slogan
     

Sözde Selefileri teşhir etme ihtiyacı

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Dünya çapındaki sözde Selefiler, Abdülaziz ibn Baz ve Şeyh Ebu Abdullah Muhammad ibn el-Usaymin’e büyük itibar göstermektedir. İbn Baz, 1990’ların başlarında fetva hizmetini ABD kuvvetlerinin Arap Yarımadası’nı işgal etmesi için vermişti. El Kaide ve onun Suriye kolları, Suudi rejimiyle olan bağları iyi bilinen Şeyh İbn el-Usaymin’in önünde eğiliyorlar.

 

 

Tahir Mahmud

 

Crescent-online.net

 

 

Sözde Selefilerin anti-İslami niteliği Suriye'deki davranışlarından – sadece sivilleri değil, aynı zamanda rakip grupların üyelerini öldürmelerinden – açıkça görülmektedir, ancak esas ifşa edilmesi gereken, imparatorluğa hizmet eden sözde alimlerdir.  

 

Suriye'de süregiden vekalet savaşının şer içindeki hayrı, sözde Selefi hareketin büyük ölçüde ehliyetsiz ve İslami yasal ve doktriner çerçeveden uzak bir hareket olduğunun ifşa olmasıdır. “Selefi” proje Afganistan'da, Somali'de, Yemen'de, Veziristan'da ve şimdi de Suriye'de mutlak bir başarısızlık yaşamıştır. “Selefi” grupların bugün geldikleri noktaya varmış olmaları doğaldır, zira onların fikirsel ve fıkhi taklit kaynakları şu veya bu biçimde, Müslüman dünyadaki emperyalist destekli otokratik ve gayrimeşru rejimlerle bağlantılıdır. İzledikleri “ulema”, sadece emperyalizme ve Siyonizm'e biat ettikleri için iktidarda olan gayrimeşru rejimlerden siyasi, sosyal ve finansal destek almaktadır.

 

Dünya çapındaki sözde Selefiler, Abdülaziz ibn Baz ve Şeyh Ebu Abdullah Muhammad ibn el-Usaymin'e büyük itibar göstermektedir. İbn Baz, 1990'ların başlarında fetva hizmetini ABD kuvvetlerinin Arap Yarımadası'nı işgal etmesi için vermişti. El Kaide ve onun Suriye kolları, Suudi rejimiyle olan bağları iyi bilinen Şeyh İbn el-Usaymin'in önünde eğiliyorlar.  İbn el-Usaymin'in fetvaları, dünya çapındaki El Kaide zihniyetli gruplar tarafından düzenli olarak, sivillere yönelik saldırılarını meşrulaştırmak amacıyla kullanılıyor.  

 

İbn el-Usaymin geçmişte 35 yılı aşkın süre boyunca Mekke'de Mescid-i Haram'da vaazlar vermişti. Basit bir soru soralım: eğer İbn el-Usaymin'in vaazları ABD destekli Suudi rejimi için faydalı olmasaydı, Suudi Arabistan'da halkın önünde tek bir kelime etmesine izin verilir miydi?  İbn el-Usaymin geçmişte İmam Muhammed ibn Suud İslam Üniversitesi'nde de ders veriyordu. Bu kurum, 1974 yılındaki kraliyet kararnamesiyle kuruldu. Kraliyet ailesi gerçek anlamda bağımsız bir İslami kurum meydana getirir miydi? Bazı Müslümanların İbn el-Usaymin'i ciddi ciddi “alim” olarak kabul etmesi kesinlikle parmak ısırtıcı. O, ABD ile açıkça müttefik olan ve İşgal Altındaki Filistin'deki Siyonist rejimle resmi olmayan, fakat iyi bilinen ilişkilere sahip bir rejimin maaşlı hizmetkarıdır. 

 

Sözde Selefi liderlik, Eylül 1990 tarihinde alimlerinden 350 tanesini, ABD kuvvetlerinin kutsal şehirlerde bulunmadıklarını “teyit etmeleri” için Cidde'den Mekke ve Medine'ye götüren Suudi finansmanlı Dünya Müslüman Birliği hakkında da sessizdir. Bu kişiler bu “gözlem”in ardından derhal, Arap Yarımadası'nda ABD askeri varlığı lehine bir fetva yayınlamıştı.

 

Suriye'de İslami İran'a ve müttefiklerine karşı yürütülen vekalet savaşının insanlık tarihinin en fazla belgelenmiş silahlı çatışmalarından biri olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır. Çatışmanın içinde yer alan herhangi bir grubun küresel takipçilerine sosyal medya veya klasik medya üzerinden bol miktarda ham ve elden geçirilmiş görüntü sunmadığı tek bir gün bile geçmiyor. Suriye'deki savaşın medya cephesinin en korkunç ve iç karartıcı boyutlarından biri, yüzlerce zaptedilemez milisin suçlarını aklamak için İslami sıfatları ve dağarcığı kullanmasıdır.

 

Şimdi bir “İslami” grubun başka bir “İslami” grubun üyelerini idam ettiği ve hepsinin de bir mürted, kafir veya fasığı idam ettiğini ilan ettiği videolar görmek rutin hale geldi. Suriye'deki tekfirci gruplar arasında, kendilerine onay vermeyenleri kafir ilan etme yarışının da olduğu görülüyor. Suriye'deki olayları gözlemleyen bilgi sahibi olmayan bir kişinin karşı karşıya olduğu zorluklardan biri, kimin gerçekte kafir veya diğerinden daha kafir olduğunu ortaya çıkarmaktır!

 

El Nusra Cephesi (NC), Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ve öteki daha küçük sözde İslami gruplar arasındaki süregiden silahlı çatışmalar, bu eğilimin başarısız olduğunun açık bir göstergesidir. Bu gruplar, Peygamber'in kapsayıcı çok-etnili ve çok-kültürlü İslam devleti modelini benimsemek bir yana, temel meselelerde kendi aralarında bile anlaşamıyorlar. Lübnan'daki İslami hareketin lideri Seyyid Hasan Nasrallah'ın vurguladığı gibi, NC ve IŞİD aynı düşünce okulundan geliyor ve her ikisi de aynı “emir”i izlediklerini iddia ediyor, ancak binlerle ifade edilecek rakamlarla birbirlerini katlediyorlar. Bu kana susamış gruplar herhangi türden bir devleti, hele hele İslami olduğunu iddia eden bir devleti nasıl kurabilir?

 

Müslümanların üzerine düşünüp taşınması gereken bir diğer boyut, Suriye'ye “mücahid” akışıdır. Son 50 yılda bu gruplar hiçbir zaman Filistin'e gitmedi, ama dünyanın dört bir yanından Suriye'ye gitmelerine izin veriliyor. Onların “cihadı” NATO çıkarlarıyla uyuşmasaydı NATO üyesi olan Türkiye, bu kişilerin lojistik amaçlarla kendi topraklarnı kullanmasına izin verir miydi?

 

Suriye'ye karşı ABD-İsrail-Siyonist projesi tökezlemeye başlarken, kiralık “alimler” ve (Suudiler tarafından finanse edilen) Darüsselam gibi yayınevleri üzerinden Suudi “irfanı” tarafından kandırılmış olan dünya çapındaki Müslümanların, İslam anlayışlarını ve dünya görüşlerini ciddi bir şekilde revize etmeye başlaması umut edilir. Bu sürecin etkili bir sonuca ulaşması için, farklı düşünce okullarını temsil eden ulema tarafından kurumsallaşmış ve planlı bir çalışmanın gerçekleştirilmesi gerekir. Özel olarak, Sünni ulema arasında Suudi etkisinden tamamen kurtulmaları için özgün ve koordineli bir eylem planının olması gerekir.

 

Sözde Selefiler, El Suud'un mali desteğiyle İslam içtihadının Sünni okulunu gaspetmeyi başardılar. Beşinci kolcularla cesur bir şekilde karşı karşıya gelmiş olan önde gelen Sünni ulemasının bu nedenle, sözde Sünnilere karşı birleşik ve iyi planlanmış bir cephe oluşturmak için bir araya gelmesi gerekir.

 

medyasafak.com

Öne Çıkan Haberler

ÖZEL: Hizbullah'ın Suriye ve Irak'ta şehit düşen 12 efs

hizbullah-dvd-12.1-fawzi-ayyoub.jpg

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg