slogan
     

Thierry Meyssan: Suriye Nasıl Değişti?

9 Kasım 2013 Cumartesi

On yıldır Suriye’yi bilen ve iki yıl Şam’da yaşayan biri olarak, ülkenin nasıl değiştiğini anlayabiliyorum. On yıl önce herkes, herşeylerine ve herşeylerine burunlarını sokan muhaberat ile yaşadıkları sorunlardan kısık sesle bahsederdi. Bugün, çok sayıda yozlaşmış yetkili yurtdışına kaçtı ve muhaberat, yalnızca cihadçıların şikayet etmesi gereken esas misyonuna, yani yurtiçi savunma misyonuna geri döndü.

“Gözümüzün önünde” Suriye değişti

 

Thierry Meyssan

 

Voltairenet.org

 

Arap Birliği ve BM genel sekreterlerinin özel temsilcisi Lahdar Brahimi, Şam'dayken “kendi” barış konferansı projesi olarak Cenevre 2 projesini sundu. Bu, amacı “iç savaşı” sonlandırmak olan bir proje. Bu terminoloji, bu çatışmanın dışarıdan imal edildiğini, ateşlendiğini ve manipüle edildiğini savunanlara karşı, “Arap Baharı”nın mantıksal bir sonucu olduğunu savunanların, çatışmanın iki kampı olduğu şeklindeki analizlerinin yeniden ısıtılması anlamına geliyor.

 

Silahlı muhalefete göre savaş

 

Batılılara ve Ulusal Koalisyon'un çoğunluğuna göre Suriye, bir devrim yaşıyor. Halkının bir diktatörlüğe karşı ayağa kalktığı ve Amerika Birleşik Devletleri gibi bir demokraside yaşamak istedikleri varsayılıyor. Ancak bu görüş, Körfez İşbirliği Konseyi, Suriye Ulusal Konseyi ve Özgür Suriye Ordusu'nun söyledikleriyle çelişiyor. Onlara göre sorun, özgürlük sorunu değil, Beşar Esad'ın şahsıdır. Zira Devlet Başkanı'nın çekilip görevi yardımcılarından birine bırakması halinde aynı kurumları korumayı kabul ediyorlar. Ancak bu versiyon da sahadaki savaşçıların söyledikleriyle çelişiyor, çünkü onlara göre sorun devlet başkanının şahsı değil, desteklediği hoşgörü. Onların amacı, dinsel azınlıkların boyunduruk altına alındığı veya yok edildiği ve Anayasa'nın yerini Şeriat kanununun alacağı bir Vehhabi sistemi kurmak.

 

İfade özgürlüğü

 

Başlangıçta, sniper'lar insanları öldürürken, bunu yapanın korku salmaya çalışan rejimin silahlı adamları olduğu söyleniyordu. Araçlar patladığında, bunun gizli servisler tarafından düzenlenmiş bir yanıltma harekatı olduğu söyleniyordu. Büyük bir saldırı Güvenlik Konseyi üyelerini öldürdüğü zaman Esad, rakiplerini tasfiye etmekle suçlandı. Bugün hiçkimse bu suçların cihadçılar tarafından işlendiğinden şüphe etmiyor ve onlar bu suçların yenilerini işlemeye devam ediyorlar.

 

Başlangıçta, olağanüstü hal kanunu vardı. 1963 yılından beri gösteriler yasaklıydı. Sadece bir avuç yabancı gazetecinin ülkeye girmesine izin veriliyor ve faaliyetleri yakından izleniyordu. Bugün, olağanüstü hal kanunu kaldırılmış durumda. Terörist saldırı korkusu nedeniyle çok az gösteri yapılıyor. Şam'da pek çok yabancı gazeteci var. Herhangi bir denetim olmadan serbestçe hareket ediyorlar. Ancak çoğu, ülkenin korkunç bir diktatörlük olduğunu yazmaya devam ediyorlar. Hükümetlerinin “rejimin devrilmesini” vaaz etmeyi kesmesiyle, onların da yalan söylemeyi kesecekleri umuduya, bunu yapmalarına izin veriliyor.

 

Başlangıçta, Suriyeliler ulusal televizyon kanallarını izlemiyordu. Bunların propaganda olduğunu düşünüyorlardı ve tercih ettikleri kaynak El Cezire idi. Canlı yayında, “devrimin” atılımlarını ve “diktatörlüğün” suçlarını izliyorlardı. Fakat zamanla, doğrudan doğruya olaylarla yüzleştiler. Sözde devrimcilerin işledikleri vahşetleri gördüler ve çoğu zaman hayatta kalmalarını ulusal orduya borçlu olduklarına tanık oldular. Bugün insanlar ulusal televizyonu çok daha fazla izliyorlar; özellikle de, Arap dünyasında El Cezire'nin izleyici kitlesini kazanan ve açıkça milli bir bakış açısı geliştiren Lübnan-Irak kanalı El Mayadin'i izliyorlar. 

 

Vicdan hürriyeti

 

Başlangıçta silahlı muhalefet çok mezhepli olduğunu iddia ediyordu. Dinsel azınlıklardan insanlar onları destekliyordu. Arkasından, topluluğuna “ihanet” eden “kötü” Sünnileri idama mahkum eden ve boğazlarını kesen, Alevi ve Şiilere halkın içinde işkence yapan, Hristiyanları evinden süren dini mahkemeler geldi. Bugün herkes, bir kişi “saf olanlar”, yani Tekfirciler tarafından yargılandığında onun her zaman sapkın olarak görüleceğini biliyor.

 

Aydınlar Suriye'nin yıkıldığını ve yeniden tanımlanması gerektiğini söylerken, halk Suriye'nin ne olduğunu iyi biliyor ve çoğu zaman onun için ölmek istiyor. On yıl önce her ailede askerlikten muaf olmak isteyen bir genç vardı. Sadece yoksullar silahlı kuvvetler içinde kariyer düşünürdü. Bugün pek çok genç insan askere gidiyor ve daha büyük olanlar da halk milislerine katılıyor. Hepsi de, farklı dini toplulukların yanyana yaşadığı ve aynı Tanrı'ya taptığı ebedi Suriye'yi savunuyor.

 

Çatışma sürcinde pek çok Suriyelinin kendisi de evrim geçirdi. Başlangıçta genelde olayları kenardan izlerlerdi ve çoğu, kendilerini herhangi bir kampta görmediklerini beyan ederlerdi. Korkunç acılarla geçen iki buçuk yılın sonunda ülkeden kalan herkes, hayatta kalmak için bir seçim yapmak zorunda kaldı. Savaş artık, sömürgeci güçlerin medeniyeti yakmak için bilgisizliğin közlerine üfleme girişiminden başka bir şey değil.

 

Siyasi özgürlük

 

On yıldır Suriye'yi bilen ve iki yıl Şam'da yaşayan biri olarak, ülkenin nasıl değiştiğini anlayabiliyorum. On yıl önce herkes, herşeylerine ve herşeylerine burunlarını sokan muhaberat ile yaşadıkları sorunlardan kısık sesle bahsederdi. Golan Tepeleri'nin İsrail tarafından işgal edildiği bu ülkede Gizli Servis gerçekten de haddinden fazla güç elde etti. Ancak savaş hazırlıklarını, kazılan tünelleri ve taşınan silahları görmediler ve bunlar hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı. Bugün, çok sayıda yozlaşmış yetkili yurtdışına kaçtı ve muhaberat, yalnızca cihadçıların şikayet etmesi gereken esas misyonuna, yani yurtiçi savunma misyonuna geri döndü.

 

On yıl önce Baas Partisi anayasal olarak ülkenin lideriydi. Seçimlerde sadece onun aday çıkarmasına izin veriliyordu, fakat artık bir kitle partisi değildi. Kurumlar kademeli olarak yurttaşlardan uzaklaşıyordu. Bugün, sayıları hayli artan siyasi partilerin doğuşunu izlemek zordur. Herkes seçimlerde aday olabilir ve kazanabilir. Sadece Paris ve İstanbul'dan “demokratik” muhalefet, kaybetmek yerine boykot etmeyi tercih etti.

 

On yıl önce insanlar politikadan kafelerde bahsetmez, sadece evlerinde ve sadece tanıdıkları insanlarla tartışırdı. Bugün hükümetin kontrolündeki her yerde herkes politikadan bahsediyor, silahlı muhalif grupların kontrolündeki bölgelerde ise kimse bunu yapmıyor.

 

Diktatörlük nerede? Demokrasi nerede?

 

Sınıf tepkileri

 

Savaş aynı zamanda bir sınıf çatışmasıdır. Yurtdışında varlıkları olan zenginler, Şam saldırıya uğradığı zaman gittiler. Ülkelerini seviyorlardı, fakat özellikle kendi hayatlarını ve mallarını korumaya çalışıyorlardı.

 

Burjuvalar ürkmüştü. İsyancılar istediği zaman “devrimci” vergiler ödüyor, ordu onları sorguladığı zaman ise devleti desteklediklerini ileri sürüyorlardı. Kaygılı bir şekilde, El Cezire'nin eli kulağında olduğunu duyurduğu, Esad'ın gidişini bekliyorlardı. Endişeleri ancak, Amerika Birleşik Devletleri ülkeyi bombalama planlarını bıraktığı zaman geçti. Bugün yalnızca, şehit aileleri derneklerini destekleyerek kendilerini kurtarmayı düşünüyorlar.

 

Küçük insanlar en başından beri neyin ne olduğunu biliyordu. Onlar savaşı, ekonomik koşullardan intikam alınmasının bir aracı olarak görenler ve vicdan özgürlüğü ile ücretsiz kamu hizmetlerini korumak isteyenlerdi.

 

Gizli savaş yürüten ve kaybeden ABD ve İsrail, Fransa ve İngiltere, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan, bu sonucu öngöremedi: Suriye, hayatta kalmak için enerji kaynaklarını serbestleştirdi ve yeniden özgürlüğünü kazandı.

 

Eğer 2. Cenevre Konferansı gerçekleşirse büyük güçler orada hiçbir şeye karar veremeyecekler. Bir sonraki hükümet, diplomatik bir düzenlemenin sonucu olmayacaktır. Konferansın tek gücü, ancak bir halk referandumu tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek bir çözüm önermek olacaktır.

 

Bu savaş Suriye'yi kanattı; şehirlerinin ve altyapısının yarısı, Batı ve Körfez iktidarlarının iştahlarını ve fantezilerini tatmin etmek için yıkıldı. Eğer Cenevre 2'den pozitif bir şeyler çıkacaksa bu, ülkeyi yıkanların yeniden inşa için finansman sağlaması olacaktır.

 

Çev: Selim Sezer

 

medyasafak.com

 

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg