slogan
     

Kimsesiz kurbanlar: Batı, 1990’dan bugüne en az 4 milyon Müslüman öldürdü

20 Haziran 2015 Cumartesi

Dahası eğer Afganistan’da yaşanan önlenebilir ölümleri de hesaba katacak olursak, bu sayıyı 6 ila 8 milyon civarına kadar yükseltebiliriz.

 

 

 

Nafeez Ahmed

 

 

Middle East Eye

 

 

Öncü bir araştırmanın verilerine göre ABD önderliğindeki “teröre karşı savaş” 2 milyon insan öldürdü, ve bu sadece Batı'nın Irak ve Afganistan'daki sorumluluğunun bir kısmı...

 

Geçen ay, Washington merkezli Sosyal Sorumluluk Sahibi Doktorlar (Physicians for Social Responsibility / PSR) örgütü çok ses getirecek bir çalışmanın sonuçlarını yayınladı. Sonuç bildirisine göre, 11 Eylül saldırılarıyla başlayan 10 yıllık “teröre karşı savaş” bilançosu 1.3 milyon ila 2 milyon arasında ölüm.

 

Nobel Barış Ödülü sahibi bu doktorlar organizasyonunun 97 sayfalık raporu, öncelikle ABD'nin terör-karşıtı müdahaleleri sonucunda Irak, Afganistan ve Pakistan'da yaşanan sivil ölümleri saymakla başlıyor işe.

 

Sosyal Sorumluluk Sahibi Doktorlar'ın raporu, aralarında California Üniversitesi San Francisco Tıp Merkezi Sağlık Çalışanları Sosyal Dayanışma ve Eğitim Başkanı Dr. Robert Gould, ve Simon Fraser Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Profesör Tim Takaro'nun da bulunduğu kamu sağlığı uzmanlarının önderliğinde ancak disiplinlerarası üyelerden de oluşan bir grup tarafından yazıldı.

 

Böylesi dünya çapında bir sağlık organizasyonunun ABD-İngiltere liderliğindeki “teröre karşı savaş”ın öldürdüğü insan sayısına dair bilimsel hesaplamalara girişmesi hasebiyle alanındaki ilk örnek olan bu çalışma, tüm bu yetkinliklerine rağmen İngilizce yayın yapan medya tarafından görmezden gelindi ve karartıldı.

 

 

Eksikleri görmek, boşlukları doldurmak

 

Birleşmiş Milletler Başkan Eski Yardımcısı Dr. Hans von Sponeck, raporu, “özellikle Irak, Afganistan ve Pakistan'da yaşanan sivil kayıplara dair taraflı, manipülasyona açık, hatta hileli hesaplamalarla, savaş kurbanlarının gerçek sayıları arasındaki makası daraltacak çok önemli bir katkı” diye tanımlıyor.

 

Rapor, önceki tarihlerde yapılan “teröre karşı savaş”ın neden olduğu ölüm hesaplamalarına eleştirel yaklaşıyor. Bilhassa, ana akım medya tarafından en güvenilir rakamları verdiği iddia edilip otorite olarak görülen Iraq Body Count'un (IBC) 110 bin ölüm tahminine sert eleştiriler getiriyor. IBC bu sayıya medyada yer alan sivil ölüm haberlerini derleyerek ulaşıyor, ancak Sosyal Sorumluluk Sahibi Doktorlar raporu, IBC'nin yönteminde bulunan ciddi eksiklikler ve metodolojik problemleri tanımlıyor.

 

Örneğin, savaşın başladığı günden bu yana Necef'te 40 bin ölünün toprağa verilmesine rağmen, IBC'nin kayıtlarına göre aynı dönem için Necef'te sadece 1354 ölüm yaşanmış. Sadece bu örnekte, Necef'teki gerçek ölüm sayısı ile IBC'nin Necef verilerinin arasındaki açığın ne kadar büyük olduğu görülebiliyor –bu örnek için 30 kattan fazla.

 

IBC datası böylesi açıklarla dolu. Bir başka örnekte, IBC kayıtlarına göre 2005'de sadece 3 hava saldırısı yaşanmışken, o dönemde yaşanan hava saldırısının 25'den 120'ye çıktığı biliniyor. Yine sayılar arasında 40 kat fark var.

 

Sorumluluk Sahibi Doktorlar'ın çalışmasına göre, 2006'ya kadar olan ölümleri 655 bin olarak (ve aynı sürecin devam ettiği farz edilirse bugüne kadar 1 milyonun üzerinde) tahmin eden Lancet çalışmasının verdiği sayılar, IBC'nın tahminlerinden çok daha yerinde. Hatta, rapor, Lancet çalışması hakkında epidemiyologlar arasında bir mutabakat olduğunu teyit ediyor.

 

Bazı yerinde eleştirilere rağmen, uygulanan istatistik metodu, uluslararası organizasyonlar ve hükümetlerin de çatışma bölgelerinde yaşanan ölümleri tespit etmek için kullandıkları dünya çapında kabul görmüş bir yöntem.

 

 

Politikleşmenin reddi

 

Raporda, ciddi kısıtlara sahip olan New England Journal of Medicine'da yayınlanmış bir makale gibi, ölüm sayısını düşük gösteren çalışmaların kurgularını ve yöntemlerini inceleniyor. Bu makalede, Bağdat, Enbar, ve Nineveh gibi yoğun çatışmaların olduğu bölgeler gözardı edilmiş ve bu bölgeler için hatalı IBC datası üzerinden aynı süreç devam ettiği farzedilerek tahmini sayılar kullanılmış. Yine data toplanması ve analizi sürecinde “politik-motivasyonlu limitlerin” varlığından söz ediliyor, örneğin Irak Sağlık Bakanı ile yapılan röportaja atıfla, “tamamen işgal gücüne bağımlı olan” ve ABD baskısı nedeniyle Iraklı ölülerin resmi rakamlarını yayınlamayı reddeden kurum yetkilisinin verdiği bilginin politik konumu nedeniyle kısıtlı olacağına dikkat çekiliyor.

 

Rapor, Michael Spaget, John Sloboda, ve diğerlerinin Lancet çalışmasının data toplama yönteminin hileli olduğu yönündeki iddialarının üzerinde özellikle duruyor ve bu iddiaların asılsız olduğu sonucuna erişiyor.

 

Rapor, sonuç metninde, bazı “yerinde eleştiriler olsa da, bunlar Lancet'in ulaştığı sonuçlarının tamamını şüpheli hale getirmeye yetecek eleştiriler değil. Bu sayıların hala elimizde bulunan en iyi tahmini temsil ettiklerini” de ekliyor. Lancet'in bulguları, PLOS Medicine tarafından yeni yapılmış ve savaşta 500 bin Iraklı'nın öldüğü sonucuna varan çalışma tarafından da destekleniyor. Sonuçta, Sorumluluk Sahibi Doktorlar 2003'den bugüne dek ölen Iraklı sayısının çok büyük ihtimalle 1 milyon civarında olduğu sonucunu çıkarıyorlar.

 

Bu sayıya, ABD önderliğindeki savaşın doğrudan ve dolaylı olarak neden olduğu Afganistan'da en az 220 bin ve Pakistan'da 80 bin ölümü de dahil ettiklerinde, muhafazakar bir yekun elde ediliyor: 1 milyon 300 bin. Gerçek sayı ise rahatlıkla “2 milyonun üstünde” olabilir.

 

Tüm bunlara rağmen Sorumluluk Sahibi Doktorlar'ın çalışmasının da elbette bazı kısıtları var. Öncelikle, 11 Eylül sonrasının “teröre karşı savaş”ı çok da yeni değil, bilakis Irak ve Afganistan'da daha önce şahit olunan müdahaleci politikanın genişletilmesinden ibaret.

 

İkinci olarak da, Afganistan datalarının felaket derecede kısıtlı olması sebebiyle, çalışmada kullanılan Afgan ölüm sayıları, büyük ihtimalle gerçekte olduğundan daha eksik.

 

 

Irak

 

Irak savaşı 2003'de değil, sonrasında Birleşmiş Milletler ambargosu ile devam eden 1991 Birinci Körfez Savaşı ile başladı.

 

ABD Nüfus İdaresi Bilimi araştırmacısı Beth Daponte tarafından yazılan başka bir Sorumluluk Sahibi Doktorlar raporunda, Birinci Körfez Savaşı'nın doğrudan ya da dolaylı çoğunluğu sivillerden oluşan 200 bin Iraklı'nın ölümüne neden olduğu sonucuna ulaşıyor. Bu arada kendisinin devlet için yazdığı rapor ise hasıraltı edildi.

 

ABD liderliğindeki güçlerin Irak'tan çekilmesinin ardından, Saddam Hüseyin'in kitle imha silahı yapmasını sağlayacak materyallere ulaşmasını engellemek bahanesiyle ABD ve İngiltere'nin dayattığı Birleşmiş Milletler ambargosu uygulamaya konularak, savaş iktisadi mecrada sürdürüldü. Günlük yaşamın idamesi için gerekli bulunan binlerce materyal bu mantıkla Irak'a yasak edildi.  

 

Üzerinde tartışma dahi olmayan Birleşmiş Milletler sayılarına göre, yarısı çocuklardan olmak üzere 1.7 milyon Iraklı sivil Batı'nın bu zalim ambargo rejimi altında yaşamını yitirdi.

 

Görünen o ki bu kitlesel ölümler bilinçli bir tercihin ürünü. BM ambargosu neticesinde yasaklanan materyaller arasında Irak'ın ulusal su arıtma sistemleri için gereken olmazsa olmaz kimyasal ve ekipmanlar da vardı. George Washington Üniversitesi İşletme Okulu'ndan Profesör Thomas Nagy, “Irak halkına karşı işlenen soykırımın ilk izdüşümleri” şeklinde tanımladığı gizli bir ABD Savunma Bakanlığı İstihbarat raporu keşfetti.

 

Minesota Üniversitesi'de yapılan Soykırım Çalışmaları Birliği'nde sunduğu makalesinde, Profesör Nagi, bu istihbarat raporunun on yılı aşkın bir süre boyunca “bütün bir ulusun su arıtma sisteminin işlemez hale getirilebilmesi için uygulanabilecek metotların detaylı bir tutanağını” ifşa ettiğini açıkladı. Ambargo rejimi, “salgın hastalıkların da dahil olduğu yaygın hastalıklar için ortam yaratmak,” yoluyla “hatırısayılır bir Iraklı nüfusunun tasfiyesini” gerçekleştirebilirdi.

 

Tüm bunlar, sadece Irak'ta, ABD önderliğindeki savaşın 1991'den 2003'e 1.9 milyon Iraklı'nın; 2003'den bugüne ise yaklaşık 1 milyon Iraklı'nın, yani toplamda neredeyse 3 milyon Iraklı'nın ölümüne neden olduğunu gösteriyor.

 

 

Afganistan

 

Afganistan'da da Sorumluluk Sahibi Doktorlar raporu tahminleri de oldukça muhafazakar sayılar üzerinden yapıldı. 2001'deki bombalama seferberliğinden 6 ay sonrasında, The Guardian'dan Jonathan Steele, 1300 ila 8000 Afganlı'nın doğrudan öldürüldüğünü, 50 bin kadarının ise savaşa bağlı önlenebilir dolaylı sonuçlar nedeniyle öldüğünü yazdı.  

 

2007'de yayınlanan Ölü Sayısı: 1950'den Bugüne Küresel Önlenebilir Ölümler (Body Count: Global Avoidable Mortality Since 1950) kitabında, Profesör Gideon Polya, The Guardian tarafından kullanılan metodu, BM Nüfus Departmanı'nın yıllık ölüm datalarına uygulayarak makul bir aşırı ölüm sayısını hesaplamaya çalıştı. Melbourne La Trobe Üniversitesi'nden emekli bir bio-kimyager olan Polya, 2001'den bu yana, 900 bini 5 yaşın altındaki bebeklerden olmak üzere toplam 3 milyon insanın, süregiden savaş ve işgale bağlı mahrumiyetler neticesinde öldüğü sonucuna ulaştı.

 

Her ne kadar Profesör Polya'nın bulguları akademik bir dergide yayınlanmamış olsa da, 2007'de yayınladığı Ölü Sayısı kitabı, California Devlet Üniversitesi Sosyoloji Profesörü Jacqueline Carrigan tarafından Routledge'ın bastığı Socialism and Democracy dergisinde yayınlanan inceleme yazısında, “küresel ölüm oranı üzerine zengin dataya sahip” bir çalışma olarak nitelendirildi.

 

Irak'ta olduğu gibi, Afganistan'da da Amerikan müdahalesi, 1992'den başlayarak Taliban'a yapılan örtülü askeri, finansal ve lojistik yardımlar yoluyla, 11 Eylül'den çok daha önce başlamıştı. Amerikan yardımı, Taliban'ın Afganistan topraklarının neredeyse yüzde 90'ını vahşice işgal etmesini tetikledi.

 

2001'de Ulusal Bilim Akademisi'nin Zorunlu Göç ve Ölüm raporunda, önde gelen epidemiyologlardan ve Relief International'ın başkanı Steven Hansch, Afganistan'da 1990'lardan bugüne uzanan savaşın dolaylı yollardan sebebiyet verdiği ölüm sayısını 200 bin ila 2 milyon arasında tahmin ediyor. Sovyetler Birliği'nin de elbette, sivil altyapıyı yok etmek yoluyla ölüme sebebiyet vermekten dolayı can sıkıcı bir sabıkası var.

 

Bu çalışmalar, hepsi beraber, 1990'lardan bugüne dek uzanan ABD müdahaleciliğinin neden olduğu dolaylı ya da doğrudan Afgan ölümlerinin sayısını 3 ile 5 milyona kadar yükseltiyorlar.

 

 

İnkar

 

Burada üzerinde durduğumuz sayılara göre, 1990'dan beri Batı müdahalesinin Irak ve Afganistan'da neden olduğu toplam ölüm –doğrudan öldürmeler ve savaşın neden olduğu mahrumiyet halleri nedeniyle ortaya çıkan ölümler- 4 milyon civarında olmalı (1991-2003 aralığında Irak'ta 2 milyon; ve “teröre karşı savaş” döneminden de 2 milyon), dahası eğer Afganistan'da yaşanan önlenebilir ölümleri de hesaba katacak olursak, bu sayıyı 6 ila 8 milyon civarına kadar yükseltebiliriz.

 

Bu sayılar daha da yüksek olabilirler, fakat gerçeğe de ulaşamıyoruz. ABD ve İngiliz orduları yürüttükleri askeri operasyonlar neticesinde yaşanan sivil kayıpların çetelesini tutmayı reddediyorlar –ölenler sadece alakasız bir rahatsızlık veriyorlar, o kadar.

 

Irak datalarının içler acısı hali, ve Afganistan'da neredeyse hiç data olmaması, ve Batı hükümetlerinin sivil ölümlere yönelik kayıtsızlıkları nedeniyle, hayatını kaybedenlerin gerçek sayısına ulaşmak, kelimenin tam anlamıyla, imkansız.

 

Muhtemel işbirliği imkanlarının bile yokluğunda, bahsi geçen sayılar, standart istatistik metotları kullanılarak elde eldilen makul tahminlerin neticesi, ve bu şartlarda elde edilmesi mümkün olabilecek en iyi kanıtlar. Kati detaylarla gerçeği vermediklerini farzetsek bile, yıkımın ne ölçüde büyük olduğunu gösteriyorlar.

 

Bu ölümlerin büyük bir kısmı, tirana ve terörizme karşı savaş bağlamında meşrulaştırıldı. Yine de, ana akım medyanın sessizliği sayesinde, uluslararası kamuoyunun çoğunluğunun, Irak ve Afganistan'da ABD ve İngiltere tarafından işlenmiş terörün gerçek büyüklüğü  hakkında hiç bir fikirleri yok.

 

 

 

Çev: Mehmet Ali Beygider

 

 

www.medyasafak.net

 

Öne Çıkan Haberler

ÖZEL: Hizbullah'ın Suriye ve Irak'ta şehit düşen 12 efs

hizbullah-dvd-12.1-fawzi-ayyoub.jpg

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg