slogan
     

ABD IŞİD’e nasıl yardım etti?

8 Haziran 2015 Pazartesi

Kısa süre önce gizli olmaktan çıkan bir belge, bir kez daha, Amerika Birleşik Devletleri’nin IŞİD’in yükselişindeki suç ortaklığını gösteriyor.

 

 

 

David Mizner

 

 

Jacobinmag.com

 

 

 

Kısa süre önce gizli olmaktan çıkan bir belge, bir kez daha, Amerika Birleşik Devletleri'nin IŞİD'in yükselişindeki suç ortaklığını gösteriyor.

 

 

Ekim 2014'te ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden açıkça, ABD'nin müttefiklerini IŞİD'i destekledikleri için eleştirmişti. Önceki ay General Dempsey, Senato Silahlı Hizmetler Komitesi'ne, Amerika'nın “Arap müttefiklerinin” bu grubu finanse ettiğini söylemişti.

 

ABD yetkilileri, müttefiklerinin IŞİD'i destekleyen eylemleriyle arasına, onları sert bir şekilde kınamaksızın mesafe koyuyordu.  Biden, müttefiklerinin IŞİD'i silahlandırmasının kasıtsız olduğunu ileri sürdü ve kısa süre içinde onlardan özür diledi.  (Dempsey'ye yanıt veren Senatör Lindsey Graham ise fiilen onları savundu: “Onlar Esad'ı yenmeye çalışıyorlardı. Ben, izledikleri yolun çılgınlığını anladıklarına inanıyorum.”)

 

Müttefiklere yönelik bu hafif eleştiriler, Amerikalı yetkililerin IŞİD'i bombalamaya başlama kararını kabul ettirme çabaları arasında geldi. Bu zaman itibariyle grup, halihazırda Suriye'nin doğusunda ve Irak'ın batısında kök salmış vaziyetteydi. Ancak önceki aylarda ve yıllarda Obama yönetiminin, yandaşı olan devletlerin IŞİD'in bir bölgesel güç olmasına yardım etmesini engellemek için herhangi bir girişimde bulunduğuna dair bir kanıt yoktur.

 

Bizzat Amerika Birleşik Devletleri, silahlardan bazılarının en sonunda IŞİD'in eline geçeceği kesin olmasına rağmen Suriye'ye silah göndermeye devam etti. IŞİD liderlerinden Ebu Asir 2013 yılında, ABD destekli Özgür Suriye Ordusu'ndan bahsederek “ÖSO'daki kardeşlerimizle iyi ilişkilerimiz var” demişti. Ebu Asir IŞİD'in ÖSO'dan uçaksavar füzeleri ve tanksavar silahları aldığını söylüyordu.

 

Kısa süre önce açığa çıkan bir ABD askeri istihbarat belgesi, ABD'nin suç ortaklığını daha fazla kanıtlıyor. Başlangıçta “gizli” olarak kategorilendirilen Ağustos 2012 tarihli Savunma İstihbarat Ajansı (DIA) raporu, muhafazakar Judicial Watch grubunun elde ettiği yığınla belgeden biriydi.

 

Ana akım basın kuruluşları ve Cumhuriyetçi politikacılar, serideki başka belgelere odaklandı: bunlar, 2012 yılında Libya'nın Bingazi şehrinde ABD Konsolosluğu'na yapılan saldırıyla ilgiliydi. Büyük ölçüde görmezden gelinen bu belge ise, sadece IŞİD'in yükselişi hakkındaki resmi anlatıyla değil, aynı zamanda Suriye'deki muhalefetin bileşimi ve yabancı destekçilerle olan ilşkisi hakkındaki anlatıyla da çelişiyor.

 

“Terörizm analisti” Max Abrams, “5 Ağustos 2012 tarihli DIA raporu, Esad'ın hem Suriye içindeki hem de Suriye dışındaki muhalifleri hakkında söylediklerinin çoğunu teyit ediyor” diyor.

 

Rapor, Irak'ta yükselen şiddetin ABD basınında önde gelen bir konu olmaktan çıktığı ve basının Suriye'deki savaşla ilgili – Washington'daki tartışmayı yansıtan – yayınlarının, Esad hükümeti karşıtı güçlere değil, bu hükümete odaklandığı bir zaman dilimine ait. Şimdi IŞİD'in ABD hükümetinin favori canavarı haline geldiğini hayal etmek zor, fakat bu aylarda Başkan Obama ve ekibi, Suriye'yle ilgili büyük konuşmalar yapmıştı ve bu gruptan bahsetmemişti bile.

 

IŞİD'in Ocak 2014'te Felluce'yi ele geçirmesinden sonra bile, düzen medyasında bu grupla ilgili tartışmalar nadir olarak görülüyordu. ‘İslam Devleti' ancak 2014 yılının sonraki dönemlerinde – sahadaki birbirini izleyen zaferlerden ve yoğun bir şekilde yayınlanan, batılıların kafasını kesme görüntülerinden sonra – 1 Numaralı Kamusal Düşman haline geldi.

 

Amerikalı yetkililer IŞİD'in yükselişinin Amerikan istihbaratı tarafından  beklenmediğini iddia etti. Ancak, ABD hükümet çevrelerinde yaygın bir şekilde dolaşan  2012 raporunda DIA, Doğu Suriye'de bir “Selefi emirliğinin” kuruluşunu öngörmüştü. Rapor ayrıca Irak İslam Devleti'nin “Musul ve Ramadi'deki eski deliklerine dönebileceğini” ve Batı Irak ve Doğu Suriye'de bir “İslam devleti” kurabileceğini söylüyordu.

 

Dahası, raporun söylediğine göre bir İslam devletinin kurulması, tam da muhalefeti destekleyen hükümetlerin amaçladığı şeydi:

 

“Eğer durum çözülürse Doğu Suriye'de (Haseke ve Deyri Zor) ilan edilmiş veya fiili bir Selefi Emirliğinin kurulması ihtimali bulunuyor ve bu tam da muhalefet destekçisi güçlerin, Şii yayılmasının (Irak ve İran) stratejik derinliği olarak görülen Suriye rejimini tecrit etmek için istediği şeydir.”

 

Doküman daha önceki kısımlarda, hafif farklı bir bağlamda “destekçi güçler”i “Batı ülkeleri, Körfez devletleri ve Türkiye” olarak tanımlıyor. Belgenin Amerika Birleşik Devletleri'ni “destekçi güçler”in dışında tuttuğu yorumu yapılsa bile – gerçekten de, ülkenin istihbarat kuruluşu ABD hükümetine politikasının ne olduğunu neden söylesin ki? – yine de, Amerika Birleşik Devletleri'nin en azından 2012 gibi erken bir tarihten itibaren, yandaşı olan devletlerin bir “İslam devleti”nin kurulmasından yana olduğunu bildiğini ortaya çıkarıyor. Ve Amerika Birleşik Devletleri'nin performans gözetleme önerisinde bulunması için iki yıl geçecektir.

 

Daha geniş bir bağlamda, Amerika Birleşik Devletleri Suriye hükümetine karşı, Irak İslam Devleti'ni iki ülkenin geniş kısımlarını elinde tutan ve yıkan bir bölgesel güç haline getiren bir savaşa katıldı. Böyle bir sonuç öngörülebilirdi – ve gerçekten de ABD hükümeti tarafından öngörülmüştü.

 

Amerikalı politikacılar ve uzmanlar, IŞİD'in yükselişini eski Irak başbakanı Nuri el-Maliki'ye ve Esad'a — yahut Amerikan askerlerinin Irak'tan çıkmasına — bağlasa da, DIA raporu bize, IŞİD'in yükselişindeki temel olayın Suriye'deki isyanın yükselişi olduğunu hatırlatıyor. DIA raporunu analiz eden ilk gazeteci olan, Levant Report'tan Brad Hoff, bu raporun şunu gösterdiğini söylüyor. “Olgunlaşmamış haldeki İslam Devleti örgütü, ancak Suriye'deki isyanın yükselişiyle birlikte bir gerçeklik haline gelmiştir… Bunun ABD askerlerinin Irak'tan çıkmasının katalizör rolü oynamasıyla bir ilgisi yoktur.” 

 

Maliki, Suriye'deki savaşın Irak'ı içine çekebileceği ikazında bulundu, ancak Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri, isyanı desteklemeye devam etti. IŞİD'e yönelik görece hafif ve aralıklı Amerikan bombalamaları, pek çok Iraklıda var olan, Amerika Birleşik Devletleri'nin grubu yenilgiye uğratmak istemediği yönündeki inancı yalnızca yoğunlaştırdı.

 

Resmi anlatıya göre ABD, “ılımlı” isyancıları desteklemek yoluyla IŞİD'i Suriye'de zayıflatmaya çalıştı. (Başkan Obama devamlı olarak muhalefet gruplarını silahlandırmasına rağmen, devamlı olarak Suriye'deki muhalefet gruplarını silahlandırmamakla eleştirildi.)

 

ABD'nin kendi gücünü eğitme kararı, destekleyecek ılımlı grup bulamadığının kabulüydü. Eski ABD Büyükelçisi Robert Ford, “uzun süre boyunca başka tarafa baktık” sözleriyle bunu kabul etti, zira ABD destekli gruplar, El Kaide bağlantılı olan, Irak İslam Devleti'nin yan ürünü olan El Nusra Cephesi'ni destekledi. Pek çok “ılımlı” isyancı — “bütün bir CIA destekli isyancı birimleri” — El Nusra Cephesi'ne ve IŞİD'e katıldı. Bu yılın başlarında, ABD'nin desteklediği başlıca grup olan Hareket el-Hazm, El Nusra Cephesi'ni yenilgiye uğratamadı – bu yüzden de onlara katıldı.

 

2012 tarihli DIA belgesi, erken tarihlerden itibaren gericilerin muhalefete hakim olduğunu teyit ediyor, “Selefiler, Müslüman Kardeşler ve IEK, Suriye'deki isyanı yürüten başlıca güçlerdir” diyor. Ayrıca “IEK'nin başından beri Suriye muhalefetini desteklediğini” söylüyor.

 

DIA raporunun altını çizdiği şey, uzun süredir gizlenen hakikattir: Suriye'deki savaşın ilk aşamasından sonra, Suriye hükümetine karşı savaşı desteklemenin yolu IŞİD'e yardım etmekten geçiyordu.

 

Amerika'nın IŞİD'in yükselişindeki suç ortaklığı, pek de anormal olarak görülmemelidir. 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana muhtelif zamanlarda – ki bunların içinde en kötü şöhrete sahip olan, 70'lerde ve 80'lerde Afganistan'da yapılanlardır – Amerika Birleşik Devletleri, kendi yakın ve hakiki düşmanlarını zayıflatmak amacıyla cihadçıları (ve onların öncülerini) silahlandırmış, onlarla ittifak kurmuş, yahut onları güçlendirmiştir.

 

Ve bunun bir emsali için tarihe bakmaya gerek yok. Tam şu anda, Amerika Birleşik Devletleri, ilk kuruculardan oluşan bir güç inşa etmek için, Suriye'deki vekil güçlerini El Nusra Cephesi ile çalışmaya teşvik ediyor ve El Nusra Cephesi ile öteki gerici grupları da içeren bir muhalefet koalisyonunu silahlandırmak için Körfez ülkeleri ve Türkiye'nin yeni bir koordineli çabaya girişmesine yeşil ışık yakıyor.

 

Eğer Amerika Birleşik Devletleri gerçekten de IŞİD ve El Kaide'yi yenilgiye uğratmak isteseydi, onları güçlendirmeye son verirdi.

 

www.medyasafak.net

 

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg