slogan
     

Batılılar Suriye seçimlerini “gayrimeşrulaştırmaya” odaklanıyor

6 Haziran 2014 Cuma

Muhaliflerin dillendirdiği bir diğer eleştiri, hükümet kontrolündeki bölgelerin dışında kalan bölgelerdeki Suriyelilerin oy verememesidir. Evet bu doğru, fakat isyancılar izin vermediği için böyle. Öte yandan, yer değiştirmiş olan milyonlarca Suriyeliden çoğunun isyancıların kontrolündeki bölgelerden kaçtığını ve şimdi ağırlıklı olarak, oy verebilecekleri hükümet kontolündeki bölgelerde olduklarını belirtmek gerekir.

 

 

Şermin Nervani

 

Russia Today

 

 

Elbette Suriye devlet başkanlığı seçimleri, Batılı yetkililerin ve medyanın bıkıp usanmadan iddia ettiği gibi “parodi” ve “komedi” olmalıdır.

 

Çünkü eğer Beşar Esad Suriye'de yapılan ilk çok adaylı devlet başkanlığı seçimlerini kolayca kazanırsa – ki bütün kanıtlar bunun olacağına işaret ediyor – bu Suriyelilerin çoğunluğunun Esad'ı, orduyu, devleti ve “sistemi” desteklediği anlamına gelecektir.

 

Bu ise çatışmanın üç yıllık geçmişini sorgulatacaktır: Beşar Esad'a karşı geniş bir halk ayaklanması gerçekten de var oldu mu?

 

Eh, hayır – eğer Esad 3 Haziran 2014 günü kaydadeğer bir çoğunlukla kazanırsa ve daha önemlisi eğer Suriyelilerin kaydadeğer bir yüzdesi gidip oy kullanma cesaretini gösterirse, sorunun yanıtı hayır demektir.

 

Bu seçimde katılım oranı kritik önemdedir. Suriye'nin düşmanları hileli oy kullanıldığı iddialarını bolca dillendirecektir, ancak milyonlarca Suriyelinin oy verme görüntülerine itiraz etmeleri hayli zordur.

 

İşte bu yüzden Batı “demokrasileri” ve onların pek çok Arap müttefiki, Suriyelilerin büyükelçiliklerde oy kullanmasını engelleyerek demokratik sürece ket vurmaya çalıştı.  Lübnan'daki binlerce Suriyeli mültecinin oy vermek için Lübnan sınırını geçmesi (Lübnan başlangıçta gidenlerin geri dönemeyeceği tehdidinde bulunmuştu) ve ABD, Kuveyt, BAE, Fransa, Hollanda ve başka ülkelerden Suriyelilerin, oylarının sayılması için Şam'a uçmaları, onlar için utanç vericidir.

 

Suriyeli isyancıların Halep'te, Humus'ta ve başka bölgelerde seçim sandığına giden yollara havan toplarıyla ve bombalarla saldırması da bu yüzdendir: bu, seçmenlere yönelik “evinizde kalın” tehdididir.

 

 

Farklı destek

 

Meşruiyet. İşte Suriyelilerin bu seçimlerle tesis etmeye çalıştığı, düşmanlarının ise inkar etmek için çok çabaladığı şey işte budur. Gayrimeşru bir hükümete karşı bir nüfusa yardım etmek için müdahale edebilirsiniz. Fakat meşruiyeti olan bir devlete karşı bunu yaparsanız uluslararası hukuku ihlal etmiş olursunuz. Böyle bir durumda silah tedarik etmek, paralı askerleri eğtmek, çatışmayı finanse etmek ve beslemek bir savaş nedeni olacaktır. “Suriye halkının iradesinin ayaklar altına alınması” olacaktır.

 

Her ne kadar Batı'daki medya izleyicileri Suriyelilerin yığınlar halinde Esad için oy vermeye gitmesi karşısında şaşkınlık ve şüphelerini ifade etse de, her yerdeki yabancı yetkililer bunun olacağını biliyordu. Bu, Esad'ın düşmanlarının toprağa gömmek için üç yıl harcadıkları sisli küçük sırdır:  devlet başkanı her zaman için aşikâr bir şekilde, Suriyelilerin yarıdan fazlasının desteğine sahipti.

 

BM'nin Suriye için Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu Başkanı Karen Koning Abu Zayd, 2013 başlarında Esad'ın sahip olduğu desteği kamuoyu önünde kabul eden ilk yetkililerden biri olmuş, “Nüfusun belli bir kısmı, belki yarısı, belki daha bile fazlası onun arkasında duruyor” demişti.

 

Şubat ayında İran'ın Lübnan Büyükelçisi Dr. Gazanfer Roknabadi, İranlı yetkililerle birlikte Tahran'a yaptığı ziyarette, BM Genel Sekreter Yardımcısı Jeffrey Feltman'ın Esad'ın Suriye seçimlerine katılmasını istemememe mazeretini kamuoyuna aktardı “Çünkü eğer katılırsa, seçimi kazanacaktır.”

 

Eğer bir anlığına Batılı medya dezenformasyonunun devasa ağırlığını ortadan kaldırmak mümkün olursa, geride kalan üç yıl boyunca Esad'a verilen desteğin devam etmesinin tamamen mantıklı sebeplerden kaynaklandığı görülür:

 

1) Başkan, çekirdek tabanının – Suriye silahlı kuvvetleri, hükümet ve iş çevreleri, büyük şehirler, azınlıklar (Hristiyanlar, Dürziler, Aleviler, Şiiler, vs.) ve seküler Sünniler (Baas Partisi'nin 3 milyon üyesinin çoğu Sünnidir) – desteğini hiçbir zaman kaybetmedi.

 

2) Muhalefet tek bir adayın arkasında toplanmak bir yana, temel olarak tutarlı bir cephe ve ortak bir siyasi platform sunmayı bile başaramadı. Bu, hem ülke içindeki hem de dışarıdaki muhalefet için geçerli.

 

Bu yüzden, eğer Suriye Ulusal Koalisyonu (SUK) Başkanı Ahmed Carba, hilesiz olduğu kanıtlanan bir seçimde bizzat Esad'a karşı aday olsaydı, kaybederdi.

 

Carba elbette, Batı ülkelerinin çoğunun ve pek çok Arap Birliği üyesi devletin arkasında durduğu Suriyeli adaydır – her ne kadar sıradışı “meşruiyetini” kazanmak için sadece 55 Suriyelinin oyunu almış olsa da.

 

Esad muhtemelen milyonlarca oy alacaktır, fakat Suriye'de “demokrasi” ve “meşruiyet” konusunda ısrarcı olan ülkeler, Suriye büyükelçiliklerini 55 oy almış bir adama teslim etmekten memnunlar. Bu bir komedi mi? Yahut bir parodi mi?

 

Bu karşıt ülkeler, “bir savaş/çatışma/insani kriz sırasında nasıl seçim yapabilirsiniz?” diye soruyorlar. Elbette hiçbiri, ABD ve NATO işgalindeki Afganistan ve Irak'ta, işgalci ordunun ve himayesi altında seçimler gerçekleştirildiği zaman buna itiraz etmemişlerdi. Öyle görünüyor ki bazı seçimler, sırf biz öyle dediğimiz için “meşruiyete” sahip.

 

 

Ne olursa olsun

 

Carba, pek beklenmeyen komik bir iş yaparak Pazartesi günü Washington Post gazetesi için, eski ABD başkanı Abraham Lincoln'ü anan bir fikir yazısı kaleme aldı. Kimse Carba'ya Lincoln'ün, ABD İç Savaşı adı verilen, Amerikan tarihindeki en vahşi iç çatışma sırasında yeniden seçildiğini söylemedi mi?

 

Gerçekten de Lincoln'ün zar zor oy aldığı 11 ABD eyaleti (Teksas, Virginia ve Florida gibi önemli eyaletler dahil), o seçildiği zaman o denli altüst olmuşlardı ki, birliği terk etmeye karar vermişlerdi. Lincoln bu “isyancıları” yenmek için bir savaş yürüttü ve 5 dolarlık banknotların üzerinde ölümsüzleştirildi.

 

Muhaliflerin dillendirdiği bir diğer eleştiri, hükümet kontrolündeki bölgelerin dışında kalan bölgelerdeki Suriyelilerin oy verememesidir. Evet bu doğru, fakat isyancılar izin vermediği için böyle. Öte yandan, yer değiştirmiş olan milyonlarca Suriyeliden çoğunun isyancıların kontrolündeki bölgelerden kaçtığını ve şimdi ağırlıklı olarak, oy verebilecekleri hükümet kontolündeki bölgelerde olduklarını belirtmek gerekir.

 

Bu yine de milyonlarca Suriyelinin oy kullanma hakkından mahrum kalması anlamına gelmiyor mu? Evet, muhtemel. Fakat bu, aynı Batı ülkelerinin, Donetsk ve Lugansk bölgelerinde hiç oy kullanılmadığı halde son Ukrayna seçimlerini büyük bir başarı olarak adlandırmalarını engellemedi.

 

1789 senesinde yapılan ilk ABD başkanlık seçimi, o dönemde birliğin sadece 13 eyaletten oluşmasına rağmen,  Kuzey Carolina, New York ve Rhode Island'ın oylarını saymamıştı bile.  George Washington itiraz görmedi ve oyların çoğu Amerikan vatandaşları tarafından değil, seçilmemiş delegeler tarafından verilmişti. Ve Washington da ABD doları üzerinde ölümsüzleştirildi.

 

Bir demokrasi parodisi mi? Kesinlikle bir komedi. Amerikalılar DÖRT defa delegeler kurulunun seçmediği bir başkan için oy verdi. Bunlardan en yenisi 2000 senesinde oldu: Al Gore için oy veren Amerikalıların sayısı, George W. Bush için oy verenlerden 1 milyon küsür fazlaydı, fakat ABD Yüksek Mahkemesi 500 civarında Florida oyunu saymayı reddettiği için başkanlığa Bush geldi.

 

Bu günlerde düzensizliklerin olmadığı bir seçim yok gibi görünüyor, bu yüzden de seçmen katılımı, "meşruiyetin" ölçülmesinde gerçek bir faktör haline geliyor. Yurttaşlar, yönetim sistemlerine, oy vermeyi isteyecek kadar güveniyorlar mı?

 

Meşruiyet”in anlamını bulmak için yakın zamanda yapılmış bazı seçimlere bakalım. İran'da seçme hakkı bulunan kişilerin yaklaşık yüzde 73'ü 2013 cumhurbaşkanlığı seçiminde oy verdi; çok itiraz edilen 2009 seçimlerinde bu rakam yüzde 85'e yakındı. Venezuela'da 2013'te seçmenlerin yüzde 79'u oy kullandı, 2012'de Hugo Chavez'in yeniden seçildiği seçimde ise katılım oranı yüzde 80'di. 2012'deki Rusya devlet başkanlığı seçimlerinde katılım oranı yüzde 65 civarındaydı; Barack Obama'yı ikinci kez göreve taşıyan son ABD seçimlerinde ise kaydedilen katılım oranı yüzde 57 dolayındaydı. Geçen ay seçimde oyların yüzde 92 gibi çok büyük bir oranını elde eden yeni Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, seçmenlerin yalnızca yüzde 46'sını sandığa taşıyabildi. Irak'ta Nisan ayında yapılan seçimler için bazı istatistikler katılım oranını yüzde 60 olarak veriyor, ancak birliklerin Felluce'yi kuşatması ve Ramadi'deki sokak çatışmaları nedeniyle Anbar eyaletine bağlı bölgelerde oy verme işlemi ya sınırlı kaldı ya da hiç gerçekleşmedi. Afganistan'daki seçimlere de, her ne kadar işgalciler  büyük katılım oranından söz etse de (şu ana kadar gerçek rakamlar açıklanmadı), potansiyel şiddet tehdidi nedeniyle öngörülen 7,500 oy verme merkezinden bin tanesinin kapalı olması damgasını vurdu.

 

Kısacası, şu aralar seçimler darmadağınık. Savaş zamanında, işgal altında gerçekleşiyor. Seçmenler bazılarında yoğun katılım gösteriyor, bazılarında imtina ediyor – savaş veya barış çok fark etmiyor gibi görünüyor.

 

Salı günü Suriyeliler ülkenin çoğu yerinde oy vermeye gitti. Durum ideal değildi. Milyonlarca kişinin yeri değişti, savaş sürüyor ve bütün Suriyeliler oy kullanamıyor. Fakat Suriyeliler, pek çok kişiyi şaşırtarak, ülkelerinin yönetiminin şekillendirilmesine güçlü bir katılım gerçekleştirdi. Beşar Esad'ı mı seviyorlar yoksa sadece istikrar mı arıyorlar? Kimin umrunda? Eğer katılım oranı yüksekse ve kazanan aday geniş bir marjda kazanıyorsa, bu doğrudan doğruya “Suriye halkının” karar verdiği anlamına gelir.

 

Meşruiyet sadece bir ülke içindeki yurttaşlar tarafından verilir – buna, manşetler algıyı yönlendirmek için ne kadar ses çıkarırsa çıkarsın, hiçbir zaman ülke dışındaki yabancılar karar veremez.

 

Komedi? Parodi? Bunu Abe Lincoln'e söyleyin. Sonra da işinize bakın.

Seçimlerle ilgili mesele budur ve bu, çok özel bir hikâye anlatıyor. Dinlememeyi seçebilirsiniz, hikayeyle oynayabilirsiniz, ama sonunu değiştiremezsiniz.

 

 

Çev: Selim Sezer

 

medyasafak.com

 

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg