slogan
     

Devrimci Yemen, Wall Street-Suudi saldırısıyla karşı karşıya

4 Nisan 2015 Cumartesi

Suudi okulları çocuklara Şiilerin mürted olduğunu ve Şii İslam’ın Suudi krallığına karşı bir “Yahudi komplosu” olduğunu öğretir. Suudi Arabistan’da halen Şii kız çocukları için 300 okul mevcuttur. Ancak bunlardan bir tanesinin bile Şii mezhebinden bir müdürünün olmasına izin verilmez.

 

 

 

Caleb Maupin

 

 

New Eastern Outlook

 

 

Suudi Arabistan krallığı, dünyadaki en baskıcı rejimlerden biridir. Rejim, düzmece seçimler düzenlemeye bile tenezzül etmez, hatta herhangi bir şekilde demokratik olduğunu veya insan haklarına saygı gösterdiğini iddia etmez bile. Kral, mutlak diktatördür ve ülke ve içindeki her şey onun mülkü olarak görülür.

 

Suudi monarşik yönetimi, vahşi bir baskıyla güçlendirilir. Hemen hemen her gün kafa kesmeler gerçekleşir. Kırbaçlama, işkence, mahkemesiz tutukluluk, yahut temel insan haklarını aşırı derecede ihlal eden uygulamalar, rutin olarak görülür. İnsanlar, “krala hakaret etme”, yahut “büyücülük” gibi suçlardan ötürü idam edilir. Suudi krallığı, hem yoksullaştırılmış Suudilerin, hem de öteki ülkelerden misafir işçilerin sömürülmesi üzerinden yaşayan bir varlıklı insanlar çemberi tarafından yönetilir. Bölge çapından gelen yoksul insanlar, Suudi petrol sahalarında acımasız bir şekilde sömürülür. Bunların ücretleri bazen saatlik birkaç kuruş alacak kadar düşüktür.

 

Amerika Birleşik Devletleri'ni yöneten politikacılar, kendilerini “demokrasi savunucuları” olarak adlandırmayı sevseler de, baskıcı Suudi monarşisinin mutlak destekçileridir ve bundan pişmanlık da duymazlar. Suudi rejimi, ABD'li ve İngiliz petrol şirketlerinin bir uyruğu gibi işler. Suudi Arabistan şu anda dünyadaki dördüncü büyük silah alıcısıdır. Silahları yalnızca Amerika Birleşik Devletleri'nden satın alınmaktadır.

 

“Dini Apartheid”

 

Suudi toplumunun bilhassa kaba olan bir özelliği, dini azılıklara uygulanan baskdıır. Suudi Arabistan'da Şii İslam'ı benimsemiş olan kişiler sert bir ayrımcılıkla karşı karşıyadırlar. Hukuken, bir dizi işte çalışmaları yasaklanmıştır. Suudi okulları çocuklara Şiilerin mürted olduğunu ve Şii İslam'ın Suudi krallığına karşı bir “Yahudi komplosu” olduğunu öğretir.

 

Suudi Arabistan'da halen Şii kız çocukları için 300 okul mevcuttur. Ancak bunlardan bir tanesinin bile Şii mezhebinden bir müdürünün olmasına izin verilmez. ABD Kongresi'ne sunulan bir tanıklık, Suudi Arabistan'ın Şii Müslümanlara olan muamelesini “dini apartheid” olarak tanımlamıştı.

 

Monarşinin Şii toplumuna olan baskısı, kendi sınırlarının ötesine gitmektedir. Bahreyn, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Suudi çizgisindeki Körfez ülkelerinde Şiiler çoğu zaman, bedensel emek içeren işlere hapsedilir. Şii toplumunun liderleri, hakları için örgütlenmeleri halinde, hatta rutin dini görevleri yerine getirmeleri halinde, hükümetten gelen siyasi baskı ve tacizlerle karşı karşıya kalırlar.

 

1990 yılında Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti'nin yıkılmasından bu yana, bugün Yemen Cumhuriyeti olarak bilinen ülke, yoğun bir şekilde Suudi askeri desteğine bağlı olan yoz, baskıcı bir ABD destekli rejim tarafından yönetildi. Yemen'deki Şii azınlık, bölge çapındaki öteki ABD/Suudi destekli rejimlerde olanla aynı ayrımcılıklarla karşı karşıyadır.

 

Petrol fiyatlarındaki düşüşler de dahil olmak üzere, 2008-2009 küresel mali krizinin süregiden yansımaları, milyonlarca genç Yemenliyi işsiz bıraktı. Yemen'deki Şiiler, ekonomik çöküşten en sert darbeyi aldı, zira onlar halihazırda Yemen toplumunun en yoksullaşmış insanları arasındaydı.

 

“Husiler” kimdir?

