slogan
     

ABD’nin Suriye’yi işgali: Dalıştan önce derin nefes

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Ancak bu “güvenli bölgeler”, tam da ABD’deki düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nün Suriye çatışmasının gidişatı boyunca farklı bahanelerle, kurulması için zemin yaratmaya çalıştığı şeydir: bu, önce NATO’nın 2011’deki Libya savaşını meşrulaştırmak için kullanılan tezgaha benzeyen, düzmece bir “insani” kaygıyla öngörülmüştü, şimdi de bahane olarak sözde “İslam Devleti” (IŞİD) kullanılıyor.

 

 

 

Tony Cartalucci

 

 

New Eastern Outlook

 

 

Foreign Policy dergisi kısa süre önce, aynı başlığı taşıyan bir makalede “Türkiye savaşa giriyor” iddiasında bulunduğu zaman, gerçekte kastettikleri şey ABD'nin savaşa giriyor olmasıydı. Zira makalelerinde betimledikleri uzun plan Türklerin hazırladığı bir plan değil, en azından 2012 gibi erken bir tarihteki politika metinlerinden beri var olan bir ABD planıdır.

 

Makalede şunlar ileri sürülüyor:

 

Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye, İslam Devleti'nin Türkiye sınırlarındaki bölgelerden çıkarılması konusunda aynı fikirde, ancak ABD'li yetkililer yalnızca “IŞİD'den arındırılmış bölge”den söz ederken Türk yetkililer, yer değiştirmiş Suriyelilerin hem rejimin, hem de cihadçıların saldırılarından sığınabileceği bir “fiili güvenli bölge” vizyonunu ortaya koyuyor.

 

Ancak bu “güvenli bölgeler”, tam da ABD'deki düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü'nün Suriye çatışmasının gidişatı boyunca farklı bahanelerle, kurulması için zemin yaratmaya çalıştığı şeydir: bu, önce NATO'nın 2011'deki Libya savaşını meşrulaştırmak için kullanılan tezgaha benzeyen, düzmece bir “insani” kaygıyla öngörülmüştü, şimdi de bahane olarak sözde “İslam Devleti” (IŞİD) kullanılıyor.

 

Brookings'in 2012 tarihli “Ortadoğu Notu #21: “Rejim değişikliği için seçeneklerin değerlendirilmesi” başlıklı metni şunları ortaya koyuyordu:

 

Bir alternatif, Annan'ın liderliğinde yapıldığı gibi önce, şiddetin nasıl durdurulacağına ve insani erişimin nasıl sağlanacağına odaklanacak diplomatik çabalardır. Bu, sınırlı askeri güçle desteklenecek güvenli bölgelerin ve insani koridorların oluşumuna yol açabilir. Bu ise elbette, ABD'nin Suriye'deki amaçlarının gerisine düşecektir ve Esad'ın iktidarda kalmasıyla sonuçlanabilir. Ancak bu başlangıç noktasından hareket edildiğinde, uygun bir uluslararası yetkiye sahip geniş bir koalisyonun bu çabalara daha fazla zorlayıcı eylemler eklemesi mümkün olabilir.”

 

Açıktır ki, Batı müdahalesinin gerekçesi siyasi rüzgarlarla devamı olarak değişse de, bunun altında yatan Suriye'yi bölme, yıkma, kademeli olarak istila ve işgal etme ve en sonunda ele geçirme planı bakidir.

 

Gerçekte, en yeni bahane olan IŞİD, ABD'nin, Suudilerin, İsrail'in, Ürdün'ün ve Türkiye'nin desteğiyle yaratılmış ve bugüne kadar varlığı bu destekle sürdürülmüştür. IŞİD kendi başına Suriye ve Irak içine silah, para ve savaşçı sokma becerisinden yoksundur ve kabul edildiği üzere bunların üçünün de büyük çoğunluğunu dışarıdan temin etmektedir. Yalnızca Türkiye'de her gün, Suriye ve Irak'taki IŞİD bölgelerine yönelmiş yüzlerce kamyon Türk sınır noktalarından geçiyor. Bu besleme konvoyları o kadar gözle görülür halde ki, Deutsche Welle'nin kamera ekibi bir gün boyunca onları görüntüye çekti ve kuzey Suriye sınırı üzerinde devlet destekli terörizmi besleyen günlük akışı anlatan yerel sakinlerle röportajlar yaptı.

 

Benzer şekilde İsrail'de yayınlanan Haaretz gazetesinde yer alan haberler, uzun süredir ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yabancı terör örgütleri listesinde yer alan ve geçmişte IŞİD'le açıkça işbirliği yapmış olan, El Kaide'ye bağlı El Nusra Cephesi'ne İsrail ordusu tarafından yardım sağlandığını kabul etti.  “İsrail Suriye'deki Nusra Cephesi üyelerini tedavi etmeye son verdi” başlıklı yazı, şunları kabul ediyordu:

 

Üst düzey bir İsrail Ordusu yetkilisi Pazartesi günü, İsrail'in Suriye'de süregiden iç savaşta yaralanan aşırıcı bir isyancı grubun üyelerini tedavi etmeyi durdurduğunu açıkladı. El Kaide'yle bağlantılı Nusra Cephesi'yle ilgili politika değişikliği kararı, yaklaşık altı hafta önce alındı.

 

Yetkiliye göre çok sayıda yaralı Nusra Cephesi savaşçısı İsrail'de tedavi görmüştü.

 

İsrail'deki Dürzi topluluğundan gelen artan şikayetlerin yol açtığı bu açıklama İsrail'in, tıpkı Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin yaptığı gibi El Kaide üyesi teröristlere – Batı'nın ve müttefiklerinin, Suriye çatışmasını daha da tırmandırmak için bahane olarak kullanmaya çalıştığı teröristlerin bizzat kendisine – maddi destek sağladığını kanıtlıyor.

 

 

Eğer Türkiye IŞİD'i durdurmayı gerçekten isteseydi… 

 

Eğer Türkiye IŞİD tehdidine son verme konusunda ciddi olsaydı, ilk yapacakları iş bu gruptan teröristlerin kendi topraklarında barınmasına son vermek olurdu. Yeni savaşçıların Suriye'ye geçip IŞİD saflarına katılmasını engellemek için daha katı önlemler hayata geçirilir, NATO üyesi Türkiye topraklarından Suriye ve Irak'taki IŞİD bölgelerine giden sonu gelmez besleme akışları derhal yasaklanırdı.

 

Türkiye'nin, dünya çapından IŞİD'e katılmak üzere gelen bütün savaşçılar için – gerek ABD ve Türkiye'ni Çin'den taşıdığı Uygur teröristleri için, gerekse de Batılı istihbarat servisleri tarafından Kuzey Amerika ve Avrupa çapında istihdam edilip Türkiye'ye gönderilen ve daha sonra da sansasyonel terörist saldırılar gerçekleştiren avanaklar için –.gerçek bir ara liman olduğu farkedilebilir. Nitekim Fransa'da gerçekleşen Charlie Hebdo saldırısının zanlılarından birinin, yeniden Suriye'deki IŞİD savaşçılarına katılmak üzere kaçmaya çalıştığı yer Türkiye olmuştu.

 

Yıllardır bu seçenekler açıkça masadaydı ve herhangi bir noktada Türkiye bunları uygulamaya geçirebilirdi. Fakat bunu yapmadı. Çünkü Suriye'ye askeri olarak müdahale etme yönündeki son girişimin hedefi IŞİD'i ortadan kaldırmak değil, ABD'deki politika yapıcıların 2012'de betimlediği haliyle, Suriye hükümetinin devrilmesini sağlayacak “güvenli bölgeler” oluşturmaktır.

 

Türkiye'nin “IŞİD'i durdurmak” gibi bir niyeti yok. Türkiye'nin yaklaşan askeri operasyonda desteklemesi gereken “ılımlı” savaşçılar diye bir şey yok. Bu operasyon Suriye topraklarında fiili bir işgal meydana getirecek ve hem Suriye halkının hem de Suriye Arap Ordusu'nun azmini bir kez daha sarsma yönünde umutsuz bir çaba içinde, cepheyi Şam'a daha fazla yakınlaştıracaktır. Aynı zamanda Suriye'nin, şu ana kadar Şam'ın yanında durmuş müttefiklerinin de azmini sarsmaya çalışacaktır. NATO, gerçekte IŞİD'e başka türlü izah edilemeyecek olan savaşma kapasitesini inşa etmek üzere daha fazla hava koruması sağlanacakken “IŞİD'le savaşma” bahanesiyle Suriye topraklarında fiili bir işgal meydana getirme tehdidi yoluyla, Suriye'nin müttefiklerini operasyon tamamlandıktan sonra geriye kalanları kurtarmak üzere tavizler vermeye zorlamayı umuyor.

 

ABD ve Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki işgal planı, 2011'de Libya'nın düşmesinin ardından Suriye hükümetini de hızlı bir başarıyla devirmek üzere hazırlanmış, ancak hayal kırıklığına uğramış ve sürümcemede kalmış bir komplodan doğmuş olan bir güç adımıdır. Suriye'nin müttefiklerinin iyi hesaplanmış bir güç adımı, bunu dengeleyecektir.

 

 

www.medyasafak.net

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg