slogan
     

Cartalucci: Yemen’deki ABD-Suudi saldırısı: Çıplak saldırganlık, mutlak çaresizlik

6 Nisan 2015 Pazartesi

Husilerin birleşik ABD-Suudi vekil güçlerine Riyad’ın burnunun dibinde üstün gelmesi, mevcut Suudi saldırısından sonra hayatta kalabileceği gibi, bu saldırıdan güçlenerek çıkabilecek bir operasyonel kapasiteyi göstermektedir. Husi savaşçıların Yemen savaş uçaklarını ele geçirmesi de bunu güçlendirmektedir.

 

Yemen'deki ABD-Suudi saldırısı: Çıplak saldırganlık, mutlak çaresizlik

 

 

Tony Cartalucci

 

 

New Eastern Outlook

 

 

ABD'nin Ortadoğu çapında, Doğu Avrupa'da ve hatta Asya'nın bazı kısımlarında kullandığı “vekalet savaşı” modeli bir kez daha, bu kez Fars Körfezi ülkesi Yemen'de başarısız olmuş görünüyor.

 

Yemen'de ABD-Suudi destekli rejimin ve El Kaide ile onun başka isimli versiyonu “İslam Devleti” de dahil olmak üzere mezhepçi aşırıcılar koalisyonunun üstesinden gelen, İran destekli Yemenli Husi milisleri, Amerikan “yumuşak gücü”ne karşı akıntıyı tersine çevirdi ve daha doğrudan bir askeri müdahaleyi zorunlu hale getirdi. ABD askeri güçlerinin buna müdahil olmadığı varsayılsa da, Suudi savaş uçakları ve muhtemel bir kara gücü devrede.

 

Irak'taki ABD işgalinin bir “koalisyonun” arkasına saklanması gibi, Suudi Arabistan da Yemen'e müdahale koalisyonuna “on ülkenin” katıldığını iddia etse de, bu ağırlıklı olarak, “koalisyon partnerlerinin” diplomatik meşruiyet elde etmek yönünde beyhude bir çaba içinde eklendiği bir Suudi operasyonudur.

 

New York Times, haberinin “Suudi Arabistan Yemen'de hava saldırısı başladı” şeklindeki başlığında bile, bu “on” öteki ülkeyi fark etmemiş görünüyor. Gazete şunları yazıyor:

 

Suudi Arabistan Çarşamba günü, Yemen'e karşı bir askeri kampanya başlattığını açıkladı. Bir Suudi yetkili, bu kampanyanın başlangıcının, isyancı güçlerin ülkenin geniş kesimlerinin kontrolünü ele geçirmesinin ardından çöken Yemen hükümetini restore etme amaçlı bir hücum olduğunu söyledi.

 

Hava kampanyası, Yemen'deki iç çatışmanın bölgesel güçler arasında bir vekalet savaşına dönüşme işaretleri gösterdiği bir sırada başladı. Suudilerin açıklaması, krallığın Amerika Birleşik Devletleri büyükelçisi Adil el-Cubeyr'in Washington'da ender olarak düzenlediği türden bir basın toplantısı sırasında geldi.

 

İran'a karşı vekalet savaşı 

 

Yemen'deki çatışma gerçekten de bir vekalet savaşıdır. Ancak İran ile bizatihi Suudi Arabistan arasında değil, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında bir vekalet savaşıdır ve ABD Suudi Arabistan'ı, talihsiz bir vekil olarak seçmiştir.

 

İran'ın Yemen'e olan ilgisi, ABD'nin ürettiği “Arap Baharı”nın ve Tahran'la doğrudan çatışma amacıyla İran'a karşı birleşik bir mezhep cephesi yaratmak amacıyla Kuzey Afrika ve Ortadoğu'nun siyasi düzenini alaşağı etme girişimlerinin doğrudan bir sonucudur. Suriye'de yürütülen savaş bu geniş jeopolitik komplonun parçası olup, amacı İran'ın en önemli bölgesel müttefiklerini alaşağı etmek ve kendisiyle, bir diğer önemli müttefik olan, Lübnan'daki Hizbullah arasındaki köprüyü kesmektir.

 

Ve İran'ın Yemen'e olan ilgisi halihazırda İran saldırganlığının bir diğer örneği ve komşularıyla barış içinde yaşayamamasının göstergesi olarak betimlense de, bizzat ABD'li politika yapıcılar uzun süre önce İran'ın silahlı grupları desteklemek de dahil olmak üzere bölge çapındaki etkisinin yalnızca savunma amacı taşıdığını fark etmiş ve Batı ile bölgesel müttefiklerinin İran'ın mevcut siyasi düzenini kuşatma altına almak, yıkmak ve alaşağı etmek olduğunu kabul etmişlerdir. 

 

Kendisini “araştırma ve analiz yoluyla politika ve karar alım süreçlerini geliştirmeye yardımcı olan, kâr gütmeyen bir kuruluş” olarak tanımlayan ABD merkezli RAND kuruluşu, 2009 yılında ABD Hava Kuvvetleri için “Tehlikeli ama kadirimutlak değil: İran'ın Ortadoğu'daki gücünün erişiminin ve sınırlarının incelenmesi” başlıklı bir rapor hazırlamıştı. Rapor, İslam Devrimi Muhafızları ve hem şu anda var olan, hem de gelecekte var olması muhtemel silahları, sınır emniyeti arayışları ve dışarıdan gelecek saldırıya karşı olan ilgisi de dahil olmak üzere, İran askeri yapısını ve duruşunu inceliyordu.

 

Rapor şunları kabul etmişti:

 

İran'ın stratejisi, bazı saldırı unsurları da içerse de büyük ölçüde savunmaya dayalıdır. İran'ın iç tehditlere karşı rejimi koruma, saldırganlık karşısında caydırıcılık oluşturma, bir saldırının meydana gelmesi halinde ülkenin emniyetini sağlama ve etkisini genişletme stratejisi, İran'ın bölgesel arzularına dair ifadelerle birleştiğinde bazı saldırgan eğilimler de sergileyen, ancak büyük ölçüde savunma amaçlı bir stratejidir. Bu kısmen, özellikle 11 Eylül 2001 terörist saldırılarından bu yana ABD'nin ortaya koyduğu politika beyanlarına ve bölgedeki tutumuna karşı bir yanıttır. İran liderliği, Amerika Birleşik Devletleri'nin açıkça rejim değişikliğini tartışmasından, İran'ı “şer ekseni”nin parçası olarak tanımlayan konuşmalardan ve ABD güçlerinin İran'ı çevreleyen ülkelerdeki üslere erişimi emniyete alma çabalarından ileri gelen işgal tehdidini çok ciddiye almaktadır.

 

Suudi Arabistan, Yemen'e askeri saldırısını meşrulaştırmak için hangi kaçınılmazlıklardan söz etmeye çalışırsa çalışsın ve ABD Suudi rejimine retorik, diplomatik, yahut askeri yönlerden hangi desteği vermeye çalışırsa çalışsın, bu askeri operasyonun meşruiyeti, Batı'nın kendi politikacılarını sözlerinin karşısında çatırdamaktadır: Onlar, İran'ın ve müttefiklerinin sadece, amacı İran'ın egemenliği pahasına bölgede Batı hegemonyasını tesis etmek olan ortak bir kuşatma, ekonomik yaptırım, örtülü askeri saldırganlık, siyasi yıkıcılık ve hatta terörizm kampanyasına tepki verdiğini kabul etmektedir.

  

Suudi Arabistan'ın tahakkümü, meşruiyetten yoksundur 

 

Korkunç insan hakları ihllalleriyle nam salmış ve “insan hakları” olarak adlandırılan şeye benzeyen herhangi bir şeyden bile tamamen yoksun bir ülke olan Suudi Arabistan'ı yöneten seçilmemiş, miras yoluyla geçen rejim, şimdi kendini, komşu Yemen'de hangi hükümetin “meşru” olup hangisinin olmadığı konusunda, ikincisine karşı ilkini restore etmek için askeri güç kullanmaya varacak kadar karar verecek hakem olarak ortaya koyuyor.

 

Amerika Birleşik Devletleri'nin Suudi rejimine verdiği destek, meşruiyet kazandırmaya yöneliktir; aksi halde bu anlatıyı satması zor olacaktır. Ancak ABD'nin bizzat kendisi, kendi meşruiyetinde ve ahlaki otoritesinde giderek büyüyen bir açıkla karşı karşıyadır..

 

En ironiği, Yemen El Kaidesi de dahil olmak üzere ABD ve Suudi destekli mezhepçi aşırıcılar, şu anda olan türden bir doğrudan müdahalenin gerekmemesini sağlayacak şekilde, Husi milisleri vekaleten kontrol altında tutma amaçlı vekil güçler işlevi görmüşlerdir. Bunun anlamı ise Suudi Arabistan ve ABD'nin, Yemen'e ancak destekledikleri teröristler alt edildikten ve arkaladıkları rejim çöktükten sonra müdahale ettikleridir.

 

Gerçekte, Suudi Arabistan'ın ve ABD'nin retoriği bir yana bırakılırsa, gaddar bir bölgesel rejim Yemen'e karışmış ve kaybetmiştir, ve şimdi onu dışarıdan destekleyen hırslı bölgesel hegemon güç, ona doğrudan müdahale etmeyi ve pisliğini temizlemeyi emretmiştir.

 

Suudi Arabistan'ın tehlikeli kumarı 

 

Yemen'e yönelik hava saldırısının amacı, Suudi askeri gücünü izleyenleri etkilemektir. Bir kara gücü de hızla akın etmeye ve Husileri panikle geri çekilmeye zorlamaya çalışabilir. Husi savaşçılar üzerinde psikolojik üstünlük sağlama temelindeki hızlı bir zafer haricinde, Suudi Arabistan ABD'nin bunun için tesis ettiği askeri makinenin kontrolünden kolayca kaçabilecek bir çatışmaya bizzat sürüklenme riskiyle karşı karşıyadır.

 

Askeri operasyonun nasıl ilerleyeceğini ve Suudiler ile ABD'li destekçilerin Yemen üzerindeki kontrollerini yeniden sağlamada ne kadar yol alabileceğini söylemek için henüz çok erken. Ancak, Husilerin birleşik ABD-Suudi vekil güçlerine Riyad'ın burnunun dibinde üstün gelmesi, mevcut Suudi saldırısından sonra hayatta kalabileceği gibi, bu saldırıdan güçlenerek çıkabilecek bir operasyonel kapasiteyi göstermektedir.

 

Husi savaşçıların Yemen savaş uçaklarını ele geçirmesi de bunu güçlendirmektedir – Suudiler kendisine nasıl saldırırsa saldırsın bunu nasıl bertaraf edeceğini ve nasıl güçlenmiş olarak döneceğini iyi biliyor olabilecek taktik, operasyonel ve stratejik açılardan sofistike bir niteliği ortaya çıkarmaktadır.

 

Buradan doğabilecek bir sonuç, Yemen'in sınırlarına ve Suudi Arabistan'ın içine sıçrayan bir çatışmadır. Batı medyasının Suudi Arabistan'ın gerçek sosyo-politik niteliği konusunda onyıllardır kendi kendine uyguladığ sansürle gizlenen her şey, Arap Yarımadası'ndaki insanlar Batı kuklası bir rejimle savaşarak kendi canlarını riske etmek ile yarımadanın bir kısmını kendileri için almak arasında bir seçim yapmak zorunda kalacağı zaman açık hale gelecektir.

 

İlave olarak, sözde “İslam Devleti”nin ve El Kaide'nin bayrağı altında Suriye'den Arap Yarımadası'na kaynakların ve savaşçıların aktarılması, ABD ve bölgesel müttefiklerinin son 4 yıldır Levant bölgesinde işlenen vahşetlerin ve kaosun arkasında olduğunu daha da fazla ortaya koyacaktır. Bu tür ifşaatlar yalnıza Batı'nın ve bölgesel müttefiklerinin ahlaki tahakkümünün altını oyacaktır ki bu da, bizzat kendilerinin başlattığı ve giderek umutsuz hale gelen bir savaş için destek toplama çabalarını daha da fazla sabote edecektir.

 

Amerika'nın azalan meşruiyeti

 

Daha bu ayın başlarında Amerika Birleşik Devletleri dünyaya, Rusya'nın Kırım “işgalini” hatırlattı. Batı, NATO'yu Doğu Avrupa'nın derinliklerine yayma ve Rusya'yı daha fazla kuşatma amacıyla Kiev'de şiddete dayalı, silahlı bir ayaklanmayla Ukrayna'yı istikrarsızlaştırmış olmasına karşın, ısrarla Rusya'nın komşu Ukrayna'ya müdahale etme yetkisine o zaman da şimdi de sahip olmadığını savundu. Amerika Birleşik Devletleri'ne göre Ukrayna'nın işlerini tayin edecek olan Ukraynalılardır. Açıktır ki ABD bunu yalnızca, Ukraynalılar işleri ABD'nin çıkarlarına uygun şekilde tayin ettiği müddetçe savunmaktadır.

 

Bu şimdi, halkın kendi işlerini tayin etmesine izin verilmediği Yemen'de daha da açıktır. Yemen halkının işleri kendileri için tayin etmemesini sağlayacak şekilde, askeri işgal de dahil olmak üzere her seçenek saklı tutulmaktadır, zira mevcut durum açıkça, ABD'nin çıkarlarına uygun değildir. 

 

Böyle bir açık ikiyüzlülük, küresel kamuoyu tarafından ve diplomatik çevreler arasında gereğince not edilecektir. Batının tutarlı bir anlatıyı koruyamaması, büyüyen bir zayıflık işaretidir. Batı'nın içinde yer aldığı küresel şirketin pay sahipleri, böyle bir zayıflığı yatırımları geri çekme sebebi, yahut en azından öteki şirketlere doğru çeşitliliğe gitme sebebi olarak görebilir. Bu tür şirketler, Rusya ve Çin'in çok kutuplu dünyasını içine alabilir. Batı'nın küresel hegemonyasının yok oluşu, çaresizlik ve kin içinde yürütülen yıkıcı çatışma içinde gerçekleşecektir.

 

Bugün bu çaresizlik ve kin, Yemen'in başına musallat oluyor.

 

www.medyasafak.net


 

 

Öne Çıkan Haberler

ÖZEL: Hizbullah'ın Suriye ve Irak'ta şehit düşen 12 efs

hizbullah-dvd-12.1-fawzi-ayyoub.jpg

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg