"Suriye Krizi, Hizbullah’ı Zayıflatmak için Kaldıraç Olarak mı Kullanılıyor?"

"Geçen haftasonu gerçekleşen baş başa bir buluşmanın ardından ABD Dışişleri Bakanı Clinton ve Türk Başbakanı Erdoğan, hem Hizbullah hem de Suriye üzerinde baskıyı yoğunlaştırmanın yollarını arıyorlar."

6.9.2012 13:51:00
Suriye Krizi, Hizbullah’ı Zayıflatmak için Kaldıraç Olarak mı Kullanılıyor?

Franklin Lamb

El Menar

Lübnan ve bölge siyasetinin güçlü girdabına ve şiddetli anaforlarına sürüklenme sonucu yaratan yoğun baskılar, Lübnan’ın Hizbullah liderliğindeki Ulusal Direnişi’ne ve Dahiye mahallesindeki insanlara çok da keyif veriyor olmamalı.

Geçen haftasonu gerçekleşen baş başa bir buluşmanın ardından ABD Dışişleri Bakanı Clinton ve Türk Başbakanı Erdoğan, hem Hizbullah hem de Suriye üzerinde baskıyı yoğunlaştırmanın yollarını arıyorlar. Bu yöndeki projelerden bir tanesinin, ABD’nin müttefiki 14 Mart hareketine Lübnan Parlamentosu’nda Lübnan’ın Suriye’yle olan kuzey sınırına uluslararası birliklerin yerleşmesine izin verecek bir oylamaya gitme yönünde talimat vermesi olduğu aktarılıyor.

Bazı 14 Mart siyasetçileri açıkça Lübnan ve Suriye arasındaki iyi belirlenmemiş sınıra uluslararası bir gücün yerleşmesi yönünde çağrı yaptılar. ABD-Suudi Arabistan destekli bu güçler ayrıca, 33 gün süren Temmuz Savaşı’ndaki yenilgisinin ardından İsrail’in talebiyle ilk defa 2007 yılında ortaya çıkmış olan Welch Club-Jeffrey Feltman Projesini de yeniden gündeme getirdiler.

Hizbullah’ın içerideki ve dışarıdaki karşıtlarının Kuzey Lübnan’daki Trablus’a yakın olan Sünni Akkar yakınlarındaki Kleiat Havaalanını hızlı bir şekilde “modernleştirme” yollarını aradıkları aktarılıyor. Bir parlamento üyesine göre, “Amerikalılar ve içerideki bazı unsurlar şimdiden Kleiat Havaalanı’nın yenilenmesi dosyasını ‘raftan indirdi’.” Amaçlanan kullanımlardan birinin, uluslararası birliklere ve Amerikan güçlerine “eğitim, stok ve ileri ikmal” için ev sahipliği yapmak olduğu düşünülüyor.  

Dört yıl önce açıkça ifade edilmiş olan Feltman fikri, şimdi, bölgedeki askeri operasyonlar için bir üs kullanarak Suriye’ye ve diğerlerine basınç uygulamak için bir “özgürleştirilmiş coğrafi alan” oluşturulmasını hedefliyor. Hiçbir zaman ölmemiş olan bu fikir, gelecekte kullanılmak üzere askıya alınmıştı. Suriye’deki kaos ve krizle birlikte Pentagon analistleri ve Clinton ve Erdoğan’la anlaşan Amerikan müttefikleri, bölgesel Kleiat hava üssü için zamanın geldiği fikrini edinmiş olmalı. Beyrut’taki ABD Büyükelçisi’nin 2008 yılında, bir Amerikan askeri heyetinin Kleiat pistini “Lübnan Ordusu’yla işbirliği doğrultusunda lojistik amaçlar için” kullanılmak üzere test ettiğini söylediği hatırlanabilir. Kongre’ye rapor sunulması sırasında Pentagon, Kongre üyelerine “Kleiat’taki mevcut pist, askeri teçhizat taşıyan uçaklar için tamamen uygun. Fakat sivil bir havaalanı için gerekli özelliklere sahip değil” demişti. Böyle bir projenin Lübnan Ulusal Direnişi’ne aktif bir karşıtlık anlamına geleceğinden şüphe duyan siyasi analist pek yoktur. Hizbullah yetkilisi Şeyh Naim Kasım, bu tür hareketleri “ülkeyi yok etmenin bir yöntemi” olarak tanımlayarak kınadı. Geçtiğimiz hafta verdiği beyanda şunları söyledi: 

“Hizbullah, Lübnan’ın Suriye’nin içişlerine müdahalede kullanılmasını reddediyor ve Kuzey sınırlarına uluslararası güçlerin yerleştirilmesine kesin olarak karşı çıkıyor. Bu, Lübnan’ı Suriye’de yapılan yoldan yıkmayı hedefleyen Siyonist bir projedir. Suriye denklemini etkileme olanaklarını kaybettikleri zaman, tampon bölgeyi kuvvetlendirmek üzere Kuzey’e uluslararası güçler göndermek gibi şüpheli projeler gündeme getirmeye başladılar. 14 Mart Grubu Lübnan’ın kuzeyini silahlar, kaçakçılık ve milis faaliyetleriyle sabote etmekten vazgeçerse, istikrar hâkim olur. Onlar, Trablus’ta, Akkar’da ve genel olarak Kuzey’de halkımızın zarar gördüğü gerilimlerden sorumlular.”

ABD ve onların Lübnan’da desteklediği gruplarla ortaklaşa çalışıyorlarmış görüntüsü verecek şekilde, Filistin’i işgal eden sömürgecilerin Lübnanlılar arasına korku yaymak suretiyle yaptığı baskı, ülkenin hava sahasını her gün ihlal eden savaş uçaklarının ve keşif uçaklarının sayısındaki artışta kendisini gösteriyor. Bu uçaklar kısa süredir Trablus ve Kleiat Havaalanı bölgesine odaklanıyor. Bu hafta gerçekleşen olaylar arasında BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının İsrail tarafından 8000 kez ihlal edilmiş olmasına eklenen yeni ihlaller bulunuyor ve UNIFIL yalnızca Sur yakınlarındaki Nakura’daki üssünden olanları izleyip notlar almakla yetiniyor.

Bir UNIFIL kaynağına göre, İsrail aynı zamanda güneydeki Direniş güçlerini sıkıştırarak, İsrail’in kısa süre önce yeni bir duvar inşa ettiği Kfar Kila yakınlarındaki yerlerinden bazılarını ve Direniş’in yaklaşan İsrail-Hizbullah savaşı için yaptığı hazırlıkları açığa çıkarmaya zorlamaya çalışıyor.

El Kaide ve Yeni Müttefiklerinin Hedefi

Suriye ve Lübnan’da aktif durumda olan, El Kaide ile bağlantılı Abdullah Azzam Tugaylarının Hizbullah’a ve Şiilere karşı artan şiddet tehditleri, Lübnan’da daha fazla mezhep çatışması çıkarmaya yönelik gibi görünüyor. 8 Temmuz 2012 tarihinde “cihadçı” bir web sitesinde yeni bir tehdide yer verildi ve ABD-Suudi Arabistan destekli 14 Mart muhalefeti tarafından da yayınlandı. Video kaydı, Şiileri “Hizbullah’ın ve Emel Hareketi’nin Suriye devrimi karşısındaki tutumları, sizin çıkarlarınıza hizmet etmiyor… Eğer küstah tutumunuzu sürdürürseniz, bunun bedelini ödeyecek ve cezalandırılacaksınız. Kendinizden başka suçlayabileceğiniz biri de olmayacak” sözleriyle tehdit ediyor.  

Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde siyaset bilimi öğretim üyesi ve siyasal İslam uzmanı olan Dr. Ahmed Musalli ise şöyle diyor: “Bu El Kaide hücresi, Lübnan ve Suriye’deki mevcut koşulları geçmişte erişemedikleri hedefleri vurmak için altın bir fırsat olarak görüyor. Şu anda sınırdaki duruma bakarak, Hizbullah’a ve destekçilerine saldırı düzenlemek için militanlarını Suriye’den Lübnan’a geçirebileceklerini söyleyebiliriz.”

Giderek artan bir şekilde, 14 Mart gruplaşması içindeki unsurlarla birlikte çalıştıkları görülen bu güçler aynı zamanda Hizbullah mahallelerinde, Hizbullah yetkilileri Arap baharı ve İslam uyanışı ayaklanmalarını desteklediği için, Parti’nin Suriye krizindeki rolü hakkındaki tavrına dair karışıklık yaratmak istiyorlar.

3 Eylül 2012 tarihinde Hizbullah Genel Sekreteri bu iddiaları yalanladı ve Lübnan partileri arasındaki farklı siyasi tutumlara saygı gösterirken, mezhepçi söylemlerden uzak durulması çağrısı yaptı.

Nasrallah, El Mayadin TV kanalının kendisiyle yaptığı bir röportajda, “Çatışma Sünniler ve Şiiler arasında değildir, Batı tarafından kullanılan Tekfirciler (diğerlerini sapkın, kâfir olmakla suçlayanlar) iledir” dedi. Arkasından şunu ekledi: “Suriye’deki kriz mezhep temelli değildir, siyasal seçimlerle ilgilidir. Suriye’de tek çözüm, çatışmaların sonlanması ve Suriyeli taraflar arasında diyaloğun başlamasıdır.”

Bir Hizbullah kaynağı, Lübnan’daki ve bölgedeki karmaşık durumun iç ve dış düşmanlar nedeniyle kolay çözümlenebilecek konular olmadığını ifade etti. Bir dost aynı zamanda uluslararası Direniş’in lideri olarak Hizbullah’ın basit bir şekilde yerel bir Şii partisi olarak görülmesi riski olduğunu ve bunun da parti ve ülke için çeşitli düzeylerde riskler getirdiğini söyledi.  

Lübnan Güçleri lideri Samir Caca, “8 Mart ittifakı, Suriye rejimi üzerindeki basıncı azaltma amaçlı olaylarla birlikte olabildiğince çok gerilim noktası yaratmak için ülkedeki güvenlik durumunu bozma eylemlerinin arkasındadır” şeklindeki suçlamalarını sürekli tekrarlıyor. Caca, doğrudan Hizbullah’a referans vererek, “Devlet içinde bir devletçiğin var olmasından kaynaklı devasa stratejik tehlikeler bulunuyor. Devlet, bunun üzerinde hiçbir otoriteye sahip değil çünkü bu devletçik ve müttefikleri onu felç ediyorlar” dedi.

Caca ve müttefikleri ayrıca Hizbullah’ı Lübnan’da Suriye ve diğer Arap ülkelerinin vatandaşlarının kaçırılması karşısında “korkutucu bir sessizlik” içinde olmakla suçladı. “Hizbullah’ın kendi etkisi altındaki bölgelerde gerçekleşen bu olaylar karşısındaki korkutucu sessizliğini kınıyoruz. Genel Sekreterleri Seyyid Hasan Nasrallah, bu olayları kınamaksızın, işlerin kontrolden çıktığını söyledi. Bu, olaylara bütünüyle onay verdiği anlamına geliyor” dedi.

New York Times’da yazan Hanin Gaddar’ın iddiasına göre, “Bazı temel şeyler değişti: Uzun süre Suriye’nin Lübnan’daki güçlü temsilcisi olan Şii militan grup Hizbullah, yaralı bir canavara dönüştü. Ve şimdi kendi varlığını korumakla, dağılmakta olan komşu rejime yardım etmek arasındaki çok ince bir çizgiye doğru yürüyor.”

Hizbullah, gelecekteki İsrail işgallerinden özgür olmak başta gelmek üzere Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla Lübnan’ın bölgesel Arap davalarındaki konumu arasında hassas bir dengeye ihtiyaç olduğunu anlıyor. Büyük olasılıkla, Hizbullah’ın araştırma merkezi ve diğer düşünce kuruluşları, eski eylemlerini gözden geçirmektedir ve bazı durumlarda, Lübnan’da ve ötesinde değişen gerçekliğe karşılık verebilmek için başlangıçtaki tutumlarını değiştirecektir. Parti ve Şii topluluğu, Lübnan’ı korumak için açıklık, diyalog ve ortaklık politikasını savunmaya devam etmek gerektiğini anlıyor.

Önümüzdeki haftalar yabancı ve içerideki Direniş karşıtı güçlerin Suriye krizini Hizbullah’ı yıkmak için kullanma girişimlerinin ne derece başarılı olabileceğini gösterecek.

medyaşafak