 

Yaklaşık yirmi yıl önce, Yemen'in kuzeyinde dini bir hareket kök salmaya başladı. Oluşum ilk olarak kendini “Genç Müminler” olarak adlandırdı. Şii gençlerin katılacağı yaz kampları düzenledi ve bu ezilen ve yoksullaştırılmış topluluğa temel hizmetler sundu. Yemen hükümeti Amerika Birleşik Devletleri ve Suudi Arabistan'la aynı çizgide durmaya devam ederken, 2003 yılında “Genç Müminler” yeni bir siyasi yöne girdi. Genç Müminler yüksek sesle ABD'nin Irak işgaline muhalefet etmeye ve açıkça anti-emperyalist bir mesaj vermeye başladı. Yemen liderlerini ve Suudi monarşisini, Ortadoğu çapında ABD ve İsrail'in işlediği suçlara ortaklık etmesi nedeniyle mahkum etti.

 

Son yirmi yıllık süreç içinde “Genç Müminler”, dar anlamda bir dini gruptan fazlası olarak faaliyet yürütmeye başladı. Zeydi Şii İslam pratiklerini uyguluyorlardı ve ABD'de Elijah Mohammed veya Dr. Martin Luther King Jr.'ın etrafında gelişen taraftar topluluğu gibi, haklarını talep eden pek çok Şii, dini lider Hüseyin Bedreddin el-Husi'nin etrafında toplandı.

 

Yirmi yıl önce birkaç bin kişiyle başlayan şey, şimdi bir kitle hareketine dönüşmüş durumdadır. Binlerce genç Şii'den oluşan bir ordu, toplumlarını ayrımcılığa karşı korumak ve iş, sağlık, eğitim gibi şeyler talep etmek üzere “silahı eline aldı.” Bu genç, silahlı Yemenliler grubu, “Amerika'ya ölüm” gibi sloganlarla, ABD-Suudi çizgisindeki hükümete karşı savaşmaya devam etti.

 

ABD medyası onlardan, muarızlarının benimsediği terimlerle bahsediyor. “Husiler”, adını ABD destekli Yemen hükümeti tarafından peşine düşülen ve öldürülen kurucularından alıyor. Şimdi bu büyük siyasi ve dini hareketi, onun oğlu yönetiyor.

 

Demokrasinin Suudi füzeleriyle ezilmesi

 

2011 yılında, İslami Uyanış olarak da adlandırılan geniş “Arap Baharı”nın parçası olarak binlerce Yemenli sokaklara döküldüğü zaman, Husiler onlara katıldı. ABD-Suudi destekli rejimi devirmek isteyen, ülkedeki öteki güçlerle ittifaklar kurdular. Husiler, Yemen'deki dini bir azınlığı ve bir aşiret azınlığını temsil ediyorlar ve kendi inançlarını öteki Yemenlilere dayatmayı hedeflemiyorlar. Onlar, içinde pek çok farklı dinsel ve mezhepsel grubun bulunduğu bir koalisyonun merkezinde yer alıyorlar.

 

Husiler, güçlerini inşa etmekle geçen on yılların ardından, 2015 yılının ilk aylarında Yemen'in bütün önemli hükümet binalarının kontrolünü ele geçirdi. Husiler ve müttefikleri, yeni bir Yemen hükümeti kurmak için bir kurucu meclis toplama niyetindeler. Yeni hükümet, ülkede bulunan ve Amerika Birleşik Devletleri yönetiminden bağımsızlık isteyen kuvvetlerin ittifakı temelinde olacaktır. 

 

Husilerle koalisyon hükümeti kurmaya ilgi gösterdiğini ifade eden güçlerden biri, Arap Baharı Partisi'dir. Bu, ABD destekli Yemen rejimine karşı 2011 yılında düzenlenen kitle gösterilerinin sonrasında kurulmuş yeni bir siyasi partidir. Güçlü ataerkil geleneklerin bulunduğu bir ülkede Arap Baharı Partisi, bir kadın tarafından yönetiliyor. Partinin retoriği, bir düzeyde Marksist ve anti-kapitalist olarak görülüyor.

 

Husiler Yemen için yeni, kapsayıcı ve demokratik bir anayasa kaleme alma niyetlerini açıklayınca, Suudi Arabistan krallığı ivedi bir şekilde eyleme geçti. Suudiler, Yemen'i bombalamaya başladı. ABD, Husileri yenmek için Yemen'e seyir füzeleri fırlatan Suudi Arabistan krallığına mutlak destek sundu. Suudiler, Yemen'e saldırmak için bir “koalisyon” teşkil etti. Bu “koalisyon”, bölge çapındaki bir dizi baskıcı, ABD destekli otokratik krallığı ihtiva ediyor. Exxon-Mobile ve BP'nin bu iyi silahlanmış tâbileri, Wall Street yönetimini yeniden tesis etmek amacıyla, ABD yapımı silah stoklarını Yemen halkının üzerine salıyor.

 

Amerika Birleşik Devletleri sıklıkla kendini, Ortadoğu'da “demokrasinin savunucusu” olarak sundu, ancak tam şu anda, bir halk devrimi sonrasında demokratik bir anayasa meydana getirmeye çalışan bir ülkeyi bombalayan bir baskıcı mutlak monarşiler koalisyonunu destekliyor.

 

IŞİD, Wall Street ve Suudi Arabistan yan yana

 

ABD'nin binlerce Yemenliyi öldüren insansız uçak saldırıları programının, “Yemen El Kaidesi”ni ve onun müttefiki olan İslam Devleti, yahut IŞİD örgütünü yok etmeye yönelik olduğu varsayılıyor. ABD medyasındaki analistler, Husi devriminin insansız uçakla saldırı programına devam etmeyi zorlaştırmasından yakınıyor.

 

Husiler ve müttefikleri, kesinlikle hem IŞİD'e, hem de temel olarak Güney Yemen'de faaliyet yürüten El Kaide'ye karşıdır. Onlar IŞİD ve El Kaide'yi, ABD ve İsrail'in gizli ajanları olmakla – bu grupların rolünün ABD'nin askeri yayılmasını meşrulaştırması olmasıyla – suçluyor.

 

ABD medyası, Yemen'deki duruma dair bu temel ayrıntıyı görmezden geldi veya küçümsedi. Bunun yerine Husilerin İran İslam Cumhuriyeti'nden finansman aldığına dair kanıtlanmamış varsayıma ve zaman zaman Husi gösterilerinde atılan Yahudi karşıtı sloganlara odaklandı. Husiler pek çok defa IŞİD ve El Kaide ile savaştığı halde ABD medyası Husileri, sırf siyasi amaçları olan dini bir örgütlenme olduğu için bu aşırıcı Sünni güçlerin ahlaki dengi olarak sunuyor.

 

Gerçeklik ise IŞİD'in faaliyetlerini finanse eden milyarlarca doların Suudi Arabistan krallığından geldiğidir. Her ne kadar Suudi hükümeti IŞİD'in aleyhinde tutum aldıysa da, Suudi bankaları, faaliyetlerini finanse etmek üzere IŞİD örgütünün hesaplarına para akıtmaya devam ediyor.

 

Suriye'de bulunan “Özgür Suriye Ordusu” isimli ABD destekli terörist grubun yarıdan fazlası, 2014 yılında taraf değiştirerek IŞİD'e geçti. Resmen yollarını ayırmadan önce IŞİD ve Özgür Suriye Ordusu, ortak eğitim programları ve askeri operasyonlar yürütmüştü.

 

Şimdi, Husiler Yemen'in kuzeyinde iktidarı ele geçirirken, IŞİD onlara saldırdı ve Şii camilerini bombaladı. Onları Şii mürtedler olarak gören IŞİD, Husilerin devrilmesi çağrısı yaptı. ABD destekli Suudi Arabistan krallığı da, aynı niyet beyanıyla, hava saldırıları gerçekleştiriyor.

 

Karşı durulması gereken bir suç

 

Suudi Arabistan'daki ABD destekli rejim ve IŞİD isimli terörist grup şu anda, amacı Husi devrimini yenilgiye uğratmak olan ortak bir operasyonun içinde yer alıyor. Eş zamanlı olarak yaklaşık beş yıldır, ABD, Suudi Arabistan ve en sonunda IŞİD'i teşkil etmiş olan güçler, Baas Partisi liderliğindeki Suriye hükümetini devirmek için ortak bir operasyon yürütüyor.

 

Husiler, ABD ve Suudi müttefikleri tarafından, istikrarlı bir hükümet imkanını ifade ettikleri için hedef alınıyor. Onlar, ABD'nin suçlarına karşı çıkan bir geçmişleri olan yoksul insanlar koalisyonunu temsil ediyorlar ve dünya çapındaki bağımsız zihinli ülkelerle bir ittifakı savunuyorlar. İran İslam Cumhuriyeti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Küba, Çin, Rusya ve Latin Amerika'daki Bolivarcı blok gibi Husiler de, Wall Street neo-liberalizminin kontrolünün ötesine geçen bağımsız bir ekonomik kalkınma olasılığını ifade ediyor.

 

ABD içindekiler de dahil olmak üzere dünya çapındaki ilerici güçler, hem Yemen'e yönelik Suudi saldırısının sonlandırılmasını talep etmeli, hem de onun gerçek niteliğini ifşa etmelidir. Yemen'in Suudi Arabistan tarafından bombalanması, “uzaklardaki bir yerde” gerçekleşen “bir başka mezhep çatışması” olarak görülmemelidir. Söz konusu olan, Wall Street'in acımasızca kendi gücünü ortaya koyması ve özgürlük isteyen halklar ve ülkelerle dolu bir dünya üzerindeki kontrolünü korumaya can havliyle çabalamasıdır.

 

www.medyasafak.net


 

 

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg