmiş gibi takdim edebiliyor.

 

- Saygı değer Seyyidim, İbn Teymiyye'nin İmam Ahmed'e şöyle bir görüşü nispet ettiğini geçen derste görmüştük: “Gadir Hadisinin zâid bölümleri Kufelilerin eklemesidir. Bu iddianın doğru olup olmadığını görebilmek için Ahmed b. Hanbel'in ne dediğine bakabilir miyiz?

 

- Tam isabet. Bu adamın ilmî emanet ve sorumluluk duygusuyla hareket edip etmediğinin ortaya çıkması gerekiyor. Değerlendirmeyi izleyicilere bırakıyoruz.

 

Size ilk olarak Şeyh İbn Teymiyye'nin Ahmed b. Hanbel'e bakışını ortaya koyacağım. Bu şahıs İbn Hanbel hakkında diyor?

 

Bundan sonra da Ahmed b. Hanbel'e başvuracağız. Gerçekten bu bölümü Kufeliler mi eklemiştir, uydurma mıdır değil midir sorularına cevap arayacağız.

 

- Yani İbn Teymiyye'nin tutumu ve konumu, ilmî sorumluluk duygusuyla hareket edip etmediği ortaya konulacaktır.

 

- Azizlerim. Önümde İbn Teymiyye'nin Minhâcü's-Sünne adlı eseri var.

 

Yazar şöyle diyor: Ahmed'in meşhur bir müsnedi vardır. Onun Fazâilü's-Sahabe adında meşhur bir kitabı daha vardır. Fazâilü's-Sahabe adlı eserinde el-Müsned'de zayıflığından dolayı rivayet etmediği bir takım hadisleri rivayet eder. Çünkü bu hadisler el-Müsned'de rivayet edilecek bir yapıda değildir. Ya mürsel rivayetlerdir ya da mürsellik dışında başka gerekçelerle zayıftırlar.[ix]

 

Buna göre İmam Ahmed'in iki tane eseri var. Fazâilü's-Sahabe adlı eserinde işi biraz gevsek tuttuğu anlaşılıyor. Pasajdan anlaşıldığına göre İmam Ahmed'in el-Müsned'inde zayıf rivayetler bulunmamaktadır. Bu rivayetlerin hepsinin sahih olmasa da en azından hasen oldukları anlaşılıyor. Şeyh İbn Teymiyye'nin konumunu belirlemeye çalışıyoruz. Yoksa el-Müsned'de geçen bütün rivayetlerin sahih veya hasen hadis olduğunu onaylıyor değiliz. Fakat onun kendisi el-Müsned'e ilişkin bazı değerlendirmelerde bulunuyor. Bu değerlendirmelerle konumunu ortaya koymaya çalışıyoruz.

 

Pasajdan anlaşıldığına göre İmam Ahmed'in Müsned'inde mürsellikle veya başka gerekçelerle zayıf sayılan rivayetler mevcut değildir. İbn Teymiyye'nin değerlendirmelerine göre Müsned'deki rivayetler sahih ya da hasendir.

 

Bu mesele dikkate alınması gereken genel bir konudur. Çünkü bizler İbn Teymiyye'yi el-Müsned'e ilişkin değerlendirmeleriyle muhakeme ediyoruz. Kimse bize Allame Şuayb el-Arnavut bu hadisi zayıf sayıyor demesin. Bizim şimdiki konumuz Şeyh el-Arnavut değil, İbn Teymiyye'nin kendi değerlendirmeleridir. O kendisi el-Müsned'de mürsel ve zayıf rivayetlerin yer almadığını söylüyor.

 

İkinci kaynak İbn Teymiyye'nin İktizaü's-Sırati'l-Müstakim adlı eseridir. Yazar şöyle diyor: Ahmed'in el-Müsned adlı eserinde izlediği metod şudur: O bir hadisin uydurma veya uydurmaya yakın olduğunu görürse hadisi eserine almaz.[x]

 

Yani el-Müsned'de uydurma veya uydurmaya yakın sayılabilecek bir hadis bulunmamaktadır.

 

Üçüncü kaynak ise Mecmuu Fetâvâ adlı eseridir.

 

Yazar bu kitabında şöyle diyor: Kasıtlı olarak yalan söyleyen kimse bunun hilafınadır. Çünkü o el-Müsned adlı eserinde bu türden sayılabilecek hiçbir kişiden hadis almamıştır.[xi]

 

Yani Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned'inde kendisinden hadis rivayet ettiği şahıslar arasında yalancılar bulunmamaktadır. Bu açık ifadeler İbn Hanbel'e ilişkin Şeyh İbn Teymiyye'nin sözleridir.

 

- İki kitabı hakkında.

 

- Özellikle de el-Müsned hakkında.

 

Soru: Tekrar hatırlayalım. O Mecmuu Fetâvâ adlı eserinde şöyle der: Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Bu hadisin ziyadeleri hadisten değildir. Ziyadeler hakkında İmam Ahmed'e sorulunca İmam şöyle buyurdu: Bu Kufelilerin eklemesidir.[xii]

 

Ziyadeler dediği bölüm şudur: “Allah'ım, O'na dost olana dost, düşman olana düşman ol.”

 

Geliniz İmam Ahmed'in el-Müsned'ine bir bakalım. Bu bölüm hakkında ne diyor?  Bu hadisi naklediyor mu etmiyor mu? Sizler de biliyorsunuz ki konu ilmî ve metodolojik bir hal aldı. Eğer Ahmed b. Hanbel, bu ziyadeleri el-Müsned'de rivayet etmişse bunlar ya sahihtir ya da hasen. Bu durumda Kufelilerin ziyadesi olabilirler mi? Uydurma olmaları mümkün müdür? Uydurma oluşunda herhangi bir kuşku yoktur türündeki değerlendirmesi doğru olabilir mi?

 

İbn Teymiyye'nin değerlendirmelerinin ve yargılarının tamamı kurulan bu çerçeve sonucu yıkılmaktadır. Televizyon ve internet kanallarında İbn Teymiyye'ye dayanarak söyledikleri şeylerin hepsi yıkılıyor. Bu şahsa mutaassıp bir şekilde güvenerek ondan aktaranları mazur görüyorum. Biraz tahkik yapsalar bu hadislerle nasıl oynandığını göreceklerdir.

 

Geliniz İmam Ahmed'in el-Müsned'ine bir bakalım. Ayrıca şu hususa da işaret etmek istiyorum: İmam Ahmed'in el-Müsned'inde geçen rivayetleri okuyacağım. Allame Şuayb el-Arnavut'un bu hadisin isnad zincirine ilişkin sözlerini de açıklayacağız.

 

Tahkikini Allame Şuayb el-Arnavut'un el-Müsned'e bir bakalım.

 

Rivayet şöyledir: Bize Fıtr'ın, Ebu't-Tufeyl'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir:

 

Hz. Ali (a.s.) insanları Rahbe'de topladı ve şöyle dedi: Allah aşkına, her kim Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Gadir-i Hum günü, benimle ilgili söylediği sözleri duyduysa ayağa kalksın, gözüyle görüp kulağıyla duymayan ise kalkmasın... Otuz kişi ayağa kalkar.

 

Ebu Nuaym ise şöyle yazar: Birçok kişi kalktı ve şu şehadette bulundular: Resulullah  (s.a.a.) O'nun elini kaldırdığı zaman dedi ki: “Benim müminlerin nefisleri üzerinde kendilerinden daha fazla velayetim olduğunu biliyor musunuz?” “Evet” dediler. Resulullah şöyle devam eder: “Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır... Allah'ım O'nu veli kabul edenin velisi ol, O'na düşmanlık yapana da düşman ol...”

 

Ebu Tufayl hadisinin sonunda şöyle der: “Oradan ayrılırken içimden bazı şeyler geçiriyordum. Yolda Zeyd b. Erkam'a rastladım ve ona olanları anlattım. O ise dedi ki: Neden şüphe ediyorsun? Ben de Resulullah'ın Hz. Ali'ye böyle dediğini duydum.”[xiii]

 

“Benim müminlerin nefisleri üzerinde kendilerinden daha fazla velayetim olduğunu biliyorsunuz” ve “Allah'ım O'nu veli kabul edenin velisi ol, O'na düşmanlık yapana da düşman ol...” bölümleri hakkında İbn Teymiyye uydurmadır ve İslam'ın aslına aykırıdır demişti. Oysa bu bölümler de el-Müsned'de geçiyor.

 

Rivayet el-Müsned'de geçiyor. Hadisin isnadı hakkında Allame Arnavut bakalım ne diyor: Hadis sahihtir. İsnad zincirini oluşturan şahıslar da sika kişilerdir ve Fıtr dışındaki kişiler Buharî ve Müslim'in râvileridir. Fıtr ise Sünen-i Erbaa'nın râvisidir. Buharî'nin de karinelerle Fıtr'dan rivayeti vardır ve bu şahıs sikadır.[xiv]

 

İbn Teymiyye'nin kesin uydurmadır dediği bölüm budur.

 

İkinci kaynak:

 

İmam Ali'nin ellerinden tutarak şöyle buyurdu: Ey insanlar! Sizler benim müminlere kendi nefislerinden daha evlâ olduğumu bilmiyor musunuz?

 

Onlar “Evet biliyoruz” dediler.

 

O (s.a.a.) “Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır” buyurdu.

 

Râvi der ki; ben bana rivayet eden Zeyd'e sordum: Resulullah (s.a.a.) “Allah'ım O'nu veli kabul edenin velisi ol, O'na düşmanlık yapana da düşman ol...” sözlerini söyledi mi?

 

O da, “Sana olduğu gibi haber verdim” dedi. Hadis kanallarıyla ve şahidleriyle sahihtir.[xv]

 

Yani evet, ilgili sözleri söylemiştir. Hadisin bazı isnad zincirleri zayıf olabilir ama diğer kanalları kuvvetli olduğundan birbirlerini desteklemekte ve zayıflıklarını gidermektedirler.

 

Aynı cilt içinde geçen hadisleri buraya alıyoruz. Yoksa bütün ciltlerde geçen hadisleri alacak olursak vakit uzar.

 

Bir diğer rivayet şöyledir: Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdular: Ben müminlere kendi nefislerinden daha evlâ değil miyim?

 

Onlar “Evet” dediler.

 

Resulullah (s.a.a.) “Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır” buyurdu.

 

Hadisin ravisi Meymun şöyle der: Bana kimileri Zeyd'den şöyle rivayet ettiler: Hz. Resulullah şöyle buyurdular: Allah'ım O'na dost olana dost, düşman olana düşman ol!

 

Hadis sahihtir.[xvi]

 

Aynı cildin bir başka yerinde şöyle diyor:

 

Hz. Resulullah Veda Haccından dönerken Gadir-i Hum denen bir vadide mola verdi. Hutbe irad ederken kendisi için güneşin hararetinden korunması amacıyla semûr ağacının üzerine örtü örtülerek bir göl­gelik yapıldı… Ben müminlere kendi nefislerinden daha evlâ değil miyim? Onlar “Evet” dediler.

 

Hz. Resulullah (s.a.a.) “Ben kimin mevlâsı isem, bu (Ali) de onun mevlâsıdır!” buyurdu.[xvii]

 

Bu hadis el-Müsned'in çeşitli yerlerinde geçmektedir.

 

Bir başka yerinde şöyle geçmektedir: Gadir-i Hum gününde Hz. Resulullah (s.a.a.) Ali (a.s.) için şöyle buyurdular: Ben müminlere kendi nefislerinden daha evlâ değil miyim?

 

Müslümanlar: Evet dediler.

 

O da bunun üzerine şöyle buyurdular: Allah'ım ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Allah'ım O'na dost olana dost, düşman olana düşman ol. Hadis sahih li- ğayrihidir.[xviii]

 

Sahih li-ğayrihi hakkında Allame İbnü'l-Useymin şöyle der: Sahih li-gayrihî: Bu bir kaç yoldan rivayet edilmesi halinde, hasen li-zatihi olan hadistir.[xix]

 

Yani bir kanaldan değil birkaç kanaldan rivayet edilmiştir. Bu rivayet Abdullah b. Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned'e eklediği rivayetlerdendir. Zira hadisin başında Abdullah'ın el-Müsned'e eklediğine dair işaret bulunmaktadır. Buna işaret edelim ki kimse bizi niçin bu hususa işaret etmediniz diye eleştirmesinler. Bunların hepsi İmam Ahmed'in el-Müsned'i hakkındaki değerlendirmelerimizdir.

 

Bir diğer kaynağa işaret ederek bu konuyu sonlandırmak istiyorum. Rivayet şöyledir: 

 

Sizler benim müminlere kendi nefislerinden daha evlâ olduğumu bilmiyor musunuz? Onlar “Evet, biliyoruz” dediler. Hz. Peygamber Ali'nin elinden tutarak şöyle buyurdu: Ben kimin mevlâsı isem bu Ali de onun mevlâsıdır. Allah'ım O'na dost olana dost, düşman olana düşman ol.  Bundan sonra Ömer, Ali ile karşılaşınca şöyle dedi: “Tebrikler ey Ebu Talib'in oğlu! Benim, bütün mümin erkek ve kadınların velisi oldun!” Rivayet sahih li-ğayrihidir.[xx]

 

Yani bu rivayet haddi zatında hasendir. Bu rivayet oldukça önemlidir.

 

Soru: Mevlâ sözcüğünün anlamı nedir?

 

Eğer sevgi ve yardım etme anlamına geliyor idiyse Ali (a.s.) Gadir-i Hum gününde mi sevgi ve yardım edilmesi gereken bir konuma ulaştı? Bundan önce bu konuma sahip değil miydi?

 

Resulullah (s.a.a.) daha öncesinde O'nun hakkında “Ey Ali! Seni ancak mümin sever; sana ancak münafık buğzeder (nefret besler)”, “Seni seven beni sevmiştir. Sana buğzeden bana buğzetmiştir”, “Sana hakaret eden bana hakarette bulunmuştur” dememiş miydi? Ömer bu sözleri daha öncesinde Resulullah'tan duymamış mıydı?

 

Sizler şu iki şıktan birini tercih etmek zorundasınız. Ömer'in bu günden önce Ali'yi sevmediğini ve O'na yardım etmediğini söylemeniz gerekiyor. Çünkü ortada gerçekleşen yeni bir olay ve olgu bulunmaktadır. Hadisin içeriğine ilişkin sonraki programlarda ele alacağımız konuları şimdiden ele alıp programlarımızın akışını bozmak istemiyorum.

 

Şimdi şöyle bir itiraz gelebilir. İnsan bazı açıklamaları duyunca gerçekten şaşırıyor. Televizyona çıkıp şöyle itiraz edenler var: Resulullah (s.a.a.) hayatta olduğu halde Ali (a.s.) nasıl imam olabilir?

 

Ey adam! Rivayetin baş bölümü bu sözün söylendiği andan sonrasını ele alıyor. Daha doğrusu kendisinden sonrasını konu ediniyor. Sadece hakikate saygı gösteren insan insaniyet vasfıyla sıfatlanmayı hak etmektedir. Allah-u Teâlâ biliyor ki, ben aklını kullanan ve hakikati nereden olursa olsun alan bir insana saygı gösteririm.

 

Allame Arnavut hadisin sonunda rivayetin hükmünü beyan ediyor ve sahih li-ğayrihi olduğunu söylüyor. Sahih li-ğayrihi birkaç kanaldan gelen hasen hadistir. Yani Ömer'in Gadir-i Hum gününde Ali'ye biat ettiği inkâr edilemeyecek bir gerçektir. Bu biate niçin aykırı davrandığıysa ayrı bir konudur.

 

- İbn Teymiyye bu konu hakkında ne diyor?

 

- Bilemiyorum. Size sadece metinleri okudum. İlk olarak İmam Ahmed bu rivayetleri el-Müsned'de naklediyor. İbn Teymiyye kural gereği bu rivayeti kabul etmelidir. İkinci olarak Allame Arnavut bu hadisin sahih li-ğayrihi olduğunu söylüyor. Buna göre İkinci Halife Ömer, Ali'ye (a.s.) biat etmiştir. Hakikaten mi yoksa zahiren mi biat ettiği ayrı bir konu. Önemli olan bunun bilinmesi gerektiği.

 

- Biate uygun davranıp davranmadığı ayrı bir konu…

 

- Niçin aykırı davrandığı ayrı bir meseledir… Ancak bu hakikatin Ehl-i Sünnet kaynaklarında geçtiğini de açıklamak istiyorum. Niçin bu hakikatleri inkâr ediyorsunuz?

 

Geliniz İmam Ahmed'in Fazâilü's-Sahabe adlı eserine bir bakalım.

 

Rivayet şöyledir:

 

Hz. Ali insanları Rahbe'de topladı ve şöyle dedi:

 

 …

 

Benim müminlerin nefisleri üzerinde kendilerinden daha fazla velayetim olduğunu biliyorsunuz!” “Evet' dediler. Resulullah  (s.a.a.) şöyle devam eder: “Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır... Allah'ım O'nu veli kabul edenin velisi ol, O'na düşmanlık edene de düşman ol...” Hadisin isnadı sahihtir.[xxi]

 

Öyleyse hiç kimse bize Seyyidim Fazâilü's-Sahabe'de geçen bütün rivayetler sahih değildir. Zayıf ve mürsel hadisler de vardır, demesin. Önemli nokta bu hadisin ne mürsel ne de zayıf hadislerden olduğudur.

 

Eserin bir başka yerinde şöyle geçmektedir:

 

“Bu Ali de ben kimin mevlâsı isem onun mevlâsıdır. Allah'ım O'nu veli kabul edenin velisi ol, O'na düşmanlık edene de düşman ol. Bundan sonra Ömer, İmam Ali ile karşılaşınca şöyle dedi: Tebrikler ey Ebu Talib'in oğlu! Benim, bütün mümin ve müminelerin velisi oldun!” Rivayet hasen li-ğayrihidir.[xxii]

 

Resulullah (s.a.a.) daha ne söylesin ve meramını hangi kelimelerle ifade etsin?

 

Buraya kadar yapılan açıklamalarla İbn Teymiyye'nin İmam Ahmed b. Hanbel'e isnad ettiği “Kufelilerin ziyadesidir, kesinlikle uydurmadır” ve “İslam'ın aslına aykırıdır ve gerçekle uyuşmuyor” şeklindeki sözlerin tamamının aslının astarının olmadığını anlıyoruz.

 

- Tirmizî hariç ana kaynaklarda geçmediğini söyledi. Tirmizî'de geçenin de sahih olmayıp hasen olduğunu iddia etti. Ziyadelerin tamamını sıhhatten düşürdü. Gelin şimdi de bu sözlerinin doğru olup olmadığını görelim.

 

- İbn Teymiyye hadisin aslına ilişkin olarak birkaç hususa işaret etti.

 

İlkin, ana kaynaklarda bulunmuyor, dedi! Ey Şeyh! Keşke bize ana kaynakların ne olduğunun ölçütünü sunsaydın! Hangi kaynaklar ana kaynaklardandır, hangileri değildir? Bu rivayet kendi düşünce sistemine uygun olmuş olsaydı yine bu sözü söyler miydin? “Eğer ben peygamber olarak görevlendirilmemiş olsaydım kuşkusuz Ömer size peygamber olarak gönderilirdi” sözünü naklederken ana kaynaklarda geçip geçmediğine bakmamıştın! Neden Ali (a.s.) söz konusu olduğunda ana kaynaklar meselesini gündeme getiriyorsun?

 

İkinci olarak; hadisin hasen olduğunu sadece Tirmizî söylemiştir (diyorsun).

 

Üçüncü olarak da hadis zayıftır diyerek Buharî'nin görüşüne meyletmektedir.

 

Değerli izleyicilerden özür diliyorum. Bu akşam Buharî'ye yapılan bu nispetin aslının olup olmadığını ele alamıyoruz. Çünkü vaktimiz el vermiyor. İnşallah önümüzdeki hafta bu konuyu da ele alacağız.

 

Programın vaktinin az kalması yüzünden Üstad Ala'dan özür dileyerek şu soruya cevap aramaya çalışacağız.

 

Hadisin aslî metninin -“Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır”- kaynakları nelerdir? Ana kaynaklarda geçip geçmediğine izleyicilerin kendileri karar versinler.

 

İkinci olarak da hadisin bu bölümünün isnadının sahih mi yoksa eleştiriye uğramış bir rivayet mi olduğunu görelim. Çünkü İbn Teymiyye Buharî'nin hadise ta'n ettiğini söylemektedir. Eğer söylemiş olsaydı bunun bir anlamı olurdu. Allame Vadıî'nin dediği gibi esasında İbn Teymiyye Gadir Hadisinin zayıf olduğu yargısında bulunmuştur.

 

İbn Teymiyye'nin güvendiği şahsa, İmam Ahmed'e müracaat edelim.

 

Rivayet şöyledir:

 

Said İbn Cübeyr'in, İbn Abbas'tan, onun da Büreyde'den rivayet ettiğine göre Büreyde şöyle demiştir:

 

Bizler Yemen Gazvesinde Ali (a.s.) ile birlikteydik. O'nda ağrıma giden bir şey gördüm. Resulullah'ın huzuruna vardığımda Ali'yi andım ve O'nun değerini düşürmek istedim. Resulullah'ın yüzünün değiştiğini gördüm.

 

Şöyle buyurdu: Ey Büreyde! Ben müminlere kendi nefislerinden daha evlâ değil miyim?

 

Ben de “Elbette ki öylesiniz ey Allah'ın Resulü!” dedim.

 

O da “Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır!” buyurdu.

 

Allame Arnavut şöyle der: Bu hadisin isnadı Buharî ve Müslim'in şartlarına göre sahihtir. [xxiii]

 

O'na hakaret eden bana hakaret etmiş olur. Onda eksiklik arayan beni kusurlu görmeye çalışmış olur. Zira eksiklik görmeye çalışmak bir tür hakarettir.

 

Mübahele ayeti gereği Ali'yi (a.s.) küçük görmek Hz. Resulullah'ı küçük görmek demektir!

 

Yani aslında Buharî ve Müslim'in insaflı davranmış olsalardı bu hadisi Sahih'lerine almaları gerekirdi. Çünkü bu hadis eserlerine almaları için ortaya koydukları şartlara uyuyordu.

 

İbn Teymiyye'nin İbn Hanbel'e göre bu hadis hasendir, ta'ne uğramıştır şeklindeki sözleri nereye gitti peki?

 

- Ana kaynaklarda yer almamaktadır şeklindeki sözleri nereye gitti?

 

- Ey dünya Hanbelileri! Ey İmam Ahmed'in bağlıları! Ümeyyeci din akımının üstadı, bu hadisin ana kaynaklarda yer almadığını söylüyor! Buna göre el-Müsned ana kaynaklardan değildir! Çıkmazdan ancak bu şahsın gafil olduğunu ve gaflet ettiğini söyleyerek kurtulabilirsiniz.

 

İkinci kaynak: Sünenü İbn Mace'dir. Rivayet şöyledir: Berâ b. Azib'ten rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:

 

Biz Resulullah'ın (s.a.a.) ifa etmiş olduğu hac seferinde beraberinde yola çıkmıştık. O, yolun bir semtinde konaklayarak cemaatle namaz kılma emri verdi. Daha sonra Hz. Ali'nin elini tuttu ve (ashabına): Ben müminlere kendi nefislerinden evlâ değil miyim? dedi.

 

Orada bulunan sahabiler: Ey Allah'ın Resulü! Evet, evlâsın, dediler.

 

Hz. Resulullah: Ey ashabım! Ben her mümine, kendi nefsinden evlâ değil miyim? dedi.

 

Ashab: Evet, evlâsın ey Allah'ın Resulü! dediler.  Bundan sonra elini tuttuğu Hz. Ali'ye işaret ederek: “İşte bu Ali, benim kendisinin mevlâsı olduğum herkesin mevlâsıdır. Allah'ım, O'nu seven kimseleri sev. O'na buğzedenlere, sen de buğzet!” dedi. Hadis sahih li-ğayrihidir.[xxiv]

 

Aslında bu haccın adı “Hacc-ı Belağ (bildiri)” idi. Ümeyye oğulları içeriğini zayi etmek için bu haccın adını “Haccetü'l-Veda” olarak değiştirdiler. Kadim kaynaklarda bu haccın ismi “Haccetü'l-Belağ” olarak geçmektedir. Ali (a.s.) muhiplerinden isteğim, bu hacca Haccetü'l-Belağ demeleridir.

 

Hadiste de görüldüğü gibi Allah Resulü “mevlâ” sözcüğünü velî olarak tefsir etmektedir. Esasında veli ifadesinin muhabbet ve sevgi anlamına mı yoksa yönetim anlamına geldiğini tespit edebilmek için ayetlere ve rivayetlere müracaat etmemiz gerekiyor.

 

Beri taraftan İbn Teymiyye'nin sözlerinin doğru olduğunu savunabilmemiz için Sünenü İbn Mace'nin ana kaynaklardan olmadığını da söylememiz gerekiyor.

 

Gerçi Allame Şuayb el-Arnavut hadisin sahih li-ğayrihi olduğunu söylese de Allame Albanî hadisin sahih li-zatihi olduğunu ifade etmektedir.[xxv]

 

Buna göre hadis ilk olarak Müsnedü Ahmed'de, ikinci olarak İbn Mace'de, üçüncü olarak da Tirmizî'nin dışında başka bir kaynakta geçmektedir.

 

Bir diğer kaynak da İmam Tahavî'nin Şerhü Müşkili'l-Âsâr adlı eseridir. Rivayet şöyledir:

 

Ali (a.s.) Yemen'den geldiResulullah (s.a.a.) şöyle buyurdular: Ben kimin mevlâsı isem bu Ali de onun mevlâsıdır. Allah'ım O'na dost olana dost, düşman olana düşman ol! Hadisin isnadı sahihtir. Hadisin isnad zincirini oluşturan râviler sika kişilerdir ve sahih hadisin ricâlidirler.[xxvi]

 

Dördüncü kaynak Nesaî'nin Hasâis'idir.

 

Rivayet şöyledir: 27. Bab: Hz. Peygamber'in “Ben kimin velisi isem Ali de O'nun velisidir” hadisi babı:

 

Hadis şöyledir: Ben Ali'yi şikâyet ettim… Resulullah (s.a.a.) “Ben kimin velisi isem Ali de onun velisidir” buyurdular. Hadisin isnadı sahihtir. Hadisi İmam Ahmed, İbn Ebi Şeybe, İbn Hibban, el-Bezzâr, el-Hâkim, İbn Ebi Asım rivayet etmişlerdir. Hâkim hadisin Buharî ve Müslim'in şartlarına göre sahih olduğunu söylemiştir. Zehebî de onun bu yargısına muvafakat etmiştir. Albanî de Hâkim'in görüşünün doğru olduğunu söylemiştir.[xxvii]

 

Aslında Nesaî, ricâl noktasında Müslim'den daha dakiktir. Fakat Şiilik izlerini taşıdığından ve Muaviye'ye buğzettiğinden arka plana itilmiştir.

 

El-Hasâis'in tahkikini ed-Danî Münir Âl-i Zehvî yapmıştır. Bu şahıs oldukça ince eleyip sık dokuyan ve hadis kabulünde çetin şartları gözeten birisidir.

 

Hadisin ikinci kanalı şöyledir: “Ey Büreyde! Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır!” Hadisin isnadı sahihtir. Bezzar, Keşfü'l-Estâr adlı eserinde rivayet etmiştir.[xxviii]

 

Üçüncü hadis şöyledir: “Ey Büreyde! Ben müminlere…”[xxix]

 

Bir diğer rivayet de şöyledir:

 

Hz. Peygamber'in huzuruna vardım. Değerini düşürmek için Ali'yi andım.

 

Resulullah'ın yüzü değişmeye başladı ve şöyle dedi: Ey Büreyde! “Ben müminlere kendi... Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır!” buyurdu. Hadisin isnadı sahihtir. Hadisin isnadını oluşturan râviler Buharî ve Müslim'in râvileridir. Bu hadisi Ahmed el-Müsned ve Fazâil adlı eserlerinde, İbn Ebi Şeybe, el-Hâkim, el-Harezmî, Acurî… kendi eserlerinde tahriç etmişlerdir. Hâkim hadisin Müslim'in şartına göre sahih olduğunu söylemiş ve Zehebî de onun bu yargısına muvafakat göstermiştir.[xxx]

 

Hadisin sahih olduğuna işaret edenlerden birisi de Acurî'nin (h.360) eş-Şeriat adlı eserinin tahkikini yapan şahıstır. Hadisin isnadı sahihtir der.[xxxi]

 

Hadisin sahih olduğunu ifade edenlerden bir başkası İbn Hacer el-Askalanî'nin el-Metâlibü'l-Aliyye adlı eserinin muhakkiki Abdullah b. Zafir ile İbn Hacer'in kendisidir. İbn Hacer rivayeti aktardıktan sonra şöyle der: Bu sahih isnada sahip bir hadistir.[xxxii] Muhakkik Abdullah b. Zafir de bir hadisin sahih olması için çok çetin şartlar ileri süren bir araştırmacıdır.

 

O hadisten sonra şöyle der: Özetle bu hadisin mütevatir olduğuna ilişkin açıklamalar yukarıda geçmişti.[xxxiii]

 

Hafız İbn Hacer Fethü'l-Bârî adlı eserinde şöyle der:

 

“Men küntü mevlâhu” hadisine gelince, bunu Tirmizî ve Nesaî rivayet etmiştir. Bu hadisin geliş kanalları oldukça çoktur. İbn Ukde bu hadisleri bir arada toplamak için bağımsız bir eser kaleme almıştır. Bu hadislerin birçoğunun isnadı sahih ve hasendir. Biz İmam Ahmed'in şu sözlerini rivayet etmiştik: Bize Ali b. Ebi Talib hakkında ulaşan rivayetler hiçbir sahabî hakkında rivayet edilmemiştir.[xxxiv]

 

Yani bize İmam Ali'nin faziletleri, makamları ve dereceleri hakkında Resulullah'tan aktarılan hadisler hiçbir sahabi hakkında rivayet edilmiş değildir.

 

Peki İbn Teymiyye bu hadisin isnadının sahihliğini kabul etmemek ve inkâr etmek için neden bu kadar çok ısrar ediyor?

 

Allah'a kasem olsun ki eğer bu adam hadisten siyasî yönetim, velayet ve hükümet meselesini anlamamış olsaydı senedi inkâr etmez ve şöyle derdi: Hadi hadisin isnad zincirinin sahih olduğunu kabul ettik diyelim. Ancak hadis imamete delalet etmiyor ki! Nitekim diğer bilginler bu ikinci yolu benimsemişlerdir.

 

Ancak o, hadisin delaletinin kabil-i inkâr olmadığını gördüğünden isnada ilişkin eleştirilerde yoğunlaşıyor. En uygun yolun hadisi temelden inkâr olduğunun farkındadır.

 

Bundan dolayı Ehl-i Sünnet kardeşlerimiz yeni bir okuma geliştirmelidirler.

 

- Örneğin İmam Ahmed. Faziletler çerçevesinde İmam Ali kadar fazileti olan sahabinin olmadığını söylüyor. İnsan sormadan edemiyor: Peki neden öyleyse falanca ve filancaları İmam Ali'ye takdim ediyorsun?

 

- Ehl-i Sünnet âlimleri buna cevap aramalıdırlar. Eğer bu kaynaklar Ehl-i Sünnet'in ana kaynakları değilse hangileri ana kaynak?

 

- Seyyidim geçen hafta yöneltilen bir soruyu size sormak istiyorum. Arabistan'dan Ebu Meryem kardeş şöyle demişti: Saygıdeğer Seyyidim Ehl-i Sünnet kaynaklarından nakillerde bulunuyorsunuz. Ehl-i Sünnet ise İmamiyye bilginlerinin kaynaklarına dayanmamaktadırlar.

 

- Bu yaklaşım tarzı metotla alakalıdır. Üstad Ala benden detaylı cevap vermememi istedi. Yoksa bu konu bir veya birkaç programda ele alınması gereken bir meseledir. Şia bilginlerinin ve Ehl-i Beyt Okulunun farklı yönelişlere sahip Müslümanların kültürlerini değerlendirmelerinin ve diğerlerinin bizim kültürümüze ilişkin okumalar yapmamalarının nedeni nedir?

 

Genel konuları zikredecek ve detaya girmeyeceğim. Bunun çeşitli gerekçeleri bulunmaktadır.

 

Ehl-i Beyt Okulu âlimlerinin diğer Müslümanların kültürlerine ilişkin okumalar yapmalarında birkaç neden vardır.

 

İlk neden icmanın gerçekleştiğini göstermektir. Çünkü bir hadis hem bizler hem de diğer Müslüman kardeşlerimiz tarafından rivayet ediliyorsa bu konuda icma gerçekleşmiş demektir. Bu durumda “Ümmetim dalalet veya hata üzere birleşmez” hadisinin kapsamına girmiş oluruz. Yani icma hâsıl olur.

 

- Hem fıkıh hem de inanç düzeyinde…

 

- Ama konumuz akide düzeyindeki meseleleri içermektedir.

 

İkinci neden: En önemli etmenlerden biri de şudur: Biz temel inançlarımızın İslam âlimlerinin kültüründe mevcut olduğuna inanıyor ve bunu ortaya koymak istiyoruz. Kimsenin bize gelip de bu inançları nereden buldunuz dememesi için Müslümanların kaynaklarına başvuruyoruz. Bu inançların dayanakları sizin kaynaklarınızda da mevcuttur. Sadece sizinle yorum noktasında farklılık yaşıyoruz. Sizin “mevlâ, evlâ ve veli” kelimelerini dilediğiniz şekilde tefsir etme hakkınız olduğu gibi bizim de hakkımız bulunmaktadır.

 

Böyle bir okuma ve değerlendirme yapmak Ehl-i Beyt Okulunun temayüz ettiği hususlardandır.

 

Üçüncü etmen: Bizler Ehl-i Sünnet ulemasının kaynaklarında geçen birçok şeyin bizim nezdimizde makbul olduğuna inanmaktayız. Denildiği gibi biz bütün sahabileri tekfir etmiyoruz. Onların rivayetlerini kabul de ediyoruz. Tabii senedi sahih ve üzerinde ittifak sağlanan hadislerden ise.

 

Dördüncü etmen:  İlzam kaidesi bunu gerektirmektedir. Size Usûlu Kâfî'den bir rivayet okuyacak olursam bu kitabın tamamının Şia bilginleri tarafından uydurulmuş bir eser olduğunu söyleyeceksiniz. Falat size Müsnedü Ahmed'den, Buharî'den, Acurî'den bir şey aktardığımda bunlar sizin eserleriniz olduğundan kabul etmeniz gerekmektedir.

 

Aslında bu etmenlerin başlı başına bir programda ele alınması gerekiyor.

 

- Seyyidim niçin böyle tali konuları ele alarak İbn Teymiyye'yi değerlendiriyorsunuz? 

 

- Anlayamıyorum. Tevhid meselesini ele aldık. Tevhid meselesi tali bir konu mudur?

 

İmamet meselesini ele aldık. İmamet meselesi talî bir konu mudur? İmametin İslam tarihindeki önemi için Şehristanî'nin şu ifadeleri yeterlidir: “Beşinci ihtilaf, imamet (hilafet) konusunda yaşanmıştır. Ümmet arasında yaşanan en büyük ihtilaf, imamet konusunda gerçekleşmiştir. İslam tarihinde, imamet meselesinde olduğu kadar başka hiçbir dinî meselede kılıçlar çekilmemiştir.”[xxxv]

 

Bilemiyorum artık bu mesele de talî ise hangi mesele aslîdir?

 

- Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey'e teşekkürlerimizi sunuyoruz. Sizleri Allahu Teâlâ'ya emanet ediyoruz. Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhu.

 

 

 

Çeviri: Cevher Caduk

 

 

www.medyasafak.net

 

 



[i] Mecmuu Fetâvâ, c. 4, s. 418.

[ii] Mecmuu Fetâvâ, c. 4, s. 417.

[iii] Age, agy.

[iv] Minhâcü's-Sünne, c. 4, s. 256.

[v] Muhammed Salih el-Useymin, Mustalahü'l-Hadis, s. 13.

[vi] Minhâcü's-Sünne, c. 4, s. 256.

[vii] Mecmuu Fetâvâ, c. 4, s. 418.

[viii] Ebu Abdirrahman el-Vadıî, el-Muktarahü fi Ecvibeti Badi Esileti'l-Mustalahi, s. 163, Darü'l-Asari's-Sana.

[ix] Minhâcü's-Sünne, c. 4, s. 303.

[x] İbn Teymiyye, İktizaü's-Sırati'l-Müstakim li Muhalefeti Ashabi'l-Cehim, c. 1, s. 440, Tahkik: Nasır Abdülkerim el-Akl.

[xi] Mecmuu Fetâvâ, c. 1, s. 248.

[xii] Age, c. 4, s. 417.

[xiii] Müsnedü'l-İmam Ahmed İbn Hanbel, c. 32, s. 56, Hadis No: 19302, Tahkik: Allame Şuayb el-Arnavut, Müessesetü'r-Risale.

[xiv] Age, agy.

[xv] Age, c. 32, s. 29, Hadis No: 19279.

[xvi] Age, c. 32, s. 75, Hadis No: 19328.

[xvii] Age, c. 32, s. 73, Hadis No: 19325.

[xviii] Age, c. 2, s. 262.

[xix] Mustalahü'l-Hadis, s. 14.

[xx] Müsnedü'l-İmam Ahmed İbn Hanbel, c. 30, s. 430, Hadis No: 18479.

[xxi] İmam Ahmed İbn Hanbel, Fazâilü's-Sahabe, c. 2, s. 848, Hadis No:1167, Tahkik: Vasiyullah b. Muhammed Abbas.

[xxii] Age, Hadis No: 1042.

[xxiii] Müsnedü'l-İmam Ahmed İbn Hanbel, c. 32, s. 38, Hadis No: 22945.

[xxiv] Sünenü İbn Mace, c. 1, s. 84, Hadis No: 116,Tahkik: Allame Şuayb el-Arnavut.

[xxv] Sünenü İbn Mace, c. 1, s. 84, Hadis No: 56,Tahkik: Allame Muhammmed Nasırüddin Albanî.

[xxvi] İmam Tahavî, Şerhü Müşkili'l-Âsâr, s. 18, Hadis No: 1763.

[xxvii] İmam Hafız Ebi Abdirrahman Ahmed İbn Şuayb en-Nesaî, Hasâisu Emiri'l-Müminin Ali İbni Ebi Talib, Hadis No: 80,  ed-Danî Münir Âl-i Zehvî.

[xxviii] Age, agy.

[xxix] Age, agy, Hadis No: 81.

[xxx] Age, agy.

[xxxi] Ebubekir Muhammed İbn el-Hüseyn el-Acuri, c. 4, s. 2204, Kitabü'ş-Şeriat, Tahkik: Doktor Abdullah ed-Demici, Darü'l-Vatan.

[xxxii] İbn Hacer el-Askalanî, el-Metalibü'l-Aliyye  bi Zevaili'l-Mesânidi's-Semaniyye, c. 16,  Tahkik: Abdullah İbn Zafir İbn Abdullah eş-Şehrî, Derleme: Doktor Sad İbn Nasır Abdülaziz eş-Şetrî, Darü'l-Asıme.

[xxxiii] Age, agy.

[xxxiv] İbn Hacer el-Askalanî, Fethü'l-Bârî, c. 8, s. 425, Darü Taybe.

[xxxv] Muhammed İbn Abdülkerim eş-Şehristanî, el-Milel ve'n-Nihal, c. 1, s. 24, Tahkik: Muhammed Seyyid Geylanî, Darü'l-Marife, Beyrut-Lübnan.