slogan
     

"Suriye Savaşı, İran’la Daha Geniş bir Çatışmaya Giriş Olacaktı"

1 Ekim 2013 Salı

"Şimdi, Suriye’ye yönelik bir saldırı geçici olarak ertelenmiş görünürken, Amerikan halkının üzerine düşen, bu delice önerinin gerçek sorumlusunun kim olduğunu öğrenmek ve bu deliliği kesin surette durdurmaktır."

Analist: Suriye savaşı, İran'la daha geniş bir çatışmaya giriş

 

Keith Johnson

 

Press TV

 

 

Şimdi, Suriye'ye yönelik bir saldırı geçici olarak ertelenmiş görünürken, Amerikan halkının üzerine düşen, bu delice önerinin gerçek sorumlusunun kim olduğunu öğrenmek ve bu deliliği kesin surette durdurmaktır.

 

Gerçek şu ki, Suriye hiçbir zaman Amerikan emperyalizminin veya askeri-endüstriyel bloğun hedefi olmadı. Bu, en başından beri Siyonist bir savaştı. Amerika Birleşik Devletleri ve Obama yönetimi, İsrail'in toprak çalma tutkularını yerini getirmek ve İran'la daha büyük bir çatışma için yolu hazırlamak için kullanılageldi.

 

Gerçek failler gizlendikleri yerden ortaya çıkıyor

 

Amerika Birleşik Devletleri'ni İsrail'in adına bir başka ahmakça askeri maceraya sürüklemenin halkta geri tepmesinden korkan Amerika'nın iyi örgütlenmiş Siyonist topluluğu, dünyayı, ABD'nin Suriye “müdahalesi”nin mücrim Yahudi varlığına sadakatleriyle hiçbir ilgisi olmadığına inandırmak için düzenli çabalar sarfetti.

 

Savaş için ülkedeki bütün etkili Yahudi örgütlerinden gelen bütün destek açıklamaları, ABD Yahudilerinin sadece masum Suriyelilerin hayatlarını kurtarma, bir başka sözde “holokost”u engelleme ve hakikat…adalet…ve Amerikan yolu için savaşma kaygısına sahip olduğu izlenimini vermek için titizlikle hazırlandı. 

 

5 Eylül tarihinde yayınlanan bir açıklamada Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) Kongre'ye “Başkan'a Amerika'nın ulusal güvenlik çıkarlarını korumak ve Suriye rejiminin konvansiyonel olmayan silahları yeniden kullanmasını engellemek için istediği yetkiyi verme” çağrısı yaptı ve “Basitçe ifade etmek gerekirse, kitlesel ölçekteki barbarlığa serbestlik verilmemelidir… İşte bu nedenle Amerika eyleme geçmelidir” denildi.

 

AIPAC'ın İsrail'in değil, sadece Amerika'nın “ulusal güvenlik çıkarları”ndan söz etmesine dikkat ediniz. 

 

Benzeri bir tarzda, 52 ulusal Yahudi kuruluşunu temsil eden Önde Gelen Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanlar Konferansı da, İsrail'i denklemden kasten gizleyen bir açıklama yayınladı.

 

“Bu tür kontrolsüz cinayet eylemlerini gerçekleştirenler, bunu yaptıklarında cezasız kalmayacaklarını bilmelidirler” denildi. “Kitle imha silahlarına sahip olanlar veya bu silahların peşinden koşanlar, özellikle İran ve Hizbullah, hesap vermenin olduğunu görmelidir.”

 

Yahudi Kamu İşleri Konseyi (JCPA) ve Cumhuriyetçi Yahudi Komitesi (RJC) de Suriye meselesiyle meşgul oldu ve Kongre'ye güç kullanımına izin verme çağrısı yaptı, ancak Yahudi topluluğundan hiç söz etmedi.

 

JCPA “Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ülkesini yönetmek için uygun biri olmadığını kanıtlamıştır” iddiasında bulunurken, RJC “Beşar Esad rejimine karşı askeri güç kullanımı”nın Amerika'nın “ulusal çıkarlar”ına uygun olduğunu ve bu şekilde “ahlaki duruşunu ve diplomatik güvenilirliğini” kaybetmekten kurtulacağını ileri sürdü.

 

Yahudi gruplar aldatma pratiklerini kabul ediyor

 

Siyonist varlığın kasten İsrail'i Suriye tartışmalarının dışında tutmaya çalıştığını söylemek komplo teorisi değildir.

 

3 Eylül'de Telegraph Agency'de yayınlanan bir makaleye göre, “İsrail yanlısı topluluğun 2003'teki Irak Savaşı'na giden süreçteki rolünün yanlış anlatılmasından kaynaklanan ve hâlâ devam eden bir duyarlılık, Yahudi grupların Başkan Obama saldırıya karar verinceye kadar Suriye'yle ilgilenmekten uzak durmasına neden oldu. Şimdi aynı duyarlılık onları, İsrail'den herhangi bir şekilde bahsetmekten uzak tutuyor.  

 

“Önde Gelen Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı yetkilileri, Salı günü öğleden sonra Obama'nın üst düzey güvenlik danışmanlarına bir çağrı yaparken, Beyaz Saray personelinin yanıt vermesini bekledi ve bundan sonra kurucu örgütlerine, ifadelerinin ‘İsrail merkezli' olmaması çağrısında bulundu.” 

 

Bu zihniyete yakın zamanda Washington Post'ta yayınlanan bir makalede de değinildi. İsminin açıklanmaması şartıyla gazete konuşan bir İsrail taraftarı, “Bunun İsrail'le bağlantısını kurmama isteği var” dedi. “Yönetim Kongre üyelerine bunu İsrail'in iyiliği için yapmamız gerekir dediği zaman bu, nerede durduklarından bağımsız olarak Yahudi topluluğunda derin huzursuzluğa neden oldu. İsrail ABD'den bunu yapmasını istemedi.”

 

İftira ve İnkârla Mücadele Birliği (ADL) müdürü Abe Foxman gibi diğerleri de, etkili Siyonistlerin, Esad hükümetine karşı savaşçı retoriğin birinci kaynağı gibi tanımlanacakları korkusuyla Suriye konusunda düşük bir profil izlemek için bilinçli çabalar yürüttüklerini kabul ediyor.

 

Yakın zamanda Jewish Daily Forward gazetesinde yayınlanan “ABD'nin Suriye saldırısı ağır basarken, Yahudi Cemaati ihtiyatlı” başlıklı bir makalede, Nathan Guttman şunları yazdı: “Foxman, kendisinin kimyasal silah kullanımına yanıt olarak Amerika'nın askeri adımlarını desteklediğini söylüyor. Ancak örgütü, pek çok diğer Yahudi grup gibi, meseleyle ilgili kamuoyuna açıklama yapmaktan imtina etti. ‘Yönetimin önüne atlamama duyarlılığı var' diyen Foxman, bu duyarlılığı ‘Yahudi cemaatinin hatalı bir şekilde, yapmadığı şeyler nedeniyle suçlanma deneyimine' bağladı.” 

 

Makalenin ilerleyen kısımlarında bu “suçlamaların 2003'teki Amerika'nın Irak işgaline kadar gittiği” ve “Amerika'nın İran'ın nükleer hevesleriyle baş etmesiyle ilgili seçenekler tartışılırken de benzeri suçlamaların yapıldığı” söyleniyor.

 

Siyonist-Amerikan savaş çığırtkanlığının uzun tarihi

 

Forward yazısındaki iddialara rağmen, tüm olgusal araştırmalar Amerikan Siyonistlerinin Irak işgali için zemini hazırlamada temel roller oynadığını kesin olarak kanıtlıyor.

 

25 Ocak 2012'de “Revolt of the Plebs” dergisinde yayınlanan denemesinde bu American Free Press muhabiri şunları yazmıştı: “1996'da İsrailli çifte vatandaşlar Douglas Feith ve Richard Perle'ün her ikisi de İsrail'deki Likud partisi lideri Benyamin Netanyahu'nun danışmanlarıydı. O dönemde bu ikili, ‘Yeni Bir Sayfa Açma: Ülkenin Güvenliğini Sağlamak için Yeni bir Strateji” başlıklı bir politika metni yayınladı. Bu metinde, İsrail'in gerçekten emniyette olması için Saddam'ın yıkılması gerektiğini ve Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan, ve İran yönetimlerinin devrilmesi veya istikrarsızlaştırılması gerektiğini söylediler.

 

“Feith daha sonra Bush yönetiminde Savunma Bakanlığı'nda politika müsteşarı olacaktı. Feith'in Özel Planlar Ofisi (OSP) üzerinden İsrailliler, Saddam'ın sözde ‘Kitle İmha Silahları' hakkında gerçek dışı istihbaratlar aktardı. Bu yalanlar ABD Kongresi'nin 2002'deki Irak Savaşı kararını çıkarmasına yol açtı ve bu karar da George W. Bush'a, şimdiye kadar bir milyondan fazla Iraklı ve 5 bin Amerikan askerinin ölümüne neden  olan kanlı bir çatışmayı başlatmak için tam yetki verdi. 

 

Forward'ın, Amerikan Yahudilerinin “İran'ın nükleer tutkularıyla” baş etmek için yürütülen son tartışmalara katıldığı yönünde hatalı bir şekilde suçlandığı iddiasına gelince, bu da açık bir yalandır.  

 

Geçen Temmuz ayı gibi yakın bir zamanda AIPAC, destekçilerine hitap eden ve “İslam Cumhuriyeti bölgede karanlık bir nefret, terör ve baskı gölgesi yaratıyor… Ve tüm bunlar olurken İran, nükleer silah kapasitesi oluşturmak için çalışıyor” diyen bir video mesajı yayınladı. 

 

Video şu sözlerle bitiyor: “Şimdi, İran'ın daha da tehlikeli hale gelmesini engellemek için eyleme geçmeliyiz. Kongre üyenizle temas kurun ve onlara, çok geç olmadan İran'a yönelik yaptırımları arttırma çağrısı yapın. Yaptırımların arttırılması, [yeni seçilen İran Cumhurbaşkanı Hasan] Ruhani'nin yapacağı ve Netanyahu'nun nükleer meseleden tamamen vazgeçilmesi talebini karşılamayan hiçbir şeyin bizi ilgilendirmeyeceğini anlamasını sağlayacaktır.”

 

AIPAC sadece İran'ın mitsel nükleer silah programına karşı saldırgan önlemlerin baş amigosu değildir, aynı zamanda da baş kareografıdır. 

 

Ocak 2011 tarihinde American Free Press'te yayınlanan bir makalede bu gazeteci şunları yazmıştı: “1994 yılında AIPAC, İran'a kapsamlı yaptırımlar dayatmak için tasarlanan Eylem Planı'nı hazırladı. 1995 itibariyle AIPAC, İran'a karşı topyekün ticaret ambargosu ve onun küresel ticaret ortaklarına karşı boykot dayatmak için yoğun bir lobi kampanyasına başladı.  Bir yıl sonra Kongre, 1996 tarihli İran-Libya Yaptırım Kararı'nı geçirdi. Bu yasa, yaptırımları yepyeni bir düzeye taşıyarak, başka ülkelerin egemenliğini ihlal eden sınır ötesi önlemler dayattı.

 

“O tarihten bu yana AIPAC, İran'a karşı her tür yaptırım kararının ön cephesinde yer aldı ve arka arkaya gelen üç yönetime kendi gündemlerini izlemeleri için baskı yapmak üzere Beyaz Saray ve Senato'daki varlıklarını kullandı. AIPAC'ın kendi web sitesi, İran yaptırımlarının hayata geçirilmesinin ve güçlendirilmesinin ‘temel yasama öncelikleri' olduğunu kabul etti.” 

 

AIPAC, Suriye'ye karşı son kampanyayı da içine edecek şekilde, İran'a karşı basınç uygulamaya devam ediyor.  

 

5 Eylül tarihinde Politico'da yayınlanan bir makaleye göre, “Yetkililer, önümüzdeki hafta 250 civarında Yahudi liderin ve AIPAC aktivistinin yasa koyucuları Kongre'nin kararı kabul etmesi gerektiğine, aksi halde İran'ın nükleer silah çabalarını cesaretlendirebileceklerine ikna etmek için Capitol Hill salonlarına akın edecekleri aktarılıyor. Gruptan bir kaynağa göre, bütün Kongre üyeleri nezdinde lobi faaliyeti yürütmeleri, Esad rejiminin “barbarlığının” tolere edilemeyeceğini ve eyleme geçilemesinin Tahran'a, ABD'nin düşman ülkelerin kitle imha silahları gelişirme çabalarına karşı durmayacağı şeklinde ‘bir mesaj göndereceğini' anlatmaları bekleniyor.”

 

Suriye'ye savaş açmak için kullanılan “Holokost” propagandası

 

Bazı Yahudi örgütleri ve politikacıları Suriye'ye karşı bir savaş için kendilerini mantıksız ulusal güvenlik kaygılarıyla ortaya koyarken, bazıları da savaş propagandasını absürd düzeylere götürerek, Amerikalılar arasında korkuyu yaymak ve askeri eylemi desteklemeleri için onlarda vicdani bir duygu yaratmak amacıyla, Adolf Hitler'in ruhunu ve canlandırdı ve fantastik “holokost” analojilerini ortaya çıkardı.

 

Yakın zamandaki bir Bloomberg makalesinde ADL müdürü Abe Foxman'ın “Bizim halkımız gaz kullanımıyla öldürüldü” dediği aktarıldı. “Başkalarını öldürmek için gaz kullanıldığını görürken tepkisiz kalamayız.”

 

Benzeri bir dil, Kongre'ye Suriye'ye karşı eyleme geçme çağrısı yapan bir mektup kaleme alan 17 Amerikalı haham tarafından da kullanıldı. Roş Aşana [Yahudi yılbaşısı – Ç.N.] arifesinde gönderilen mektupta “Size, ataları toplama kamplarında gazla öldürülmüş insanlar, Holokost'ta hayatta kalanların ve mültecilerin torunları olarak yazıyoruz” deniliyordu.

 

“Size, yüzyıllar boyunca baskıya maruz kalmış ve Amerika Birleşik Devletleri'nde içinde serpileceğimiz güvenli bir sığınak bulmaktan kıvanç duyan bir halk olarak yazıyoruz.”

 

Yahudi Amerikalı politikacılar bile işin içine girdi.

 

Önde gelen bir Yahudi yasa koyucu ve Demokratik Ulusal Komite başkanı Debbie Wasserman Schultz (Dem.-FL), yakın zamanda CNN'e verdiği bir röportajda “Bir Yahudi olarak, ‘bir daha asla' konsepti bir şeyler anlatıyor olmalıdır” dedi.

 

Daha da gülünç bir açıklama, -aile ismi Kohn olan ve Yahudi tanımına ve İsrail'in göç yasalarına göre Yahudi olan- ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'den geldi. Kerry, Senato Dış İlişkiler Komitesi'nin 3 Eylül tarihli oturumunda konuşurken Suriye hükümetinin varsayılan kimyasal silah kullanımına karşı askeri bir yanıtı haklı göstermek için masallara ve mübalağalara başvurdu.

 

Kerry, “Bu gazlar Adolf Hitler tarafından milyonlarca Yahudi'ye karşı kullanıldı; Saddam Hüseyin tarafından [İranlılara ve kendi halkına karşı] kullanıldı, şimdi de Beşar Esad tarafından kullanıldı” dedi. “Tarihte üç halk bunu yaşadı; ve eğer Amerika Birleşik Devletleri, bunu bilirken ve dünyanın bizimle birlikte oluşturduğu bir çizgiyi çizdiğimizi bilirken ayağa kalkıp buna karşı çıkamazsa, gazın daha da yayılacağı mutlak surette kesindir.”

 

Suriye'ye karşı savaş retoriğine tarihsel eksiklikler ve ikiyüzlülük hakim

 

Kurgusal tarih sayfalarından alıntılar yapmak, de jure savaş için öne çıktıkları zamanlarda Yahudiler ve kuklaları tarafından yaygın olarak kullanılan bir propaganda taktiğidir. Kerry, Wasserman-Schultz, Amerikan hahamlar lejyonu ve diğer Yahudi liderleri bunun istisnası değildir. Fakat argümanları geçerli mi?

 

Son yirmi yıldır, The Barnes Review'da yazıları yayınlanan onlarca revizyonist tarihçi, “holokost” efsanesini ayrıntılı bir şekilde çürüttü. Daha yakın zamanda American Free Press'ten Victor Thorn, “Holokost aldatmacısının ifşası: 20. Yüzyılın en büyük fabrikasyonunun çürütülmesi” başlıklı çalışmasında bu mitolojinin her bir unsurunu titizlikle inceledi. 

 

Thorn, kitabının son paragrafında “Onyılların propagandasına rağmen, bu kamplarda ölen Yahudiler insanlık dışı SS katliam makinasının elinde ölmediler” diye yazıyor ve şöyle devam ediyor: “Müttefik kuvvetlerin Alman besleme hatlarını bombalamasına izin veren kendi şeytan Siyonist liderlerinin eseri sonucunda açlıktan ve hastalıklardan öldüler. Bu seçkin Yahudiler yeni bir yurdun tesis edilmesinin garanti altına alınması için 2. Dünya Savaşı'nın sonunda yaklaşık 100 bin Yahudi'nin – kendi insanlarının – ölümüne neden olarak kendi ‘holokost'larını yarattılar. Bu Yahudilerin ölümünün suçlularını göstermek için tek bir yöne – Yahudilerin kendisine – işaret edilebilir. Onlar sorumluydu… Tamamen onlar sorumluydu.”

 

Hitler savaş alanında da, tehcir tesislerinde tutulan Yahudilere karşı da hiçbir zaman kimyasal silah kullanmadı. Keşke Amerika ya da müttefikleri bunun kaydını tutmakla övünebilseydi, ama bunu yapamaz.

 

Policymic.com sitesine yazan Wesley Messamore yakın bir zamanda “Washington'un konuşulmasını istemediği 10 kimyasal silah saldırısı”nın listesini yaptı.

 

Messamore yazısına şu sözlerle başlıyordu: “Washington'un sahip olmadığı tek şey Suriye'ye askeri müdahale için yasal izin değil. Ahlaki izne de sahip değildir. Saldırmadan önce daha fazla soruşturma yapılmasını engellemeye meyilli, tetiği çekmeye hazır Batılı askeri-endüstriyel blokun Esad'a yönelttiği suçlamalardan çok daha yoğun ve çok daha ölümlü olacak şekilde, masum insanlara karşı kimyasal silah kullanma konusunda uzun bir tarihi olan bir hükümetten bahsediyoruz.”

 

İşte yazıda listelenen on vahşet:

 

- ABD Ordusu 1962 – 1971 yılları arasında Vietnam'a 20 milyon galon kimyasal boşalttı

- İsrail 2008 – 2009'da Filistinli sivillere beyaz fosforla saldırdı

- Washington 2004'te Iraklı sivillere beyaz fosforla saldırdı

- CIA 1988 yılında Saddam Hüseyin'in İranlılara ve Kürtlere karşı gerçekleştirdiği kimyasal silah katliamına yardım etti

- Ordu 1950'li yıllarda yoksul, zenci St. Louis mahalleleri üzerinde kimyasal testi yaptı - Polis, 2011'de “Occupy” protestocularına karşı göz yaşartıcı gaz kullandı

- FBI, 1993'te Waco'da erkeklere, kadınlara ve çocuklara göz yaşartıcı gazla saldırdı

- ABD ordusu 2003'te Irak'ı zehirli seyreltilmiş uranyuma boğdu  

- ABD Ordusu 1944 – 1945 yıllarında yüzbinlerce Japon sivili napalm silahıyla öldürdü

- ABD Ordusu 1945'te iki Japon şehrine nükleer bombalar attı…

 

Suriye'ye karşı savaş stratejisi bir Yahudi icadıdır

 

Filistin için Yahudi Teşkilatı üyesi Rabbi Fischmann, 9 Temmuz 1947 tarihinde BM Özel Soruşturma Komitesi'ne verdiği ifadede “Vaad Edilmiş Topraklar Nil Nehri'nden Fırat'a kadar uzanır, Suriye ve Lübnan'ın da bazı kısımlarını içerir” demişti.

 

Tam Günlükler, Cilt II, s. 711'de, Siyonizm'in kurucusu Theodore Herzl (1860-1904), Yahudi varlığının bölgesinin “Nil Nehri'nden Fırat'a kadar” uzandığını söyler.

 

Suriye, yüz yıldan fazla zamandır Siyonist kesme kütüğünün üzerinde bulundu. Son otuz yılı aşkın zamandır, Yahudi taktisyenler tarafından Suriye'nin kendilerinin olduğunu iddia etmek için pek çok strateji geliştirildi.

 

Bir dönem İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın önde gelen bir danışmanı olan Oded Yinon, 1982 yılında “Bin dokuz yüz seksenlerde İsrail için bir strateji” isimli bir yazıda tutkulu planının şablonunu ortaya koydu. Bu metin Irak ve Suriye'yi “İsrail'in Doğu cephesindeki temel hedefleri” olarak tanımlıyor ve her iki ülkenin de “etnik ve dini bakımdan ayrı alanlara” bölünmesi ve “bu devletlerin askeri gücünün feshedilmesi” çağrısı yapıyordu. 

 

Yinon'un stratejisini genişleten, ünlü Yahudi Ortadoğu tarihçisi ve sağ kanat Siyonist Bernard Lewis, İslami köktencilerin Balkanlaştırma projesini hızlandırmada etkili bir araç işlevi görebileceğini ileri sürdü.  

 

Lewis, 1992 yılında Dış İlişkiler Konseyi'nin (CFR) dergisi Foreign Affairs'de yayınlanan “Ortadoğu'yu yeniden düşünme” başlıklı bir makalede, Ortadoğu devletlerinin çoğu – Mısır elbette bunun istisnasıdır  - yakın zamanda yapay olarak inşa edilimiştir ve böyle bir sürece karşı dayanıksızdır” diye yazmış ve şöyle devam etmişti: “Eğer merkezi güç yeteri düzeyde zayıflatılırsa, devleti bir arada tutacak gerçek bir sivil toplum, gerçek bir ortak kimlik duygusu yoktur.. Devlet bundan sonra – Lübnan'da olduğu gibi, çekişme, kavga, savaşan mezhepler, aşiretler, bölgeler ve taraflardan oluşan bir kaos içinde parçalanır.”

 

Siyonistler tarafından daha yakın zamanda çizilen stratejilerin arasında, yukarıda sözü edilen, İsrailli think-tank kuruluşu İleri Stratejik ve Siyasi Çalışmalar'ın gözetimi altında hazırlanan “Temiz Bir Sayfa” dokümanı ile, İsrailli-Amerikalı milyarder Haim Saban'ın Brooking Enstitüsü'ndeki Saban Oradoğu Politikası Merkezi tarafından hazırlanan 2009 tarihli “İran'a Hangi Yol Gider?” başlıklı analiz de vardır.

 

Sadece İsrail Suriye'yle savaş istiyor

 

ABD hükümetinin en güvendiği müttefiki olan ülkelerde yaşayanlar da dâhil olmak üzere, dünya çapındaki insanların ezici çoğunluğu Suriye'ye yönelik bir saldırıya karşılar. Yakın zamanda yapılan bir anket, Fransız halkının üçte ikisinin ABD'nin Suriye'ye müdahalesine karşı olduğunu gösteriyor. İngiliz vatandaşlarının sadece yüzde ondokuzu askeri eylemi desteklerken, büyük çoğunluk, Beşar Esad hükümetinin kendi halkına karşı kimyasal silah kullandığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlansa bile askeri müdahaleye karşı.

 

Amerika Birleşik Devletleri'nde çok sayıda anket Amerikalıların çoğunluğunun Suriye'yle savaş istemediğini gösteriyor ve ABD'li yasa koyucular mesele hakkında derin bir ayrılık içindeler. Bir zamanlar İsrail tarafından hazırlanan herhangi bir askeri müdahaleyi desteklemeleri için güvenilen Amerikalılar bile şimdi destek verme konusunda ihtiyatlı davranıyor.

 

On yıllardan beri AIPAC ve Amerika'nın evanjelist “Hristiyan Siyonist” topluluğu ABD'nin Ortadoğu politikalarında birbirinden ayrılmaz haldeydi. Ancak son günlerde evanjelist liderlerin ezici çoğunluğu, AIPAC'ın Suriye'ye saldırı yönündeki son girişimini destekleme konusunda isteksizliğini gösterdi.

 

45 bin kiliseden ve 40 ayrı gruptan on milyonlarca Hristiyan Siyonisti temsil eden Ulusal Evanjelistler Birliği (NAE), 3 Eylül tarihinde üyeleri arasında bir araştırma yaparak “Kongre ABD'nin Suriye'ye karşı doğrudan askeri müdahalesi için yetki vermeli midir?” diye sordu. Sonuç: Yüzde 62.5 hayır derken, sadece yüzde 37.5 evet dedi.

 

NAE Başkanı Leith Anderson, Religious News Service'e yaptığı bir açıklamada “Şaşırdım, çünkü yantların tam tersi yönde olmasını bekliyordum” dedi.

 

Diğer yandan, yakın zamanda New Wave Research tarafından yapılan bir anket, İsraillilerin çoğunun Suriye'yle savaş istediğini gösteriyor. İsrail'in ulusal İbranice gazetesi Israel Hayom'a göre “İsrail belki de, Suriye'ye karşı Amerikan/Avrupa saldırısı için geniş bir desteğin olduğu tek… [topluluktur]. Amerika Birleşik Devletleri ve Büyük Britanya'da kamuoyunun yaklaşık yüzde 90'ı böyle bir saldırıya karşıyken, İsrail'de İbranice konuşan Yahudi nüfusun %66'dan fazlası saldırıyı destekliyor (sadece %17 karşı çıkıyor).”

 

Çev: Selim Sezer

 

medyasafak.com

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg