slogan
     

Nasrallah: Irak direnişinde rol oynadık (4)

26 Ağustos 2014 Salı

Direniş Irak’ta ayağa kalktı ve bunun bir parçası, direnişe dahil olan grupların Şii Iraklılardan olması anlamında, tırnak içinde söylemek gerekirse Şii direnişi idi. Çok sayıda operasyon video yoluyla belgelendi, ancak El Cezire, El Arabiye ve ötekiler gibi Arap uydu kanalları, bunları yayınlamayı reddetti.

 

Hizbullah lideri: Parti Suriye'ye müdahil olmasaydı, çatışmalar Beyrut'a kadar varırdı

 

El Ahbar

 

El-Ahbar,  Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah'la altı saatlik özel bir röportaj yaptı. Önceki kısımları daha önce yayınlanan röportajda gazeteciler İbrahim el-Emin, Vefik Kansu, Hasan İleyk ve Maha Zureykat, parti lideriyle Suriye'den IŞİD'e ve son Gazze savaşına, İsrail'le olan 2006 savaşından Lübnan'ın iç meselelerine ve Nasrallah'ın kişisel alışkanlıklarına kadar bir dizi konuyu ele aldı. 

 

Aşağıdaki kısım, özel olarak Suriye'de süregiden çatışmaya ve Hizbullah'ın karakteristik özelliklerine odaklanmaktadır.

 

Hizbullah Şii Araplar (On İki İmamcı Şiiler, İsmaililer, Aleviler, vs.) adına kendisini sorumlu hissediyor mu?

 

Bizim hakkımızda yapılan bu nitelemeyi savunmaya çalışanlar her zaman oldu. Hizbullah ulusal ve bölgesel düzeyde İsrail'e karşı bir direniş hareketi olarak kurulmuştur ve bu savaşta büyük başarılar ve büyük zaferler elde etmiştir. Bütün Arap hükümetleri ve bütün siyasi güçler bakımından Hizbullah'ın, Siyonist projenin karşısında durmuş en ciddi güçlerden biri, hatta belki de en ciddi güç olduğu açıktı. Sonuç olarak, Hizbullah'ın İsrail'le çatışmayla olan ilişkisi ve Filistin'de sahadaki gerçeklikler tartışma konusu olamaz. Bu yüzden, bölgede [dramatik] gelişmeler ortaya çıkarken, bütün alanlardaki bölünmelerden istifade etme girişimleri oldu. Mısır'da, Sünni/Şii [bölünmesi] olmadığı için, bölünme muhalefete karşı rejim şeklinde resmedildi. Aynı şey Libya ve Tunus'ta da oldu. Fakat Irak'ta, mezhepçi fitneyi seçtiler ve ABD işgali sırasında ve sonrasında Irak'ı bu türden fitneye sürüklemiş olan ülkeler ve medya kuruluşları iyi bilinmektedir. Suriye'deki olaylar başladığı zaman da ajitasyon, kışkırtma ve [tahrik edici] retorik yoluyla, dünyanın her yerinde savaşçıları mobilize etmek yoluyla, çatışmayı mezhepsel bir çatışmaya dönüştürdüler.

 

Hizbullah bir alanda yardım veya destek sunduğunda, hesapları mezhepsel değildir ve bizim ümmetin savaşı, ümmetin projesi ve ülkelerimizin ve halklarımızın çıkarları olarak adlandırdığımız şeyin temelinde yapılır. Örneğin Amerikalılar Irak'ı işgal ettiği zaman Irak halkının bir bölümü, Saddam Hüseyin'in Irak halkına yaptığı baskı nedeniyle ve birbiri ardına gelen savaşlar ve ambargo nedeniyle Direniş'i desteklemiyordu. İnsanlar bitap düştüğü için bu normaldir. Fakat – artık sır olmayan bir şeyi söylüyorum – ilk günden itibaren özellikle Şii çevreleri içinde, siyasi söylemini ve sahip olduğu tüm medya olanaklarını, ilişkilerini ve temaslarını, sahada Irak Direnişi ile ilişki kurma yönünde kullanan kimdi? Hizbullah Şiilerin ruh haliyle paralel hareket etmedi, fakat bu ruh halinin üzerinde ve Irak'taki ABD işgaline karşı direniş için mevcut olan tüm boşluklardan yararlanarak hareket etti.

 

Direniş Irak'ta ayağa kalktı ve bunun bir parçası, direnişe dahil olan grupların Şii Iraklılardan olması anlamında, tırnak içinde söylemek gerekirse Şii direnişi idi. Çok sayıda operasyon video yoluyla belgelendi, ancak El Cezire, El Arabiye ve ötekiler gibi Arap uydu kanalları, bunları yayınlamayı reddetti. Bu tuhaf değil mi? Neden oldu bu? Çünkü onlar – bu söylediğim Sünnilere yönelik değil, bazı rejimlere yönelik bir suçlamadır – Irak Direnişi ile bağları olan bir Şii direnişinin var olduğunu kabul etmek istemediler.

 

Onlar en başından beri Irak, Suriye ve Lübnan meselelerinde mezhepçi ajitasyonu seçtiler. Israrla Lübnan Direnişi'nin Şii olduğunu söylüyorlar. Bize ise onlara bunun, bütün Lübnanlılar için bir ulusal Lübnan direniş hareketi olduğunu söylüyoruz. Şiiler düşman varlıkla sınırda yaşıyorlar ve bu yüzden de savaşanlar onlar, fakat onlar ısrarla bizim Şii ve İrancı bir direniş hareketi olduğumuzu, vs. söylüyorlar. Bu tanımlamaya devam etmek isteyenler ne istiyorlarsa onu yapsınlar. Fakat biz, en başından beri Suriye'deki varlığımızın mezhepsel bir temelde olmadığını ve Irak direnişine de mezhepsel olmayan bir zeminde yardım ettiğimizi söylüyoruz. Biz Hamas'a, İslami Cihad'a ve hepsi de Sünni olan öteki Filistinli örgütlere yardım ettik. Bahsettiğim kesimler her zaman Filsitin'e olan katkımızı mezhepsel gerekçelerle örtmeye çalıştı. Biz ise şunu söylüyoruz: nerede Filistin'i, Direniş Ekseni'ni ve insanları savunabilirsek, nerede hazır bulunup yardım edebilirsek, bunu yaparız. Eğer Hizbullah halkını ve ümmetinin davasını savunma iradesine sahipse, bu bir suç ya da günah değildir. Soru ötekilere sorulmalıdır: Neden sorumluluklarınızı omuzlamıyorsunuz ve neden onları savunmuyorsunuz?

 

Eğer Hizbullah Kuseyr'de ve Kalamun'da savaşmamış olsaydı, son çatışma sadece Ersel'le sınırlı olmazdı. Bekaa “biterdi” ve onlar [aşırıcılar] Cebel-i Lübnan'a, Akkar'a ve kıyıya ulaşır, Beyrut'ta ve Güney'de de çatışmalar yaşanırdı. Bu kesindir. Bütün bu canları, malları ve onuru korumak için şehitler vermek, mantıksal, dini, ahlaki, yurtsever ve insani bir görevdir.

 

Hizbullah'ın bir partiden ziyade bir olgu olduğunu ve bu yüzden, özellikle bugünkü atmosferde bütün Şiileri temsil ettiğini söylediniz. Fakat (barış zamanlarında) Direniş'le birlikte olabilen kişiler, kalkınma, belediye ve parlamento işlerinde Hizbullah'a karşı olabiliyor ve bu da Hizbullah'ın Şiilere kendisini dayattığı yönünde suçlamalara yol açıyor.

 

Bu nitelendirmeyi kabul edemem. Fakat yine de, normaldir. Hizbullah insanlardan oluşmaktadır. Direniş alanı gibi, bütün insanların onun yanında yer aldığı bir fedakarlık alanı vardır. Fakat başka alanlarda, direniş alanında yer alan bütün insanlar için aynı şey açık olmayabilir. Bu başka alanlarda faaliyet yürüten insanlar hata yapabilir. Fark şudur ki, bazı alanlarda hatalar görünebilirken, başka alanlarda eylemde olanlar insanların göremeyeceği hatalar yapabilir. Her durumda, adı ister bir parti ister bir hareket olsun, bir grup insanın bütün alanlarda faaliyet yürütüp bütün insanları memnun etmesi, yahut onların bütün tutkularına, umutlarına ve beklentilerine karşılık vermesi mümkün değildir.

 

Hizbullah etik, ciddiyet, bağlılık ve inanç düzeyinde pek çok avantaja sahiptir, ancak onlar da belli becerilere ve kapasitelere sahip olan insanlardır. Bir taraftan da bizim belediye işleri de dahil olmak üzere pek çok alanda partnerlerimizi çeşitlendirmeye, sorumlulukları tek başımıza ele almamaya meyilli olduğumuz akılda tutulmalıdır. Pek çok belediye başkanının işi hakkında, pozitif olduklarında bile Hizbullah sorumluluk alamaz. Bazen pozitif şeyler, bir gündemden ziyade kişisel çabaların sonucu olabilir. Belediyeler konusunda, aile temsiliyeti meselesi de dahil olmak üzere, Hizbullah'ın üzerinden atlayamacağı normlar ve gelenekler vardır. Belediye meclisler, hatta Hizbullah'la bağlantılı olanlar bile, Hizbullah kurumları olduklarını iddia edemezler. Bu nedenle, insanlar bu açıdan devamlı gelişmeye ihtiyaç duyuyorlar. İlave olarak, bireylerin ve yetkililerin, yerden yere ve kişiden kişiye değişen davranışları, kanaatleri ve ruh halleri belli bir rol oynar.

 

Geriye, direniş meselesi kalıyor. Ben insanlar bir ayrım yapsa bile – katı bir ayrımcılıktan söz etmiyorum – bir sorun olmadığı kanaatindeyim. İnsanlar size, “Direniş konusunda Hizbullah'ı destekliyorum, fakat belediye meselesinde, veya sendikalarda, veya belli bir yasa karşısındaki duruşu konusunda desteklemiyorum” diyebilirler. Bir keresinde şunu demiştim: Direniş ve haklı bir dava olarak direnişi, Hizbullah'a yönelik tutumdan, yahut belli bir muhtarın veya üniversitedeki bir öğrenci örgütünün desteklenmesinden cumhurbaşkanı seçimine kadar Hizbullah'la olabilecek ihtilaflardan ayırın. Başka meselelerde görüş ayrılığı içinde olunabilir, fakat [soru şu olmalıdır]: insanlarla veya siyasi güçlerle olan ihtilaf direniş meselesinin üzerine yansımadan nasıl çalışabiliriz?

 

Halk arasında, pek çok şehit verilmesine rağmen kimsenin buna kıymet vermediği, dolayısıyla da bu acılara değip değmediğinin sorgulandığı şeklinde bir his var…

 

Irak'ta bile, Lübnan'da olduğu gibi, Hizbullah Suriye'ye ne getirdi diye soranlar vardı. Bazıları gerekçe ve sebepler konusunda bizimle tartışıyordu. Irak'ta olanlardan sonra, vizyonumuzu kabul ettiler. Bugün, Irak'ta olsun, Suriye'de olsun, halkın ruh hali bizi ilgilendiriyor ve halkın ruh hali değişmeye başladı. Ben pek çok teşekkür alıyorum.  

 

Halktan mı yoksa politikacılardan mı?

 

Bunun politikacılarla bir ilgisi yok. Çevremizdeki insanlar bu mücadelenin farkındalar ve başka alanlarda bu farkındalık da, tehlike hissi de büyüyor. Çok önemli mesajlar aldım. Medyada konuşma konusunda şerhleri olan insanlar var. Politikacılara gelince, emin olun ki onlara ne verirsek verelim asla tatmin olmazlar ve bunu kabul de etmezler. Ne yazık ki, yaptığımız şeyin doğru olup olmadığından bağımsız olarak bize karşı otomatik bir düşmanlığı olan bir grup politikacı var. Bazı aşamalarda uluslararası ve bölgesel aktörler, kendileriyle bağlantılı gruplara bizimle karşı karşıya gelme talimatı verdi, ancak onların düşmanlıkları öyle bir boyuta ulaştı ki, arkalarındaki aktörler bile şimdi önceliklerinin değiştiğini söylüyorlar. Bu gruplar için bir çözüm yoktur.

 

Suriye, geri dönmelerine izin vermek yoluyla mülteci meselesi gibi bir meseleye ciddiyetle yardım edebilir mi?

 

Sorun şu: yer değiştirmiş olanlar geri dönmek istiyor mu? Bazıları dönebilir ve güvenlik içinde yaşayabilir. Şam'da, Humus'ta, Kalamun'da ve başka yerlerde, militanların üç yıl boyunca devletle savaştığı ve sonra yerleşim alanlarına girdiği ve bugün kimsenin kendilerine dokunmadığı koca bölgeler var. Onlar savaşan kişilerdi, şu halde sadece kaçmış olanlar için durum nasıl daha kötü olabilir? O halde bazılarının özel olarak Lübnan'a sığınmakta ısrar etmesinin gerçek nedenlerine bakalım. Bu, öncelikle mülteciler arasında güçlü bir iradeyi, ikinci olarak da siyasi güçlerin mültecileri insani, ahlaki, askeri ve siyasi yönden rejime karşı kullanmaya son vermesini gerektirir. Bu güçler militanları, orada [daha serbest bir şekilde] savaşabilmek üzere ailelerini Lübnan'a getirmeye teşvik ediyor. Aklıma gelmişken, Lübnan'ın Suriye'deki bazı bölgelerde bulunan militan grupları, gözlerden uzak bir şekilde olsa da, finansman, silahlandırma, müdahale, bakım ve rehberlik anlamında desteklemeye devam ettiğini teyit ediyorum. Bu durum devam ediyor ve değişmedi. Gereken şey, mültecilerin kullanılmasına son verme yönünde siyasi bir karar ve bunun ardından, onların ülkelerine dönmeleri için Suriye hükümetiyle işbirliğine başlamaktır. Suriye'nin bu açıdan işbirliği yapmayı çok istediğini biliyorum.

 

Suriye'deki savaşa katılımınız Hizbullah'ı hem insan hem de materyal açısından tüketiyor mu, ve Hizbullah bu riski hangi ölçüde taşıyabilir?

 

Bunun [Hizbullah'ı] tükettiğini söylemek abartı olur. Ama her durumda, müdahalesinin başlangıcından bugüne kadar Hizbullah'ın Suriye'de yaptığı fedakarlıklar, müdahale edilmemesi halinde Hizbullah'ın ve Lübnanlıların daha ileride ödeyecekleri bedellerinden ve yapacakları fedakarlıklardan çok daha azdır.

 

Suriye'deki savaş Hizbullah'ın İsrailliler için sürpriz olarak saklamak istediği taktikleri açığa çıkardı mı?

 

İsrail için hazırlanan şeyler doğal olarak, silahlı gruplara karşı yürüttüğümüz savaştan farklıdır. Hizbullah'ın İsrail için hazırladığı veya sakladığı, fakat ifşa olmuş bir şey görmüyorum. Aksine – ki bu doğal olarak Suriye'ye gitme nedenimiz değildir ama bunun pozitif sonuçlarından biri olmuştur – bu savaş bize, gelecekte düşmanla olacak bir çatışmada, hem saldırıda hem de savunmada daha iyi bir şekilde hayata geçirebileceğimiz yeni deneyimler, bilgiler ve daha geniş ufuklar kazandırmıştır. İsrail, Hizbullah'ın Suriye'deki deneyimini izliyor. İsrailllerin tartışmalarında, Hizbullah'ın Kuseyr ve Kalamun deneyimlerinden sonra bu iki deneyimden Celile'deki bir savaş için dersler çıkarabileceğine dair çok şey söylendi. Suriye'deki savaş bizi İsrailli düşmana karşı bilemektedir ve düşmanla savaşta faydalı olabilecek hiçbir şey elimizden gitmiş değildir.

 

Suriye içinde İsraillilerle çatıştınız mı?

 

Hayır, doğrudan çatışmadık.

 

Hizbullah'ın Suriye'deki varlığı, Golan Tepeleri'nde bulunan insanların bir halk direnişi hareketi başlatmasına yardımcı oluyor mu?  

 

Bu onların isteğine bağlıdır. Verili bir alanda direnişten bahsettiğiniz zaman, eğer o bölgedeki insanlar, o yörenin yerlileri direniş isteğine sahipse, bir yardım unsuru olabilirsiniz. Bu Lübnan'da da böyle olmuştu: 1982'de İranlılar ve Suriyeliler Lübnan'da savaşmaya gelmediler. Ülkelerini özgürleştirmek için savaşmak isteyen Lübnanlılar vardı ve bu yüzden onlara yardım etmek anlamlıydı.

 

Şebaa'daki IED saldırısından hem önce hem de sonra, Golan'da çok sayıda saldırı gerçekleşti. Hizbullah'ın bu saldırılarla bir ilgisi var mı?

 

Bildiğim şey orada gerçek bir formasyonun, belli bir iradeyi ifade eden bir halk formasyonunun olduğudur. Faaliyet yürütenler onlardır, biz değil.

 

Yakın zamanda Suriyeli muhaliflerle görüştüğünüz ve bazılarının o günden bu yana duruşlarını değiştirdiği doğru mu?

 

Benim görüştüklerimin kendi pozisyonlarını değiştirmesine gerek yok. Fakat onların bizim pozisyonumuzu anladıklarını söyleyebilirim.

 

Suriye muhalefetini meydana getiren unsurlar arasında ayrım yapıyor musunuz?

 

Pratik olarak, şu andaki gerçeklik içinde, dış muhalefet artık Suriye içinde herhangi bir varlığa sahip değildir. Hatta bana göre en başından beri Suriye içinde bir varlıkları ve etkileri yoktu. Onlar, belli bir siyasi proje çerçevesinde bir araya getirilmiş siyasi, kültürel veya entelektüel figürlerden oluşan bir gruptur. Çoğu, büyükelçiliklerin, otellerin kapısında yaşıyor ve orada kalıyor. Bu sadece benim fikrim değil, aynı zamanda onların da fikri. Sözde ulusal muhalefet koalisyonunun önde gelen sembolleri, Lübnanlı dostlarıyla yaptıkları toplantılarda bunu söylüyorlar. Yaptıkları tek şeyin konuşmak, bir araya gelmek ve açıklamalar yayınlamak olduğunu ve büyükelçiliklerin ve yabancı güçlerin ve sözde Suriye'nin Dostları grubunun onları sadece daha da böldüğünü söylüyorlar. Bu, yurtdışındaki muhalefetin gerçekliğidir. O halde bu muhalefet bugün siyasi denklemin ve saha denkleminin neresinde? Hiçbir değere ve etkiye sahip değiller. Sahaya silahlı gruplar hakim. Özgür Suriye Ordusu bile bir ordu değil, bazen birbiriyle koordinasyon kuran, bazen de ganimetler, kontrol noktaları ve sınır geçişleri konusunda birbiriyle savaşan dağınık silahlı gruplar toplamıydı. Şimdi pratik olarak savaş sahasının geniş bir bölümü IŞİD'den, daha küçük bir kısmı El Nusra Cephesi'nden, başka bir kısmı da kısa süre önce İslami Cephe adı verilen oluşumdan meydana geliyor. Ulusal, seküler veya sivil grular ise artık mevcut değiller. Bu konuda  [ABD Başkanı Barack] Obama'dan alıntı yapmak istemem, ama o bu gruplar hakkında uzmandır. Amerikan büyükelçisi, muhalefetin önemli bir kısmını yönetti. Şimdi sahadaki muhalefet büyük ölçüde, birbiriyle savaşan aşırıcı silahlı gruplardan oluşuyor. Durumun nihai sonucu bu oldu. Bir çözüm için veya bir diyaloğa girmek için muhalefet içinden belli siyasi güçler bulmak istesek bile, artık bulamayacağız.

 

 

Çev: Selim Sezer

 

medyasafak.com

 

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg