slogan
     

Suud hanedanının maytapları

18 Ocak 2016 Pazartesi

Zaten yüksek gelir eşitsizliklerinin kuşatması altında olan Suudi Arabistan, ülkenin yoksulluk seviyesinin yükselmeye devam etmesi, yönetici aileyi ve onun 2 bin zengin prensini 20 milyon yoksul sakinle karşı karşıya getitmesi ile birlikte, önümüzdeki yıllarda büyük bir değişimin kavşağına gelebilir.

 

 

 

Selman Rafi Şeyh

 

 

New Eastern Outlook

 

 

Suudi Arabistan'daki son idamlar ve bunların kamuoyuna duyurulma biçimi ile, İran'la diplomatik gerilim üzerinden sunulması, gerçekte, Suud Hanedanı'nın kamuoyunun dikkatini Ortadoğu'daki ve ötesindeki terörist örgütleri finanse etmek biçimiyle kendi servetini tüketmesinden nasıl uzaklaştırdığının apaçık bir yansımasıdır. İdamların amacı yalnızca kısa süre içinde yurtiçi petrol fiyatlarındaki olağanüstü yükselişin vurduğu kitleler arasında korku salmak değil, aynı zamanda Suudi Hanedanı'nın diktatörlük politikalarına, ekonomideki durgunluğa ve manasız ve gerici dış politikasına karşı her türlü potansiyel halk ayaklanması girişimini engellemektir. Bu yüzden bu idamların yalnızca Suud Hanedanı'nın bütün cephelerdeki – siyasi, ekonomik ve stratejik – çoklu başarısızlıklarını gizlemek için kullandığı bir örtüden ibaret olduğunu ileri sürmek abartı olmayacaktır.

 

Suudi Arabistan ne Suriye'de Esad'ı devirebildi, ne de ABD-İran nükleer anlaşmasını engelleyebildi. Yemen de giderek, Suudi liderliğindeki ‘Arap koalisyonu' için bir ölüm çölüne dönüşüyor. Bu yüzden genel bir ayaklanmayı engellemek için sert güç gösterisine ihtiyaç duyuldu. Burada Suudi Arabistan'da ‘iç savaş' olasılığının büyüdüğünü iddia etmiyoruz. Ancak Suud Hanedanı'nın davranış ve tepki gösterme biçimlerinin, yalnızca sert bir şekilde şiddet uygulamak yoluyla varlığını sürdürmeyi umabilecek diktatörlük yönetimlerinin tipik davranış biçimlerine denk düştüğü inkar edilemez.  

 

Bu bağlamda, bu idamların arkasında olan ve yukarıda sözü edilen gerçek niyeti anlamak o kadar da zor değildir. Örneğin şunu düşünelim: 2 Ocak günü kafası uçurulan insanların çoğu neredeyse on yıldır Suudi hapishanelerindeydi. O halde şu soru gündeme geliyor: Neden Suudi Arabistan'ın bu cinayetleri bu özel zaman kesitinde gerçekleştirmesi önemliydi? Suudi monarşisinin karşı karşıya olduğu iç tehditlerin tam olarak ne büyüklükte olduğunu belirlemek hayli zordur, ancak kaygılarının geniş bağlamı açıktır: Suud Hanedanı kendisini tecrit olmuş, görünüşte de olsa kadim müttefiki ABD tarafından belirgin bir şekilde kenara itilmiş halde bulmakta, Çin'le karşı karşıya gelmektedir ve Rusya'nın bölgedeki askeri varlığının kaydadeğer düzeyde baskısı altındadır. Suriye'deki Suudi destekli vekil gruplar Rus saldırısı altında eziliyor gibi görünmektedir ve Suudilerin İran destekli Husi isyancılarına karşı Yemen'e düzenlediği müdahale, kendisi için aşırı derecede kötü gitmiştir. Buna ilave olarak Sünni müttefiki Türkiye, potansiyel bir iç savaş ihtimaliyle karşı karşıyadır.

 

Bu açılardan Suudilerin gerçekleştirdiği idamlar, olayların – halihazırda büyük ölçüde Suudilerin kontrolünden çıkmış olan olayların – gidişatı üzerinde herhangi bir anlamlı etki bırakmayacak olan maytaplardan ibarettir. Bu ‘çaresizliğin' yanına eklenen bir şey de, Krallığın petrol gelirlerinde yaşanan ve onu yurtiçi petrol fiyatlarını arttırmaya zorlayan düşüştür. Böyle bir karar ise yalnızca, Suudi Arabistan'daki zenginler ve yoksullar arasındaki uçurumu genişletecektir. Zaten yüksek gelir eşitsizliklerinin kuşatması altında olan Suudi Arabistan, ülkenin yoksulluk seviyesinin yükselmeye devam etmesi, yönetici aileyi ve onun 2 bin zengin prensini 20 milyon yoksul sakinle karşı karşıya getitmesi ile birlikte, önümüzdeki yıllarda büyük bir değişimin kavşağına gelebilir.

 

Suud Hanedanı'nın, tebaasının büyük çoğunluğunun sadakatini satın almak için büyük ölçüde sübvansiyonlara bel bağladığı sır değildir. Bu açıdan, sübvansiyonlar için gerekli miktar bakımından harcama gücünün azalması, yönetimin karşısındaki en büyük iç tehdit haline geliyor. Geçen hafta Suud Hanedanı, su, elektrik ve benzin sübvansiyonlarını kesmek zorunda kaldı. İdamların zamanlaması, basit bir tesadüften çok daha fazlası olabilir: kraliyet ailesinin halk desteği satın alma kapasitesi erozyona uğramaktadır, zira 700 milyar dolarlık dış ticaret rezervleri önümüzdeki beş yıl içinde tükenme yolundadır ve bölgesel güvenlik politikası ile dış ekonomik ilşkileri, bir kart yığını gibi dağılmaktadır.

 

Bu, Suudi Arabistan'ın petrol pazarının ekseninden sapmasında açıkça görülmektedir. Örneğin mevcut veriler, Çin'in Suudi Arabistan'dan yaptığı petrol ithalatını kaydadeğer düzeyde azalttığını gösteriyor. Şimdi bilakis, Çin'e petrol satan en büyük ihracatçı konumunda olan ülke Rusya. Çin'in Rusya'ya olan meyli saf ekonomik düşüncelerden kaynaklı olmayıp Çin'in stratejisinin bir parçası olsa da, Çin'in kararının kısmen, Suudi Arabistan'ın Çin'deki aşırıcı hareketleri finanse etmesinden kaynaklı olduğu da bir gerçektir. Çinli bir yetkiliye göre, Çin'in Ortadoğu'daki en büyük kaygısı petrol değil, “Doğu Türkistan Bağımsızlık Hareketi”nin çok sayıda büyük çaplı terör saldırısı gerçekleştirdiği Batı Çin'de Vahhabi medreseleri finanse etmeye devam eden Suud Hanedanı'dır.

 

Suud Hanedanı'nın petrol ihracatı pazarında sorunlarla karşı karşıya olduğu kesin olduğu gibi, yurtiçi petrol üretimi de yakın tehlikelerle karşı karşıyadır. Ve işte Şii topluluğunun bir dizi üyesinin idam edilmesinin anlam kazanmaya başladığı nokta burasıdır. Suudi Arabistan'ın en zengin petrol rezervleri olan doğu vilayetlerinin Şii ağırlıklı olduğu sır değildir. Suudi Arabistan'ın İran'la olan ve açık mezhepsel ve ideolojik temelleri olan kavgası düşünüldüğünde ve Suudi Arabistan'ın Yemen'de, yine Şii olan Husilere karşı yürüttüğü savaş düşünüldüğünde, Suudi Arabistan'da genel bir Şii ayaklanması gayet muhtemeldir. Suudi Arabistan'ın doğusunda böyle bir senaryonun gerçekleşmesi halinde, bunun en büyük ve en hayati sonucu petrol üretiminde düşüş olacaktır: bu, Suudi Arabistan'ın mevcut koşullar altında pek de göze alamayacağı bir senaryodur. Üretimini ve hem iç hem de dış pazarlara yaptığı petrol arzını azaltması halinde gelirleri daha da düşecek, bu ise onu sübvansiyonlarda daha da büyük kesinti yapmak zorunda bırakacaktır. Tüm bunlar, yalnızca toplumun Şii kesitinden değil, aynı zamanda da Suud Hanedanı'nın dini ve siyasi ideolojisini desteklemeyen bazı Sünni kesimlerden de daha fazla iç muhalefetin gelmesi korkusunu yaratmaktadır.

 

Suudi Arabistan içindeki Sünni muhalefetin kapsamı, 2 Ocak günü idam edilen 47 kişi arasında El Kaide'nin Suudi Arabistan'daki bir numaralı ismi olan ve 2004'ten beri hapiste tutulan Faris el-Zehrani'nin de bulunmasından hareketle ölçülebilir. O tarihte hükümet tarafından “fitnenin başlarından biri, tekfirci bir vaiz” olarak tanımlanan Zehrani, Al-i Suud'un İslam'ı terk ettiği ve Müslümanların vazifesinin onları ve müttefiklerini öldürmek olduğu şeklindeki cihadçı görüşün şekillenmesine yardımcı olmuştu.

 

Suud Hanedanı, kendisini bu Sünni muhalefetinden korumak için din adamları yapısını kullandı – bunlar, yönetim için bir güç kaynağı olup, bu insanların (Sünni muhalefetin) akıl dışı bir şekilde öteki Müslümanları aforoz eden, “meşru yöneticiye” itaatsizlik eden ve kutsal topraklarda fitne ve kargaşa eken aşırıcılar olduğu şeklindeki resmi görüşü yaymada hayli başarılı olmuşlardır. Bu bağlamda Zehrani'nin idam edilmesi, Suud Hanedanı'nın onlardan gelen iç tehdide karşı bir tepkisidir.  

 

Ancak canalıcı soru şudur: Suud Hanedanı bu tür idamlar yoluyla olayların gidişatını değiştirebilir mi? Bu idamların, yaptırımların kalkmasıyla uluslararası piyasaya petrol arzına hazırlanan İran'ı öfkelendirdiği kesinse de, idamlar Ortadoğu'daki savaşların büyük hikayesinde küçük maytaplar olmaktan öteye geçmeyecektir. Rusların Suriye'de ortaya çıkmasından bu yana, Suudi Arabistan'ın rolü marjinal hale gelmiş, ABD'nin rolü ise birkaç kat büyümüştür. Suud Hanedanı, bu idamlarla İran'ı kışkırtmak ve ülke içindeki Sünni muhalefeti de körüklemek yoluyla yalnızca, bölgesel jeopolitik oyunlarda etki sahibi olmaya çabalıyor. Ancak bu türden sert önlemlere başvurarak yarattığı şey yalnızca, hem ülke içinde hem de uluslararası düzeyde kendisi için yeni sorunlar oluyor.

 

www.medyasafak.net


 

 

Öne Çıkan Haberler

ÖZEL: Hizbullah'ın Suriye ve Irak'ta şehit düşen 12 efs

hizbullah-dvd-12.1-fawzi-ayyoub.jpg

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg