slogan
     

"Ruhani ve Obama Görüşmesinin Yarattığı Tehdit ve Fırsatlar"

1 Ekim 2013 Salı

İran'da yayın yapan Meşrik News adlı sitede son sürpriz görüşme enine boyuna masaya yatırılıyor...

Ruhani ve Obama Görüşmesinin Yarattığı Tehdit ve Fırsatlar

 

Meşrik News

 

Barak Obama'nın Hasan Ruhani ile olan 15 dakikalık telefon görüşmesi, çok geçmeden medyada şok etkisi yarattı ve bu haber beklendiği üzere en kısa sürede bütün dünya medyasında gazetelere manşet oldu.

 

Barak Obama ve Hasan Ruhani görüşmesinin nedenleri hakkında çeşitli spekülasyonlar mevcut. Bunlardan birine göre bu görüşmeyle aslında Amerika, İran halkına ve dünya kamuoyuna karşı sadakatini sınaması için tarihi bir fırsat ele geçirmiş olmaktadır.

 

İran İslam Cumhuriyeti'nin son yıllarda maruz kaldığı tüm tehdit ve yaptırımlara rağmen, iç sahnede her zamankinden daha güçlü olması, bölgesel ve uluslararası arenada ise rakiplerine karşı farklı alanlarda üstünlük sağlamayı başarması Amerikalıların İran'la müzakere ve iletişim kurmaları gereksinimini artırmıştır.

 

Ancak Sulta rejiminin geçmişte İran'a karşı sergilediği tutumu da dikkate alarak, bugünkü değişikliğinin olası tehdit ve risklerini görmezden gelmemeliyiz. Ve eğer Amerika'nın bu tutumu kazan-kazan esasına dayalı bir ilişkiye yönelik bir proje ise bu durumu daha çok dikkate almalı ve iyimserlik gözlüklerini çıkarıp rakiplerimizin davranışlarını zeki ve gerçekçi bir şekilde analiz etmeliyiz.

 

Bu çerçevede Barak Obama ve Ruhani'nin telefon görüşmesinin yarattığı tehditlere ve doğurduğu fırsatlara değineceğiz.

 

1- John Kerry'nin Cevad Zarif'ten 5+1 müzakereleriyle ilgili görüşme talep etmesi ve ardından Obama'nın Ruhani ile telefonda görüşmesi Amerikalı yetkililerin her zamankinden daha fazla İran'la görüşmeye ihtiyaç duyduğunu göstermektedir.

 

Hiçbir uzman ve analist Obama'nın sürekli elçiler ve mektuplar göndererek sonunda da Ruhani ile telefon görüşmesi gerçekleştirmiş olmasının İran'ı zayıf bir konumda gösterdiği düşüncesinde değildir. (Susan Rice her ne kadar telefon görüşmesi isteğinin ilk olarak Ruhani tarafından geldiği yalanına inandırmak için çok çaba harcasa da İranlı yetkililer bu ülkenin Cumhurbaşkanının doğrudan katılımı ve rolü olmadan Amerika'nın isteklerini gerçekleştirmeyeceğini ve bunun da Obama'yı Ruhani'yi aramaya mecbur bıraktığı görüşünü savunmaktadırlar.)

 

2- Hasan Ruhani'nin Fransa Cumhurbaşkanı ve İngiltere, İtalya, Almanya ve İspanya gibi ülkelerin üst düzey yetkilileri ile görüşmesi İran İslam Cumhuriyeti'nin dış dünyadan izole edilmediğini ve ayrıca Amerika'nın siyasi ortaklarının İran'a karşı uyguladıkları yaptırımları devam ettirme taraftarı olmadığını göstermektedir.

 

Son haftalarda Beyaz Saray yetkilileri İran ile ekonomik ilişkiler kurabilmek için, Avrupa ülkelerindeki yabancı büyükelçilikleri harekete geçirerek Tahran'a özel elçiler gönderdiler. Bu görüşmeler iki tarafın da isteği üzerine gizli olarak gerçekleştiğinden basına yansımadı.

 

3- Obama, Dini Lider Ayetullah Hamenei ve Ruhani'ye gönderdiği mesajlarda ve Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısında yaptığı konuşmasında Amerika'nın İran'da rejim değişikliği peşinde olmadığını ileri sürerek (aslında buna gücünün yetemeyeceğinden) karşılıklı ümit ve güven çerçevesinde başlatılacak müzakerelerin iki ülke arasında yeni bir dönemin başlangıcı olabileceği ifadelerine yer verdi.

 

4- Amerika'nın yeni görüşü, Çin, Japonya, Güney Kore, Endonezya, Tayland, Tayvan ve Hong Kong gibi Doğu Asya ülkelerinin ekonomik bloklarının ABD imparotorluğunun temellerini tehlikeye attığı yönündedir.

 

Amerika'daki bazı analistler, 11 Eylül saldırısının gerçekte, Amerika'yı Afganistan ve Irak bataklığına sürükleyerek rakipleri Rusya ve Çin'in bu süre zarfında ekonomik güçlerini kuvvetlendirmelerini sağlamak için kurulan büyük bir tuzak olduğu görüşündeler.

 

Amerikalılar Ortadoğu bataklığından kurtulmak ve Doğu Asya ekonomik bloğunun yayılmasını önlemek için kazan-kazan oyununu kendilerine siper edinerek bölgeden çıkmak zorundalar ve bu oyunun anahtarı da İran İslam Cumhuriyeti'nin güçlü ellerindedir.

 

5- Amerika Birleşik Devletleri'nin bölgedeki politikaları İran İslam Cumhuriyeti'ni dizginlemek ve kontrol etmeye yönelik kurulmuştur ve bu da Rusya, Çin, Irak, Suriye, Hizbullah ve bazı Filistinli direnişçi gruplardan oluşan yeni bir bloğun şekillenmesine sebep olmuştur. Ve bu ülkeler birlikleri ve Suriye olayları karşısındaki güçlü duruşları sayesinde Amerika ve İsrail başta olmak üzere tüm Batı ve Arap ülkelerine bölgedeki nüfuzlarını ve etkinliklerini göstermiş oldular.

 

ABD'nin İran'a meydan okumaya devam etmesi, bu yeni oluşan cephenin daha kapsamlı ve daha da güçlü olmasını sağlayacak ve ABD'nin bölgedeki konumunu her zamankinden daha zayıf bir hale getirerek Rusya, Çin gibi bölgesel güçlerin karşısında daha da gerilemesine neden olacaktır.

 

6- Amerikalıların Suriye tecrübesi bizlere onların ihtiyar aslanlar misali sadece kükremeye güç yetirdiklerini göstermiştir. İki buçuk yıldır yabancı paralı askerler tarafından iç savaşın esiri olan Suriye'yi dize getirmekten bile aciz olan Washington, şimdi ise zaferini siyasi alanda, yani Cenevre 2 Konferansında aramaya mecbur kalmıştır.

 

Amerikalıların Cenevre 2 müzakereleri için İran'ın yumuşamasına ihtiyacı var, çünkü  ABD'nin Suriye konusunda zafere ulaşmasının tek yolunun, İran'ın Beşar Esad'ı Suriye'deki 2014 seçimlerinde cumhurbaşkanlığına aday olmaktan vazgeçirmeye ikna edebilmesiyle mümkün olduğu anlaşılıyor. Amerikalılar bu büyük anlaşmayı Ruslarla yapabileceklerini biliyor olsalar da İran'ın onayı olmadan bunun imkansız olacağının da çok iyi farkındalar. Amerikalılar, İran'ın Suriye ve Hizbullah gibi stratejik dostlarının yanındaki duruşu hakkında birçok acı tecrübeye sahip olmalarına rağmen, yine de bir umut ışığı peşinde koşmaktadırlar.

 

7- Emperyalist Amerika'nın niteliklerine göre analiz yaptığımızda, bölgedeki Müslüman Kardeşler, Yeni Osmanlı İmparatorluğu, Vahhabilik ve Talibanizm gibi başarısızlık örneklerinin aslında İran İslam Cumhuriyeti'nin bu alanda Batı medeniyetinin karşısındaki güçlü duruşunun büyümesini ve kendini geliştirmesini sağladığını ve bunun da Amerika'yı bu sahada zora soktuğunu gözlemleyebilmekteyiz. Onlar İran İslam Devrimi'nin anti-emperyalist duruşunu yok etmek için yeşil ışık yaktılar, böylelikle İran'ın emperyalizm karşısında ideolojik olarak silahsızlanmasını bölgedeki diğer halklara da örnek olarak göstermek istemektedirler.

 

8- İran, geçen senenin Mart ayında Almaata'da yapılan nükleer müzakerelerde nükleer enerji ve uranyum zenginleştirme alanında gerekli manevraları yapabilecek bir pozisyondaydı, ama Batı bu oyuna katılmayı reddetti. Çünkü onlar bu karşılıklı alış verişin ve kazan-kazan esasına dayalı oyunun İran ekonomisine yapacağı olumlu etkiyi öngördükleri için ve bu müzakerelerin ülkedeki ilkecilerin işine yarayacağını bildiklerinden 11. dönem seçimlerini de yine onların kazanmasını istemiyorlardı.

 

Amerika'nın İran'la müzakere için yaktığı yeşil ışık bu ülkenin siyaset, ekonomi, güvenlik ve uluslararası alanlarda her türlü kısa, orta ve uzun vadeli programı hazırladığını ortaya koymuştur.

 

Bundan yola çıkarak Batı ve Amerika'nın gelecekte ilkecilerin tekrar meclisi ele geçirecekleri endişesini taşıdıklarına şahitlik ediyoruz. Beyaz Saray'ın 11. dönem hükümetine yaktığı yeşil ışık ve bunun ekonomide ve piyasalarda yaşattığı olumlu şok etkisi (her ne kadar sınırlı da olsa) ılımlı devlet taraftarlarına önümüzdeki zamanlarda meclisteki konumlarında yardımcı olacaktır.

 

Burada Amerika'nın bütün planlarını açıklama fırsatı olmasa da, yine Amerika'nın doğasına göre analiz yapacak olursak, İran'ın ekonomik durumunu iyileştirmenin dış politikaya bağlı kılınması, ekonomik direnişin oluşturulması ve izlenmesi yönünde yetkililerin ihmalkarlığını sağlamak için ortaya atılmış bir tuzak olabilir dememiz mümkündür.

 

9- Amerikalıların İran'a yeşil ışık yakmalarının perde arkasında petrol fiyatlarını düşürmek ve kendi borsa endekslerini yükselterek ekonomilerinin iyileşmesinin sağlanması da vardır. Bunun yanı sıra Amerika'nın İran'a karşı yumuşaması, Fars Körfezi ülkelerinin bunu şaşkınlıkla karşılayarak İran'ın tehditlerini yok etmek için Amerika ile yeni anlaşmalar yapmalarıyla sonuçlanacaktır.

 

10- Ve sonuncusu, Obama Ruhani telefon görüşmesinin 11. Hükümetin üyelerinin tutumlarını değiştirme amaçlı kurulan bir tuzak olabileceği görüşüdür. Bölge ve uluslararası arenadaki tüm siyasi analistler İran İslam Cumhuriyeti otoritesinin bu günlerde bölgesel ve uluslararası alanda en yüksek seviyede olduğunu ve bu durumun ortadan kaldırılmasının tabiri mümkün olmayan rüya mesabesinde olup birçok Firavun'un da bu arzuyla ölüp gittiklerini söylemektedirler.

 

Ruhani hükümetinin deneyimli devlet adamları Amerika'nın bu karışık oyununa gömülü kalmamalıdırlar. Özgürlükçü halkların ilham kaynağı olan güçlü İran iktidarı hiçbir devletin buyruğu altına girmez. İran İslam Cumhuriyeti ne şeytanın güler yüzüne aldanır, ne de İran halkının ve rejiminin çıkarlarını tehlikeye atacak sert ve katı bir yol izler.

 

Bu konuda duygularımıza tutsak olmamalıyız. Dikkatli ve toleranslı davranak, Amerika'nın İran'ın çıkarları doğrultusunda verdiği taahhütleri uygulayıp uygulamayacağına bakmalıyız. Son 35 yıldır Amerikalılar İran ile aralarında olan etkileşimden pek çok ders çıkarmıştır. İmparatorluk çökmek üzere ve Amerika'nın geçmişten ders alıp küstah huylarından vazgeçmesi için çok fazla zamanı da kalmamıştır. Eline geçen bu son fırsatları da iyi değerlendirip ganimet saymalıdır.

 

medyasafak.com

 

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg