"Askeri Kuşatma ve Dünya Eğemenliği: Amerikan Füze Kalkanına Karşı Rusya’nın Denizler Stratejisi"

"Pentagon, Avrasya’yı kuşatmak ve Çin, Rusya ve İran’dan oluşan Üçlü İttifak’ın etrafını sarmak için çalışıyor. Ancak her hamlesi, bir karşı hamleyle cevaplanıyor. Bu üç Avrasya gücünün hiç birisi de, Amerika’nın arzulayacağı gibi pasif birer hedef olmayacaklar."

16.11.2012 13:24:00
Askeri Kuşatma ve Dünya Eğemenliği: Amerikan Füze Kalkanına Karşı Rusya’nın Denizler Stratejisi

Mahdi Darius Nazemroaya


Global Research



Pentagon, Avrasya’yı kuşatmak ve Çin, Rusya ve İran’dan oluşan Üçlü İttifak’ın etrafını sarmak için çalışıyor. Ancak her hamlesi, bir karşı hamleyle cevaplanıyor.


Bu üç Avrasya gücünün hiç birisi de, Amerika’nın arzulayacağı gibi pasif birer hedef olmayacaklar. Pekin, Moskova ve Tahran, hepsi de Pentagon’un askeri kuşatma stratejisine karşı kendi özgün önlemlerini alıyorlar.

Çinliler, Hint Okyanusu’nda, kendi savunma sistemlerini kuruyorlar,  Amerikalıların deyimiyle Çin’in “inci kolye”sini. İran ise donanmasını güçlendirme sürecinde, her geçen gün kendi karasularındaki Pers Körfezi ve Umman Körfezi’ndeki deniz gücüne bir yenisini ekliyor. Bu üç Avrasya gücünün ve onların çeşitli müttefiklerinin, jeostratejik açıdan çok önemli bir geçiş koridoru olan Aden Körfezi’ndeki, Yemen, Cibuti ve Somali kıyılarında konuşlanmış savaş gemileri bulunmakta.

Amerika’nın küresel füze kalkanı, Pentagon’un Avrasya’yı ve onun bu üç büyük gücünü çevreleme stratejisininin temel öğelerinden biri. Öncelikle, bu askeri sistem, Rusya ve Çin’in, Amerika ya da NATO saldırılarına karşılık nükleer silah kullanma kapasitesini etkisiz kılarak, Amerika’nın nükleer güç liderliğini pekiştirmesini amaçlıyor. Küresel füze kalkanının amacı, Pentagon’un saldırısına karşılık, Rusya’dan ya da Çin’den gelecek herhangi bir karşı saldırıyı ya da nükleer saldırıyı önlemek.

Amerika’nın Küresel Füze Kalkanı, Rusya’nın Gelişen Donanmasına Karşı

Amerika’nın küresel füze kalkanı projesine her geçen gün yeni ülkeleri dahil ediyor ve bu yeni konuşlanmanın doğal bir uzantısı olan coğrafi genişlemeler şaşırtıcı bir şekilde haber raporları tarafından yeni birşeymiş gibi sunuluyor. Bu raporlar, Pentagon’un, füze kalkanı projesini, füzelerin konuşlandırılacağı yerleri stratejik olarak seçtiği ve küresel bir sistemin sacayağı olarak tasarladığı gerçeğini görmezden geliyorlar. Halbuki, Pentagon bu planları 1990’larda, hatta belki de daha önce yaptı. Japonya ve Pentagon’un NATO bünyesindeki diğer müttefikleri de öyle ya da böyle başından beri bu projenin içindeydiler.

Yıllar önce, Çinli’ler ve Rus’lar, Pentagon’un bu küresel füze kalkanı kurma hırsının farkına vardılar ve ortak da bir açıklama yaparak, Pentagon’u küresel stratejik güç dengelerini bozmakla eleştirirken, füze kalkanı projesini de, küresel bir istikrarsızlaştırma projesi olarak gördüklerini dillendirdiler. Hatta Çin ve Rusya, Temmuz 2000’de, Kazakistan, Kırgızistan ve Tajikistan’la birlikte çokuluslu bir açıklama yaparak, Pentagon’un küresel füze kalkanı projesinin hayata geçirilmesinin uluslararası barışı tehdit edeceğini ve bununla birlikte bu durumun Anti-Balistik Füze Antlaşmasını (ABM, 1972) da  çiğnemek anlamına geleceğini bildirmişlerdi. Amerika Birleşik Devletileri Hükümeti defalarca, atmakta oldukları bu adımların, tıpkı Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi dünyayı düşmanca bir kutuplaşmaya götüreceği yönünde uyarıldıysa da, bu uyarılar, Amerika’nın malum kendini beğenmişliği tarafından duymazdan gelinildi.

Şimdi, Ruslar bir kaç pratik adım atarak, Pentagon’un küresel füze kalkanı sistemini boşa çıkardılar. Bu adımlardan biri de, ülkenin uluslararası sulardaki varlığını genişletmek ve donanma kapasitesini geliştirmek. Bununla birlikte, kendi karasuları ve Akdeniz ve Karadeniz kıyılarının ötesinde, yeni deniz üsleri kurmak da Moskova’nın planları arasında.

Rusya Federasyonu’nun halen Rusya toprakları dışında iki deniz üssü bulunmakta; birisi Karadeniz’de, bir Ukrayna şehri olan Sivastopol’da, ve diğeri ise Akdeniz’de, bir Suriye limanı olan Tartus’da. Kremlin şu sıralarda yeni Rus deniz üsleri için, Karayip Denizi’ne, Güney Çin Denizi’ne ve Afrika’nın güney kıyılarına (Aden Körfezi’nin yakınlarında) uygun yerler arıyor. Küba, Vietnam ve Seyşeller Cumhuriyeti, adı geçen denizlerde yeni Rus deniz üslerine ev sahipliği yapabilmesi en muhtemel ülkeler.

Aslında Ruslar, 2002’ye kadar Vietnam’ın Cam Ranh körfezinde konuşlanmışlardı. Vietnamlılar, 1979’dan Sovyetlerin dağıldığı 1991’e kadar Sovyetlere, 1991’den  sonra da Rus güçlerine evsahipliği yapmıştı. Aynı şekilde, Rusya, Küba’da da post-Sovyet varlığını, Amerika’yı gözlemlediği Lourdes Sinyal İstihbarat Üssü’nü de, kapattığı 2001 yılına kadar sürdürdü.

Bunlara ek olarak, Kremlin, Kuzey Buz Denizi kıyılarında da bir askeri savunma sistemi geliştiriyor. Kuzeydeki bu yeni Kuzey Buz Denizi Deniz Üsleri de yakında açılacak. Kuzey Kutup dairesinin de dahil edildiği bu plan, akıllı bir stratejinin ürünü. Akla, bu yeni hamlenin iki olası işlevi geliyor. Birincisi, Rusya’nın, Lomonosov Sıradağları’ndaki topraklarını ve enerji kaynaklarını, NATO ülkelerine karşı korumayı hedefliyor. İkincisi ise, Rusya’nın küresel denizgücü stratejine hizmet ediyor.

Moskova, Amerika ve NATO’nun, Rus deniz gücünü gerek Karadeniz’de, gerekse Akdeniz’de köşeye sıkıştırmak istediğinin farkında. Amerika ve Avrupa Birliği’nin, Rus donanmasının Suriye’ye ulaşabilirliğini kısıtlamaya ve kontrol etmeye dönük çabaları da bu stratejik eğilimin ve çabanın bir ürünü. Tam da Rus donanması bu şekilde köşeye sıkıştırılmak istendiği için, Kremlin, Karayiplerde, Güney Çin denizinde ve Afrika’nın doğu kıyılarında deniz üssüne sahip olmak istiyor.

Rusya’nın Kuzey Buz Denizi Savunma sistemi geliştirmesi ve Küba, Vietnam ve Seyşeller Cumhuriyeti gibi yerlerde deniz üssüne sahip olması demek, Rus donanmasının küresel bir aktör haline gelmesinin garantilenmesi anlamına geliyor. Böylelikle, Rus gemileri bir çok farklı noktadan uluslararası sulara açılabilecek ve yine bir çok farklı noktada lojistik hizmeti alabilecek. Bu deniz üsleri, Rusya’nın hem Atlantik Okyanusu’nda hem de Hint Okyanusu’nda, kalıcı olarak tersane ve limana sahip olacağı anlamına geliyor.

Rus yetkililer, tıpkı Suriye’deki gibi bu muhtemel denizaşırı deniz üslerine, “deniz üssü” demekten kaçınıyorlar ve bunun yerine, kendilerinin daha az tehditkar görülmelerini sağlayacak “tedarik noktaları” ya da “donanmanın lojistik ihtiyacını karşılayacak noktalar” gibi terimleri kulanmayı tercih ediyorlar. Bu termioloji gerçekte pek de birşey ifade etmiyor, çünkü bu deniz üslerinin asıl fonksiyonlarının belirlenen askeri amaçlara hizmet etmek olduğu bir gerçek.

An itibariyle, Rusya sadece kendi karasularında yani Kuzey Buz Denizi’nde ve Pasifik Okyanusu’nda donanmasının lojistik ve barınma hizmetini sağlayacak üslere sahip. Dahası, Rusya’nın, Rusya’nın uzak doğusunda Pasifik Okyanusu kıyılarında olan deniz savunma sistemi, uluslararası sulara açılmak için biçilmiş kaftan. Bununla beraber, Moskova’nın Baltık Denizi’ndeki deniz savunma sistemi ise zaten coğrafi olarak belli kısıtlara haiz olmakla birlikte, dış güçlerce de, tıpkı Karadeniz deniz savunma sisteminde yaşandığı gibi muhtemel Amerika ve NATO restleşmelerinde, kısıtlanabilir ve hareketsiz hale getirilebilir durumda. Halbuki, Küba gibi yerlerde sahip olunacak deniz savunma sistemleri, Rus deniz gücünün özgürce hareket edebilmesini garanti altına alır ve Amerika ve onun müttefikleri tarafında köşeye sıkıştırılmasını imkansız kılar.

Rusya’nın Denizlerdeki Yeni Nükleer Güç Konumu

Tarihsel olarak, Rus kıyılarını, Rus Silahlı Kuvvetleri’nin emrindeki donanma korur. Hem Rusya hem de Sovyetler Birliği savunma stratejilerini karadan gelecek geniş ölçekli bir işgal üzerine kurmuşlardır. Tam da bu sebepten, hem Rus hem de Sovyet donanması, karadan gelmesi muhtemel bir işgal girişimine karşı yapılacak mücadeleye yardımcı olabilecekleri şekilde inşa edilmişlerdir. Yani, Rus donanması bir hücum gücü olması için yapılandırılmamıştır. Ancak, bu durum, Moskova’nın, Pentagon’un kafesleme stratejisine karşı geliştirdiği strateji vesilesiyle değişme sürecinde.

Şimdi Rusya, tıpkı Çin ve İran gibi, deniz gücü üzerine odaklanmış durumda.

Rusya, nükleer deniz gücünü geliştiriyor ve genişletiyor. Rus medyasının dillendirdiği gibi, bu ülkelerinin bir deniz gücü olma iddiasının tezahürü. Moskova’nın amacı, gemilerini nükleer saldırı yapabilecek kapasiteye sahip kılıp, nükleer üstünlüğünü temin etmek. Bu, Pentagon’un küresel füze kalkanı ve Rusya ve müttefiklerini kafesleme stratejisine doğrudan bir tepki niteliği taşıyor.

2020 yılına kadar, Rus filosuna, ellinin üstünde yeni savaş gemişi ve yirmi yeni denizaltı eklenecek. Bu yeni Rus denizaltılarının yüzde kırk kadarı, ölümcül nükleer saldırılar düzenleyebilme kapasitesine sahip olacaklar. Bu proje oğul Bush’un Beyaz Saray’da olduğu günlerde Avrupa’ya Amerikan füze kalkanı kurmaya başlaması yönünde attığı adımlardan sonra başlatıldı.

Son bir kaç yılda, Amerikan füze sisteminin karşı Rus tedbirleri kendini göstermeye başlamış durumda. Beyaz Deniz’de Arhangelsk Limanı’nda yapılan, Rusya’nın Borey sınıfı denizaltılarının denemeleri 2011 yılında başlatıldı. Aynı yıl içinde, denizaltından atılan gemi balistik nükleer füzelerinin geliştirildiği duyuruldu ki, bu Amerika’nın füze kalkanının delinmesi anlamına geliyor. Bir Rus denizaltısı bu geliştirilen teknolojiyi 2011 yılında Barents Denizi’nde gizlice denedi.

İkinci Bir Küba Füze Krizi Mi Yolda?

Eğer Havana ile anlaşmaya varılırsa, tıpkı Sovyetlerin yaptığı gibi, Rusya’nın da füzelerini Küba’ya konuşlandırması her zaman bir olasılık olarak görülmekte. Varsayımlar üzerinden konuşacak olursak, bu Rus füzelerinin de büyük ihtimalle nükleer savaş başlıkları olacak. Yani basitçe, tıpkı Sovyetler ve Amerika’yı 1962’de Küba’da, Küba Füze Krizi’ne sürükleyen senaryonun tekrarı sahnelenecek. Ancak dahası da var, bu Soğuk Savaş hikayesinin arkaplanı ve onun neden ve sonuçları da benzerlikler taşıyor.

Küba Füze Krizi’nin baş sorumlusu da Amerikan Hükümeti idi. Nükleer savaş başlıklı füzelerin Küba’ya konuşlandırılması, Amerika’nın Sovyet şehirlerini ve vatandaşlarını hedef alan nükleer füzelerini gizlice Türkiye’ye yerleştirilmesine verilmiş bir cevaptı. Amerikan Hükümeti, Türkiye’ye yerleştirdiği ve Sovyet halkını hedef alan kendi nükleer füzelerini kendi halkından gizledi, çünkü bu Amerikan kamuoyunun asıl saldırganın kim olduğu, ve krizin fitilini kimin ateşlediği yönünde sorgulamalarını getirecekti. Rusya’nın Küba’da olası bir nükleer füze konuşlandırması da, Pentagon’un Rusya ve müttefiklerinin etrafını nükleer füzeler ile çevirmesine bir tepki olacaktır. Tıpkı 1962’de olduğu gibi, Amerikan Hükümeti yine sanki Küba’ya füzeler yerleştirilmiş de kriz buradan doğmuş gibi davranabilir.

Şimdiye dek, Küba’daki Rus varlığının yenilenmesi konusundaki konuşmalar sürmekte. Moskova ve Havana arasında üzerinde somut olarak anlaşılmış  hiç birşey yok, ve Rus füzelerinin Küba’ya konuşlandırılmasından da bahsedilmiyor. Rusya’nın Küba hamlesi hakkındaki herşey şimdilik spekülasyonlardan ibaret.

Rusya’nın donanmasını bir nükleer güç olarak geliştirmekte oluşu, Küba’da ya da başka bir yerde sahip olabileceği herhangi bir olası denizaşırı Rus üssünden çok daha hayati bir konu. Rusya’nın bu yeni nükleer deniz gücü, Amerika’nın etrafında istediği gibi hareket ettirebileceği seyyar nükleer füzeler anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle, Rusya, bu yüzen seyyar nükleer savaş gemileri ile dünya üzerinde istediği yere konuşlanabilir. Yine bu Rusya’nın neden denizaşırı deniz savunma sistemleri kurmak istediğini de açıklıyor. Rusya böylelikle Amerika’yı kuşatabilecek veya ona saldırabilecek, deniz üzerine kurulmuş kendi nükleer vurucu gücüne sahip olabilecek.

Rusya’nın deniz stratejisi, Pentagon’un küresel füze kalkanına karşı akıllıca geliştirilmiş. Bu süreç, Pentagon ve NATO’nun soğuk savaş sonrası dönemde benimsedikleri saldırgan önleyici nükleer güç stratejilerine cevap olarak Kremlin’in benimsediği önleyici nükleer güç siyasetinin bir parçası. Rusların gemilerini nükleer kapasiteye ulaştırma denemeleri yaptıkları yıl, Rusya Fedarasyonu Stratejik Füze Kuvvetleri komutanı Karakayev’in de yakın gelecekte Rusya’nın kıtalararası balistik füzelerinin “görünmez” olabileceğini bildirdi.

Dünya giderek daha da askeri bir alana dönmekte. Amerika’nın hareket ve hamleleri, diğer uluslararası aktörleri de, kendi askeri strateji ve doktrinlerini tekrar düşünmeye ve gözden geçirmeye zorluyor. Rusya, bu uluslararası aktörlerden sadece birisi.

(Amerika’nın küresel füze kalkanı projesi ve okyanusların birer askeri hareket alanına dönüşmesi hakkında ileri okumalar yapmak isterseniz, lütfen Mahdi Darius Nazemroaya’nın Clarity Press tarafından yeni yayınlanan kitabı “NATO’nun Küreselleşmesi” [The Globalization of NATO ] kitabına bakınız)

medyaşafak