slogan
     

"Suriye Çözümü, İran Garantörlüğünde mi?"

28 Ekim 2013 Pazartesi

Bush şöyle diyordu: ''Beyrut'tan, Bağdat ve Kabil'e, Amerika zafer kazanacak ve özgürlüğü hakim kılacak.'' Bu sözler, Mukavemet Ekseni düştü diye yorumlanıyordu. Günler, aylar ve yıllar geçti ve şimdi Kabil'den Bağdat'a, Şam'dan Beyrut'a, imparatorluğun saldırılarının düştüğünü ve bazı düzenlemeleri yapmak üzere Mukavemet Ekseni ile görüşüp tartıştığını görüyoruz.

Suriye Çözümü, İran Garantörlüğünde mi?

 

Halil Harb

 

Es-Sefir

 

Bir kaç hafta içinde Amerikan askerleri, Mikhail Kogalnichano ve Manas üslerine akmaya başlayacak. Askerlerin bu üslere çekilişi, Suriye krizinin çözümü amacıyla gerçekleştirilecek Cenevre-2 konferansı ile eşzamanlı veya konferanstan hemen sonra olabilir.

 

Geri çekilecek askerlerin büyük çoğunluğu, ateşin yayılması gibi büyük tehlikelerin varlığına rağmen, coğrafyalarından uzak olan dünyanın bu bölgesinde neler yaşandığı veya Suriye ile ilgili herhangi bir fikre sahip değil. Ayrıca, Kabil'i Afganistan-Amerika arasındaki güvenlik anlaşmalarına bağlayan ipi görmedikleri gibi Suriye Cenevre'sinde ve daha da önemlisi Suriye volkanını bastırmak için gerçekleştirilecek konferansın öncesinde, neler yaşandığını da bilmiyorlar.

 

Amerikan Başkanı Barack Obama, ilk seçimlerde vermiş olduğu, Irak'tan çekilme safhasını başlatacağız sözünü yerine getirdikten sonra, 2014 yılında Afganistan'dan on binlerce askeri çekeceğiz diyerek ikinci seçimde verdiği ana sözlerden birini uygulamaya doğru yol alıyor.

 

İki durumda da, öyle ya da böyle, İran var. Amerika'nın, doğu ve batı sınırlarında yoğunlaşma girişimlerini bozan İran, Amerikalıların ''istikrar ile devam edememe acizliğini kabul ederek'' bölgeden ayrılmalarına neden olan bir rol oynamıştı.

 

Ve şu an Amerikalılar, Afganistan'dan pürüzsüz çıkış yolları ararken İran'ın sahip olduğu rolden faydalanmak istiyorlar. İster Romanya'daki Mikhail Kogalnichano hava üssüne ister Kırgızistan'daki Manas üssüne olsun, 50 binden fazla Amerikan askeri geri çekilecek. Bu aşamada, arka planda nüfuzu olan İran Devrim Muhafızları, büyük ihtimalle seyirci koltuğunda oturmayacak.

 

Bununla birlikte İranlı diplomatların kendilerini, gelişmekte olan Afgan sahnesinden uzak tutmaları düşük bir ihtimaldir. Amerikalılar da bu beklenti içinde değiller.  Karşılıklı şüpheler var. Tahran'daki karar vericilere yakın İranlı bir kaynağın, Es-Sefir'e verdiği demece göre, gelişmekte olan durum, Washington'un duygusal davranışından dolayı kaynaklanmıyor. Amerikalılar, Tahran ile anlayış içinde olabileceklerini ve İran'ın kartlarından yararlanabileceklerini anladılar.

 

İranlı kaynak, özellikle Amerika'nın ve genel olarak Batılıların, bölgesel sorunların çözümünde İran'a ihtiyaç duyduklarına ikna olduklarını, güven içinde söylüyor. Bu sorunların başında Afganistan'dan çekilme, Suriye krizinin çözümü, Lübnan'da yeni hükümet kurulması vs. var. Cenevre-1'den bu yana rolü gizli kalan İran'ın kapıları, muhtemel rolünü konuşmak üzere BM Suriye temsilcisi İbrahimi'ye açıldı.

 

Kahire'den Es-Sefir'e konuşan Arap kaynaklara göre, İbrahimi'nin İranlılardan,  Şam'daki yakın ilişkilerini kullanarak, rejimin Cenevre-2'de kapsamlı bir ateşkes veya savaşın daha hassas olduğu  bazı bölgelerde iyi niyet göstergesi olarak kısmi bir anlaşma yapması amacıyla ''ikna girişimleri'' talebi olacak.

 

New York'taki kaynaklar ve İranlılara göre, İbrahimi, İran'ın üstenebileceği ''olumlu rolün'' doğasını netleştirmek istiyor. İbrahimi, Şam'ın İran'a duyduğu güvenin, Moskova'ya duyduğu güvene eşit veya daha fazla olabileceği temeline dayanarak, Suriye tarafından tavizler elde etmeye çalışıyor. Kısmi veya kapsamlı anlaşma fikrine ek olarak İbrahimi, geçen yılın haziran ayında gerçekleşen Cenevre-1 konferansında ortaya çıkan ''geçici yönetim ve yetkileri-geçerliliği'' fikrine, Suriye'nin bakışını ve konseptini belirlemeye çalışacak.

 

İranlı kaynak, İbrahimi'nin Tahran'daki görevinin bu iki nokta ile ilgili olduğunu teyit ediyor ve bu iki konunun (ateşkes ve geçiş süreci) en zor meselelerden olduğunu belirtiyor.

 

Ancak, bölgesel müzakere atmosferini bilen Suriyeli kaynak, İran'ın, Cenevre-2'de bulunmak için yalvarmayacağını ve katılımı için ön şartlar sunulmasını kabul etmeyeceğini aktarıyor. Kaynağa göre İran'ın, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon kaynaklı açık ve layık bir davet almadan Cenevre'ye katılımı beklenmiyor. İranlıların çözüm dili ''Cenevre'de olmasak da biz hala güçlü pozisyondayız'' diyor. Fakat bu durum İranlıların, Cenevre yolundaki Suriye dosyası ile ilgili istişare etmek üzere İbrahimi'nin önüne halı sermelerine engel teşkil etmedi.

 

İranlı stratejist ve analist Emir Musavi, 3 noktaya dikkat çekiyor: İlk olarak, İbrahimi'nin Tahran ziyareti, gerçekleştirdiği bölge turunun en önemlisidir. İkinci olarak İran, Şam ile güçlü koordinasyon halindedir ve sonuçta Şam'ın talep ve çıkarlarının garantörüdür. Üçüncü olarak,  Cenevre-2 öncesi üzerinde konuşulan ve tatbik edilen bazı noktalar ve uzlaşılar, bir ay sonra konferansın kendisinde konuşulacaklardan daha fazla önem arzeder. Hatta Suudiler, Amerikalılara açıkça bildirdikleri gibi farklı bir bakış açısına sahip olsa da.

 

Musavi, ''ateşkes'' ve ''geçiş süreci'' konularının, İbrahimi'nin esas görevlerinden biri olma ihtimali üzerinde duruyor ve ''geçiş süreci'' meselesinin, daha önemli olduğuna inanıyor. Çünkü geçiş süreci; hükümetin farklı dosyaları açıp yeni anayasanın hazırlanması, parti kuruluşları, seçim süreçleri ve diğer konularda ileriye dönük ve daha rahat bir siyasi atmosferde adımlar yapılmasını sağlayacak. İran'ın önde gelen araştırmacılarından olan Musavi'ye göre, İran'ın elinde, içte ve dıştaki ilişkileri sayesinde, bu iki meseleyi başarıya ulaştıracak ''garantiler'' verme gücü var. Bahsettiği garantileri sorduğumuz zaman ise Musavi ''Güvenlikle ilgili, siyasi ve diplomatik şeyler'' cevabını verdi.

 

Musavi, İran'ın bir özelliği olarak diğer taraflara aykırı olan farklı bir vizyona sahip olduğunu söylerken Suriyeli kaynak ise İran'ın, Suriye liderliği ile irtibat gücünün tadını çıkardığını aktarıyor ve İran'ın Suriye'nin muhalefeti, parti ve aşiretleri gibi farklı çevreleri ile de iyi ilişkiler içinde olduğunu belirtiyor.

 

Ancak Musavi, bütün bu gidişatın, teröristlere desteğini sürdüren diğer taraflarla işbirliğine de bağlı olduğunu hatırlatıyor. Çünkü asıp kesmenin, sürgün ve göçlerin, ölüm ve katliamların sürdüğü bir ortamda, siyasi eylemlerin uygulanabilirliğinden bahsedilemez.

 

Uluslararası arenanın pozisyonunda, İran'ın rol dönüşümünün; silahlı muhalefetin sahada askeri aksilikler yaşamasından sonra mı yoksa Şeyh Hasan Ruhani'nin  girişimi ile birlikte diplomatik sakinlik sonrasında mı yaşandığı ile ilgili soruya Musavi şu yanıtı verdi: ''İki sebep de mümkündür. İran'ın rolüne güven, açılma siyasetini izlemesinden sonra güçlendi. İran'ı tanıma, örtülü bir şekilde ağırlık kazanmaya başladı. İran'ın rolü, başka konularda da olmak üzere Suriye'de de çözümü kolaylaştırır. Batı burada gurur okşamayı ve övmeyi bilmiyor.''

 

Musavi şöyle devam ediyor: ''Diyaloğun iki önemli noktası var. Biri pozisyonlara, yükümlülüklere ve ilkelere bağlıdır. Diğeri ise müşterek çıkarlar ve şimdiki olasılıklara. Diyalog işte bu noktanın etrafında dolaşıyor. Bu bağlamda Amerika, İsrail ve güvenliğinden vazgeçmeyecek. İran ise bölgedeki nüfuzundan ve Lübnan ve Hizbullah'ın da dahil olduğu mukavemet eksenine desteğini sürdürmekten vazgeçmeyecek. Yaklaşımların şu an gözüken ana hatları bunlardır.''

 

Şu an ortaya çıkan en bariz sorular ise şunlar: Suudilerin, Suriye meselesindeki ''bedevi diplomasisi'' ne zamana kadar sürecek? Bunun sonuçları ne olacak? İbrahimi'nin Tahran ve Şam yaklaşımlarının doğası nasıl olacak? Cenevre-2 konferansı gerçekleştirilebilecek mi?

 

Amerika'nın, bölgeye saldırılarının zirvesinde ve Irak saldırıları sırasında, bir önceki başkanı George Bush şöyle diyordu: ''Beyrut'tan, Bağdat ve Kabil'e, Amerika zafer kazanacak ve özgürlüğü hakim kılacak.'' Bu sözler, Mukavemet Ekseni düştü diye yorumlanıyordu. Günler, aylar ve yıllar geçti ve şimdi Kabil'den Bağdat'a, Şam'dan Beyrut'a, imparatorluğun saldırılarının düştüğünü ve bazı düzenlemeleri yapmak üzere Mukavemet Ekseni ile görüşüp tartıştığını görüyoruz.

 

Çev: Hasan Sivri

 

medyasafak.com 

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg