slogan
  • Ana Sayfa »
  • ANALİZ »
  • Suriye’de varolmayan devrimci karmaşa: ABD-NATO, El Kaide isyanını Mart 2011’de başlamasından beri destekledi (1)
     

Suriye’de varolmayan devrimci karmaşa: ABD-NATO, El Kaide isyanını Mart 2011’de başlamasından beri destekledi (1)

1 Kasım 2016 Salı

Fakat 17 Mart’ta, Deraa’da şiddet yanlısı bir ayaklanma başladı. Bunun kıvılcımını kimin veya neyin çaktığına dair çelişen anlatılar var. Time, “Deraa’daki isyanı bir duvara rejim karşıtı yazılamalar yapan bir avuç gencin gözaltına alması kışkırttı” diye yazdı. Independent’tan Robert Fisk, biraz farklı bir versiyon sundu...

 

 

 

Stephen Gowans

 

 

Global Research

 

 

 

Göründüğü kadarıyla ABD Solu'nun hâlâ, Washington'un neo-liberalleri devirmeye çalışmadığını anlaması gerekiyor. Eğer Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad – Counterpunch'tan Eric Draitser'ın inanıyor göründüğü gibi – Washington Konsensüsü'nün hayranı olsaydı, Amerika Birleşik Devletleri hükümeti 2003 yılından beri Esad'ın çekilmesi çağrısı yapıyor olmazdı. Onun hükümetine karşı yürütülen Selefi gerilla savaşına nezaret ediyor da olmazdı; onu koruyor olurdu.

 

Bazı çevrelerde, Eric Draitser'ın yakın zamanlarda yayınlanan bir Counterpunch makalesinde söylediği gibi, Suriye'deki ayaklanmanın “Suriye hükümetinin neo-liberal politikalarına ve gaddarlığına yanıt olarak başladığı” ve “Suriye'deki isyancı tarafın devrimci içeriğinin Suudiler ve Katarlıların finanse ettiği cihadçılar topluluğu tarafından bir kenara itildiği” şeklinde bir anlatı dillendiriliyor. Bu teori, anlatacağım üzere, kanıtlara değil, iddia niteliğinde argümanlara dayanıyor.

 

Mart 2011 ortalarında Deraa'da gerçekleşen ve genel olarak ayaklanmanın başlangıcı olarak kabul edilen gösterilerin patlak vermesinin hemen öncesindeki ve sonrasındaki haberlerin gözden geçirilmesi, Suriye'nin anti-neo-liberal veya herhangi bir başka türden devrimci altüst oluşun pençesinde olduğuna dair hiçbir gösterge sunmuyor. Bilakis, o dönemde Time dergisi ve New York Times gazetesini temsil eden muhabirler hükümetin geniş bir desteğe sahip olduğunu, eleştirenlerin de Esad'ın popüler olduğunu teslim ettiğini söylüyor, Suriyelilerin de  protestolara sınırlı bir ilgi gösterdiği aktarılıyordu. Muhabirler aynı zamanda ayaklanmayı, büyük ölçüde Selefi bir gündemin yön gösterdiği ve şiddet yanlısı bir karakter sergileyen, binlerin ya da on binlerin değil yüzlerce kişinin katıldığı bir dizi başkaldırı olarak tanımlıyordu.

 

Time dergisi, daha ileride isyanda öncü rol oynayan iki cihadçı grup olan Nusra Cephesi ve Ahrarüşşam'ın gösterilerin arefesinde halihazırda faal olduğunu, diğer yandan yalnızca üç ay önce Müslüman Kardeşler liderlerinin “Suriye'de sivil bir isyan yönündeki umutlarını” dillendirdiğini aktardı. On yıllar önce Suriye'de yönetimdeki Baas Partisi'e karşı bir kan davası ilan etmiş olan ve partinin sekülarizmine şiddet yoluyla itiraz eden Müslüman Kardeşler, 1960'lardan beri seküler Arap milliyetçilerine karşı bir ölüm-kalım kavgasına tutumuş ve 1940'ların sonlarından başlayarak Baas taraftarlarıyla sokak savaşlarına girişmişti (Bu tür kavgalardan birinde, şimdiki devlet başkanının babası olan ve 1970-2000 yılları arasında kendisi başkanlık yapmış olan Hafız Esad, Müslüman Kardeşler üyesi bir hasmı tarafından bıçaklanmıştı). İhvan liderleri 2007 yılından başlayarak ABD Dışişleri Bakanlığı ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'yle sık sık görüşmeye başladı. Görüştükleri bir diğer kurum olan, ABD hükümetinin finanse ettiği Ortadoğu Ortaklık İnisiyatifi ise – geçmişte CIA'in örtülü olarak yerine getirdiği bir rolü üstlenerek – deniz aşırı ülkelerde rejim yıkmayı hedefleyen örgütleri açıkça finanse etme rolünü yerine getirmekteydi.

 

Washington 1950'lerin ortaları gibi erken bir dönemde Suriye üzerindeki Arap milliyetçi etkisini tasfiye etmek için dolaplar çevirmiş, İran Başbakanı Muhammed Musaddık'ın ülkesinin petrol sanayiini millileştirdiği için devrilmesini tertipleyen Kermit Roosevelt, İngiliz istihbaratıyla birlikte, Müslüman Kardeşler'i Şam'da bulunan ve Washington ve Londra'nın Batı'nın Ortadoğu'daki ekonomik çıkarlarının önünde tehdit olarak gördüğü Arap milliyetçisi ve sosyalist liderlerden oluşan triumvirayı devirmeye kışkırtmak üzere komplo kurmuştu.

 

Washington 1980'li yıllarda, Washington'daki tutucuların bir “Arap komünist” olarak tanımladıkları Hafız Esad'a karşı kent gerilla savaşı yürütmesi için İhvan militanlarına silah gönderdi. Oğlu Beşar, Arap milliyetçilerinin birlik (Arap ulusunun birliği), bağımsızlık ve sosyalizm (Arap sosyalizmi) taahhüdünü sürdürdü. Bu amaçlar Suriye devletine yön gösteriyordu – tıpkı Muammer Kaddafi yönetimindeki gibi. Bu devletler Washington tarafından aynı nedenle hedef alındı: Arap milliyetçisi taahhütleri, ABD emperyalizminin küresel liderlik gündemiyle temelden çatışıyordu.

 

Beşar Esad'ın Arap milliyetçi ideolojisinden vazgeçmeyi reddetmesi, Baasçıların kutsal değerler üçlüsünün üçüncüsü olan sosyalizmden yakınan Washington'da sıkıntı yarattı.  Esad'ı – kısmen Washington'un neo-liberalizmini kucaklayamaması nedeniyle – devirme planları Washington'da 2003 yılı itibariyle, hatta belki daha da erken tarihlerde halihazırda hazırlanmaktaydı. Eğer Esad, Draitser'ın ve başkalarının iddia ettiği gibi neo-liberalizm şampiyonu olsaydı, “sosyalist” Suriye'den ve ülkenin kararlı anti-neo-liberal ekonomi politikalarından yakınan Washington ve Wall Street'in dikkatinden bir şekilde kaçardı. 

 

Ölümcül bir kan davası ABD yardımıyla kızışıyor

 

Ocak 2011 sonlarında Facebook'ta, Suriye Devrimi 2011 başlıklı bir sayfa açıldı. Sayfa, 4 ve 5 Şubat tarihlerinde “Öfke Günü” gösterileri düzenleneceğini duyurdu. [1] Time, protestoların “fiyasko” olduğunu aktardı. Öfke Günü, Kayıtsızlık Günü'ne dönüştü. Dahası, yapılanın Suriye'yle bağlantısı belli belirsizdi. Katılan az sayıda protestocunun attığı sloganların çoğu Libya'yla ilgiliydi ve – hükümeti isyancılar tarafından kuşatılmış olan – Muammer Kaddafi'nin gitmesini talep ediyordu. 4 ve 5 Mart tarihleri için yeni protestolar planlandı, ancak bunlar da sınırlı destek gördü. [2]

 

Time muhabiri Rania Abouzeid, protestoları örgütleyenlerin kaydadeğer bir destek alamamasını, Suriyelilerin çoğunun hükümetlerine karşı olmamalarına bağlıyordu. Esad'ın, özellikle 30 yaş altındaki nüfusun üçte ikisi arasında olumlu bir ünü vardı ve hükümetinin politikaları geniş destek görüyordu. “Eleştirenler bile Esad'ın popüler olduğunu ve hem duygusal olarak, hem ideolojik olarak hem de elbette kronolojik olarak ülkenin dev gençler topluluğuna yakın görüldüğünü teslim ediyor” diye aktaran Abouzeid “Tunus ve Mısır'ın devrilen Amerikan yanlısı liderlerinin aksine, Esad'ın İsrail'e karşı izlediği hasmane dış politika, Filistinlilere ve Hamas ve Hizbullah gibi militan gruplara verdiği keskin destek, Suriye halkının duygularıyla aynı çizgide” diye de ekliyordu. Bir başka deyişle Esad'ın meşruiyeti vardı. Time muhabiri, Esad'ın “Şubat ayında Hazreti Muhammed'in mevlid günü duasına katılmak için Emevi Camii'ne bizzat araba sürürek gitmesi ve kalabalık Hamidiye çarşısından düşük bir güvenlik profiliyle geçmesi”nin, onun “kendini kamuoyuna bizzat sevdirmesine yardım ettiğini” de eklemişti. [3]

 

Suriye devlet başkanının bu şekilde betimlenmesi – ideolojik olarak Suriye halkının duygularıyla aynı çizgide olan, kendisini kamuoyuna sevdirmiş bir lider – iki haftadan daha az bir zaman sonra Suriye'nin Deraa kasabasında şiddetli protestoların baş göstermesinden kısa süre sonra ortaya çıkacak olan ve Draitser da dahil olmak üzere ABD solcularının söylemine yerleşecek olan söylemle keskin bir karşıtlık oluşturuyordu. Ancak işaret niteliğindeki Deraa olaylarınn arefesinde Suriye'nin sessizliği hakkında yorumlar yapılıyordu. Abouzeid, “Suriye'de hiçkimsenin kitle ayaklanmaları beklemediğini”  ve “ara ara huzursuzluk gösterilmesine rağmen, bunlara çok az insanın katılmak istediğini” aktarıyordu. [4] Bir Suriyeli genç Time'a şunları anlatmıştı: “Hükümet gençlere çok yardım ediyor. Bize bedava kitap, bedava okul, bedava üniversite sunuyorlar.” (Draitser'ın çizdiği neo-liberal devlet resmine pek de benzemiyor.) Genç kadın şöyle devam ediyordu: “Neden bir devrim olsun? Bunun şansı belki yüzde birdir.” [5] New York Times da bu görüşü paylaştı. Gazete, Suriye'nin “Arap dünyasını silip süpüren ayaklanmalar dalgasından muaf göründüğünü” yazıyordu. [6] Suriye karmaşadan yoksundu.

 

Fakat 17 Mart'ta, Deraa'da şiddet yanlısı bir ayaklanma başladı. Bunun kıvılcımını kimin veya neyin çaktığına dair çelişen anlatılar var. Time, “Deraa'daki isyanı bir duvara rejim karşıtı yazılamalar yapan bir avuç gencin gözaltına alması kışkırttı” diye yazdı. [7] Independent'tan Robert Fisk, biraz farklı bir versiyon sundu. Fisk'e göre “hükümete bağlı istihbarat görevlileri şehrin duvarlarına hükümet karşıtı yazılama yapan birkaç çocuğu dövdü ve öldürdü.” [8] Bir diğer anlatıya göre ise o gün Deraa'daki ayaklanmanın fitilini ateşleyen şey, Suriye güvenlik güçlerinin çocukların gözaltına alınmasına karşı düzenlenen gösterilere yanıt olarak aşırı ve orantısız şiddet kullanmasıydı. “Duvarlara yazılar yazan bazı gençler vardı ve bu kişiler tutuklandı, anne-babaları da onları geri istediği zaman güvenlik güçleri buna çok, çok sert karşılık verdi.” [9] Suriye hükümetinin anlatısı ise, bunların herhangi birinin yaşanmış olduğunu reddediyor. Olaydan beş yıl sonra Esad kendisiyle röportaj yapan bir muhabire bunun “olmadığını” söyledi ve “Bu yalnızca propagandaydı. Yani, biz bunları duyduk ama, o tarihte hapse götürülen o çocukları asla görmedik. Dolayısıyla bu temelsiz bir anlatıdan ibaretti” diye konuştu. [10]

 

Fakat ayaklanmanın kıvılcımını neyin çaktığı konusunda fikir ayrılığı olsa da, ayaklanmanın şiddete dayalı olduğu konusunda çok da fazla fikir ayrılığı yoktu. New York Times, “Protestocular iktidardaki Baas Partisi'nin merkezlerini ve öteki hükümet binalarını ateşe verdi (…) ve polisle çatıştı. (…) Protestocular parti merkezlerine ilave olarak kasabanın en büyük mahkeme salonunu ve SyriaTel telefon firmasının bir şubesini de yaktı” diye aktardı. [11] Time, protestocuların hükümet konağını ve ikinci cep telefonu firmasının bir şubesini ateşe verdiğini ekledi. [12] Suriye hükümetinin haber ajansı SANA, web sitesinde yanan araçları gösteren fotoğraflar yayınladı. [13] Besbelli ki bu, ileride betimleneceği gibi barışçıl bir gösteri değildi. Bir kitle ayaklanması da değildi. Time, göstericilerin sayısının binler ya da on binler değil, yüzler olduğunu yazmıştı. [14]

 

Esad, Deraa hengamesine derhal tepki verdi ve “memurlar için maaş artışı, haber medyası ve siyasi partiler için daha fazla özgürlük ve olağanüstü halin gözden geçirilmesi de dahil olmak üzere bir dizi reform” ilan etti. [15] Olağanüstü hal, Suriye'nin İsrail'le resmen savaşta olması nedeniyle gündeme getirilmiş olan, siyasi ve sivil özgürlüklere getirilmiş bir savaş dönemi sınırlamasıydı. Nisan ayı sonundan önce hükümet, “ülkede 48 yıldır var olan olağanüstü hali” yürürlükten kaldıracak ve “Yüksek Devlet Güvenlik Mahkemesi”ni kaldıracaktı. [16]

 

Neden hükümet bu tavizleri verdi? Çünkü Deraa protestocularının talep ettiği şey buydu. Protestocular “Ömer Camii içinde ve etrafında toplanıp taleplerini sloganlarla dile getirdi: bütün siyasi tutukluların serbest bırakılması (…) Suriye'de 48 yıldır var olan olağanüstü halin kaldırılması; daha fazla özgürlük ve her tarafa yayılmış yolsuzluğa son.” [17] Bu talepler, Suriye Devrimi 2011 Facebook sayfasının Şubat başında dillendirdiği “Suriye'de olağanüstü hale son verilmesi ve yolsuzluğa son verilmesi” talepleriyle tutarlıydı. [18] Tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması talebi de, din adamları tarafından imzalanıp Facebook'ta paylaşılan bir mektupta yer almıştı. Din adamlarının talepleri, “olağanüstü halin kaldırılması, bütün siyasi tutukluların serbest bırakılması, güvenlik güçlerinin tacizerinin durdurulması ve yolsuzlukla mücadele”yi içeriyordu. [19] Siyasi tutukluların serbest bırakılması, cihadçıların, yahut Batı'da yaygın bir tanımlamayı kullanacak olursak “teröristlerin” serbest bırakılmasına varacaktı. ABD Dışişleri Bakanlığı, radikal Selefilerin Suriye'deki başlıca muhalefet gücü olduğunu kabul etmişti [20]; cihadçılar, hapsedilmesi muhtemel muhaliflerin başlıca kesitini meydana getiriyordu. Din adamlarının Şam'ın bütün siyasi tutukluları serbest bırakmasını istemesi gerçekte, IŞİD örgütünün  Washington, Paris ve Londra'nın terörizm suçlamasıyla ABD, Fransa ve İngiltere hapishanelerinde tutulan bütün militanlarını serbest bırakmasını istemesinin dengiydi. Bu, iş ve daha fazla demokrasi talebi değil, Suriye'de bir "İslam devleti" kurma amacından esinlenmiş aktivistlerin hapishaneden bırakılması talebiydi. Benzer şekilde, olağanüstü halin kaldırılması çağrısı, demokrasinin geliştirilmesiyle pek az ilgili gibi görünüyordu ve daha ziyade teröristlere ve işbirlikçilerine, seküler devlete karşı muhalefeti örgütlemek için daha fazla alan açmakla ilgiliydi.

 

 

Notlar 

 

1) Aryn Baker, “Syria is not Egypt, but might it one day be Tunisia?,” Time, 4 Nisan 2011.

2) Rania Abouzeid, “The Syrian style of repression: Thugs and lectures,” Time, 27 Şubat 2011.

3) Rania Abouzeid, “Sitting pretty in Syria: Why few go backing Bashar,” Time, 6 Mart 2011

4) Rania Abouzeid, “The youth of Syria: the rebels are on pause,” Time, 6 Mart 2011.

5) Rania Abouzeid, agm.

6) “Officers fire on crowd as Syrian protests grow,” The New York Times, 20 Mart 2011.

7) Nicholas Blanford, “Can the Syrian regime divide and conquer its opposition?,” Time, 9 Nisan 2011.

8) Robert Fisk, “Welcome to Dera'a, Syria's graveyard of terrorists,” The Independent, 6 Temmuz 2016.

9) Başkan Esad'dan ARD TV'ye: Teröristler ateşkes anlaşmasını ilk saatten ihlal etti, Suriye Ordusu misilleme yapmaktan imtina etti, SANA, 1 Mart 2016.

10) Aynı haber.

11) “Officers fire on crowd as Syrian protests grow,” The New York Times, 20 Mart 2011.

12) Rania Abouzeid, “Arab Spring: Is a revolution starting up in Syria?” Time, 20 Mart 2011; Rania Abouzeid, “Syria's revolt: How graffiti stirred an uprising,” Time, 22 Mart 2011.

13) “Officers fire on crowd as Syrian protests grow,” The New York Times, 20 Mart 2011.

14) Rania Abouzeid, “Arab Spring: Is a revolution starting up in Syria?,” Time, 20 Mart 2011.

15) “Thousands march to protest Syria killings”, The New York Times, 24 Mart 2011.

16) Rania Abouzeid, “Assad and reform: Damned if he does, doomed if he doesn't,” Time, 22 Nisan 2011.

17) “Officers fire on crowd as Syrian protests grow,” The New York Times, 20 Mart 2011.

18) Aryn Baker, “Syria is not Egypt, but might it one day be Tunisia?,” Time, 4 Şubat 2011.

19) Nicholas Blanford, “Can the Syrian regime divide and conquer its opposition?” Time, 9 Nisan 2011.

20) Alfred B. Prados ve Jeremy M. Sharp, “Syria: Political Conditions and Relations with the United States After the Iraq War, [“Suriye: Siyasi Koşullar ve Irak Savaşı'ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri'yle İlişkiler”], Kongre Araştırma Servisi, 28 Şubat 2005.

 

 

Devam edecek...

 

 

Çev: Selim Sezer

 

 

www.medyasafak.net

 

Öne Çıkan Haberler

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg

ÖZEL: FHKC Siyasi Büro Başkanı Semir Loubani, Filistin

C7rqqs3XQAEqSTZ.JPG

ÖZEL: Enis Nakkaş Medya Şafak'a konuştu

thumbnail_17424786_10155120138019666_3732111168710872410_n.jpg