slogan
  • Ana Sayfa »
  • ANALİZ »
  • Independent / P. Cockburn: ABD’nin müttefikleri IŞİD’i finanse ediyor ve H. Clinton bunu hep biliyordu
     

Independent / P. Cockburn: ABD’nin müttefikleri IŞİD’i finanse ediyor ve H. Clinton bunu hep biliyordu

28 Ekim 2016 Cuma

ABD Dışişleri Bakanlığı bilgi notunda şunlar söyleniyor: “IŞİD’e ve bölgedeki diğer radikal gruplara yasadışı mali ve lojistik destek sağlayan Katar ve Suudi Arabistan hükümetlerine basınç uygulamak için diplomatik ve daha geleneksel istihbarat varlıklarını kullanmamız gerekiyor.”

 

ABD'nin müttefikleri IŞİD'i finanse ediyor – ve Hillary Clinton bunu her zaman biliyordu

 

 

Patrick Cockburn

 

 

Independent

 

 

Suudi Arabistan ve Katar'ı sevindirecek şekilde, Donald Trump'ın cinsel soytarılıklarına duyulan öfke, Hillary Clinton'a giden ve ondan gelen son sızdırılmış e-postalar yığınına çok fazla ilgi gösterilmesini engelliyor. Bu e-postalar içinde en ilgi çekici olan, 17 Ağustos 2014 tarihli bir ABD Dışişleri Bakanlığı bilgi notu gibi görünen, ABD'nin o tarihte Kuzey Irak ve Doğu Suriye çapında yayılan IŞİD güçlerinin hızlı ilerlemesine vereceği uygun yanıtın ne olacağı hakkındaki metin.

 

O dönemde ABD hükümeti, Suudi Arabistan'ın ve Sünni müttefiklerinin IŞİD ve El Kaide tipi hareketleri desteklediğini kabul etmiyordu. Ancak “Batı istihbaratına, ABD istihbaratına ve bölgedeki kaynaklara” dayandığını söyleyen sızdırılan bilgi notunda, notun yazıldığı tarihte Ezidi köylüleri doğrayan ve esir aldığı Irak ve Suriye askerlerini katleden IŞİD'i kimin desteklediği konusunda herhangi bir kafa karışıklığı yok.

 

Bilgi notunda şunlar söyleniyor: “IŞİD'e ve bölgedeki diğer radikal gruplara yasadışı mali ve lojistik destek sağlayan Katar ve Suudi Arabistan hükümetlerine basınç uygulamak için diplomatik ve daha geleneksel istihbarat varlıklarını kullanmamız gerekiyor.” Bu elbette ABD hükümetinin üst kademeleri arasından normal karşılanmıştı, ancak Suudi Arabistan'la, Körfez monarşileriyle, Türkiye ve Pakistan'la ters düşmenin ABD'nin Ortadoğu ve Güney Asya'daki gücünü ölümcül bir şekilde zayıflatacağı savunulduğu için hiçbir zaman açıkça kabul görmedi.

 

ABD, 11 Eylül sonrasında olağanüstü derecede uzun bir dönem boyunca bu geleneksel Sünni müttefiklerle karşı karşıya gelmeyi reddetti ve bu şekilde “Terörizmle Savaş”ın belirgin bir şekilde başarısız olmasığını sağladı; 15 yıl sonra farklı kisvelere bürünmüş olan El Kaide, geçmişte olduğundan daha güçlü, zira kendileri olmadan hayatta kalamayacağı örtülü devlet sponsorları ona serbest geçiş hakkı tanıdı.

 

Dışişleri Bakanı olarak Hillary Clinton ve genel olarak ABD'nin dış politika yapısı, olanları bilmiyormuş gibi görünmüyor. WikiLeaks'in daha önce yayınladığı, Aralık 2009'da onun adına gönderilen bir Dışişleri Bakanlığı yazışması,  “Suudi Arabistan, El-Kaide, Taliban ve LeT [Pakistan Leşker-i-Taiba'sı] için kritik bir finansal destek üssü olarak kalmaya devam ediyor” diyor. Fakat Suudilerin bu hareketlerle olan suç ortaklığı hiçbir zaman ABD'de merkezi bir siyasi mesele haline gelmedi. Neden?

 

Bunun sebebi, ABD'nin geleneksel Sünni müttefikleriyle ilişkiyi kesmenin kendi çıkarına olmadığını düşünmesi ve bunun olmaması için büyük miktarda kaynak harcaması. Bu doğrultuda, Suudi pozisyonlarına açık veya örtülü destek vermek isteyen uyumlu gazetecileri, akademisyenleri ve politikacıları kendi taraflarına geçirdiler.

 

Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı'ndaki üst düzey yetkililerin gerçek görüşleri yalnızca dönemsel olarak görülebilir haldeydi ve dürüstlükleri haber olduğu zaman bile söyledikleri şeyler hızla unutuldu. Örneğin bu yılın başlarında Jeffrey Goldberg The Atlantic'te Barack Obama'yla yapılan çok sayıda görüşme temelinde bir makale yayınladı. Bu görüşmelerde Obama “Amerika'nın Sünni Arap müttefiklerinin Amerikan karşıtı terörizmin körüklenmesinde oynadığı rolü, çoğu kez sertlikle olacak şekilde sorguladı. Dış politika ortodoksluğunun kendisini Suudi Arabistan'a müttefik muamelesi yapmaya zorlamasına açıkça öfke duyuyordu.”

 

Washington'daki bu dış politika ortodoksluğunun nasıl üretildiği ve etkisinin nasıl da kolaylıkla savuşturulabileceği hakkındaki Beyaz Saray kinikliğini hatırlatmakta fayda var. Goldberg şunları yazmıştı: “Beyaz Saray içinde yaygın bir şekilde taşınan bir his, Washington'daki dış politika alanındaki en önde gelen düşünce kuruluşlarının çoğunun Arap ve İsrail yanlısı finansörlerinin buyruklarını yerine getirdiği şeklinde. Bir yönetim yetkilisinin, bu türden pek çok düşünce kuruluşuna ev sahipliği yapan Massachusetts Avenue'den ‘Arap işgali altındaki bölge' diye bahsettiğini duydum.”  

 

Buna rağmen, IŞİD, Suriye, Irak, Suudi Arabistan ve Körfez hakkında çalışan bu düşünce kuruluşlarından olup televizyon ve gazete röportajlarında kendini akademik uzman ilan eden kişiler, partizan sempatilerini ya bilerek görmezden geliyor ya da memnuniyetle önemsizleştiriyor. 

 

Hillary Clinton'un Ağustos 2014 tarihli e-postası, Suudi Arabistan ve Katar'ın IŞİD'i finanse etmesini bilinen bir şey olarak kabul ediyor – ancak bu, o günün gazetecileri veya akademik çevreleri arasında yaygın kanaat değildi.  Bilakis, yeni ilan edilmiş hilafetin petrol satışı, vergiler ve antik eserler sayesinde kendi kendini ayakta tuttuğu yönünde çokça iddia vardı; bunu da IŞİD'in Suudi Arabistan ve Körfez'den para gelmesine ihtiyaç duymadığı iddiası izliyordu. Aynı argüman, herhangi bir petrol sahasının denetimini elinde tutmayan Nusra Cephesi'nin finansmanını izah etmek için kullanılamazdı, ancak IŞİD örneğinde bile kendi kendine yeterlilik inancı her zaman zayıftı.

 

Iraklı ve Kürt liderler bunun bir kelimesine bile inanmadıklarını söyleyip özel görüşmelerde, IŞİD'in kendisine ödeme yapılmaması halinde topraklarında şiddet uygulama tehdidinde bulunmak yoluyla Körfez ülkelerine şantaj yaptığını iddia etti. Iraklı ve Kürt yetkililer hiçbir zaman buna dair kanıt sunmadı, ancak IŞİD liderleri gibi sert ve acımasız adamların yönettikleri geniş ama yoksul bölgelerdeki kamyon trafiğini ve dükkanları vergilendirmekle yetinmesi ve Körfez'in petrol üreticilerindeki, muazzam derecede zengin özel ve devlet düzeyindeki bağışçılardan  çok daha büyük meblağlar edinmemesi muhtemel görünmüyordu.  

 

En son sızdırılan e-postadan hareketle, Dışişleri Bakanlığı ve ABD istihbaratının Suudi Arabistan ve Katar'ın IŞİD'i finanse ettiğinden hiçbir şüphesinin olmadığının açık olduğu görülebilir. Ancak Obama yönetiminin Suudi Arabistan ve Körfez devletleri hakkında bildikleri ile kamuoyu karşısında söyledikleri arasında her zaman tuhaf bir süreksizlik oldu. Hakikat ara ara, Başkan Yardımcısı Joe Biden'ın Ekim 2014'te Harvard'da öğrencilere Suudi Arabistan, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri için “Onlar Esad'ı devirmeye ve temelde vekaleten bir Sünni-Şii savaşı yürütmeye son derece kararlıydılar. Peki ne yaptılar? Esad'a karşı savaşacak herkese milyonlarca dolar para ve binlerce ton silah akıttılar. Fakat bu destekleri alanlar El Nusra, El Kaide ve dünyanın başka kısımlarından gelen aşırıcı cihadçu unsurlar oldu” demesinde olduğu gibi ortalığa saçılacaktı. Biden, aynı anda hem IŞİD'e hem de Esad'a karşı savaşabilecek Suriyeli “ılımlıların” olduğu fikrini de küçümsüyordu.  

 

Hillary Clinton, Dışişleri Bakanı olduğu yıllarda ABD dış politikasının elde ettiği başarısızlıklar nedeniyle çokça eleştiriye maruz kalıyor olmalıdır. Ancak  Trump'ın demagojileri o denli ham ki, hiçbir zaman buna yanıt vermek zorunda kalmadı. Cumhuriyetçilerin tepkileri, onun sorumlu olmadığı meselelerle  – 2012'de Bingazi'de ABD büyükelçisinin ölümü ve ABD'nin 2011'de Irak'tan nihai olarak asker çekmesi – odaklandı.

 

Hillary Clinton'un başkan olması, Suudi Arabistan'la daha yakın dostluk anlamına gelebilir, fakat Suud rejimine yönelik Amerikan tutumları, yakın zamanda Kongre'nin 11 Eylül kurbanlarının Suudi hükümetine dava açmasına izin veren bir yasa tasarısı hakkındaki başkanlık vetosunu büyük çoğunlukla ters çevirmesinde görüldüğü gibi, ekşiyor.  

 

Suudi Arabistan'ı ve Sünni müttefiklerini zayıflatan bir gelişme daha var. Sızdırılan bilgi notu, Suudi Arabistan ve Katar'ın “Sünni dünyasına hakim olma” yönündeki rakip hırslarından bahsediyor. Ancak iki büyük Sünni şehir olan Halep ve Musul'un saldırı altında olması ve muhtemelen düşecek olmasıyla bu, iyi şekilde sonuçlanmadı. Suudi Arabistan, Katar, Türkiye ve ötekiler ne yaptıklarını düşünürse düşünsün bu olmadı ve Suriye ve Irak'ın Sünnileri ağır bir bedel ödüyor. Sünni devletlerin yeni ABD yönetimiyle gelecekteki ilişkilerini şekillendirecek olan bu başarısızlıktır.

 

 

Çev: Selim Sezer

 

www.medyasafak.net 

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg