slogan
     

Dr. Sadullah Zarei, Halep operasyonunu ve sonuçlarını değerlendirdi

14 Aralık 2016 Çarşamba

Eski Suudi Kralı'nın, Suriye yönetiminin değişmesi için 200 milyar dolar harcadığı söyleniyor. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri de aynı şekilde bu konu için büyük para harcadı. Şu an ise, destekledikleri eksenin yenilgisini kabul etmekten başka yapacakları hiçbir şey yok.

 

 

Uluslararası ilişkiler uzmanı Sadullah Zarei, Suriye'nin Halep şehrinin teröristlerden kurtarılması hakkında, Al-Waght internet sitesine konuştu. Halep'te yaşanan son gelişmelerin üç aşamalı operasyonların son halkası olduğunu belirten Zari, bu aşamalardan ilkinin sürekliliği olmayan orta ölçekli, ikincisinin sürekliliği olmayan büyük ölçekli ve son aşamanın ise devam eden orta ölçekli operasyonlardan meydana geldiğini ifade etti. Zari, söz konusu aşamalardan üçüncüsünün Halep'i özgürlüğe götürdüğünü kaydetti.  

 

Halep'te bir aydan bu yana devam eden operasyonlar hakkında diğer hususlara da değinen siyasi analist, Suriye'de yaşanan gelişmelerin iç ve dış etkileri hakkında da konuştu.

 

 

Alwaght: Halep'te düzenlenen kurtarma operasyonlarında kullanılan askeri taktikler ile askeri ve güvenlik kapsamlı bu operasyonların yürütülmesi hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

 

- Geçtiğimiz 3 yıl içerisinde, Halep'te Dreniş Ekseni ön planda rol oynadı. Suriye yönetimi ile Direniş Ekseni, kentin kurtuluşu için ortak plan yürüttüler. Bu süreci üç aşamaya ayırmak mümkündür.

 

Bu aşamalardan ilki, Suriye Ordusu, Ulusal Savunma Güçleri, Hizbullah savaşçıları ve yardım için diğer bölgelerden gelen destek kuvvetlerinden oluşan Direniş Ekseni'nin büyük ölçekli operasyonlarından meydana geliyor. Kusayr ve Yabrud bölgelerinde yaşanan çatışmalar, bu aşamada düzenlenen operasyonların birer emsalidir.

 

Bu aşamada elde edilen nisbi başarılı operasyonların en önemli iki sonucu, teröristlerin farklı bölgelere ilerlemesini engellemek ve Nusra Cephesi gibi gruplara set çekilerek yollarının kapatılması oldu.

 

İkinci aşamada, Halep savaşını sonlandırmak, şehri özgürleştirmek ve teröristleri yok etmek amacıyla, operasyonlara daha çok sayıda asker takviyesinin sağlandığına şahit olduk. Bu aşamadaki operasyonlar, silahlı grupların İdlib'in yanı sıra Sahna ve Tedmur gibi bölgelerde ilerlemesinin ardından başlatıldı. Rusya bu operasyonların yanında yer aldı. Nusra Cephesi, Ahraruş Şam ve Ceyşul İslam gibi gruplara darbe indirilse de, bu operasyonlar istenilen sonucun elde edilmesini sağlayamadı.

 

Üçüncü aşamaya ise yaklaşık bir yıl önce start verildi. Bu aşamada, insani gücün kullanımının minimuma indirilmesine karşın, kullanılan güçlerin niteliğinin yoğunlaştırılması stratejisi uygulandı. Askeri taktikler kanadında ise, devamlılığı olmayan büyük operasyonların yerine, birbiri ile bağlantılı küçük çaplı operasyonlar yapıldı. Önceki aşamalarda yaşanan operasyonların tecrübelerinden faydalanılarak, devamlılığı olan operasyonlar düzenleme kararı alındı. Bu operasyonlar bir gün dahi duraksama olmadan sürdürüldü.

 

Bu tarzdaki bir savaş taktiği, askerlerin yorulmasını önlemek için cephedeki gücün devamlı arttırılmasını gerektiriyordu. Bu aşamada en iyi savaş teknikleri ve savaş yeteneğine sahip unsurlar kullanıldı.

 

Suriye'de geçen son 5 sene zarfında, Direniş Ekseni terörist gruplara karşı savaşabilecek yeterli tecrübeyi kazandı.

 

- Direniş güçleri niçin şu anda Halep'in teröristlerden tamamen temizlenmesine yoğunlaşarak bunu bir öncelik haline getirdi?

 

- Halep'in teröristlerden kurtarılması, Direniş Ekseni tarafından Suriye'nin özgürleşmesinin bir sembolü olarak kabul edildi. Bu sebeple şehri kurtarma operasyonları yoğunlaştırıldı. Bu operasyonları yürütmek için üç yol tercih edildi. Bunlardan ilki, askeri operasyonlardı. Ardından Suriye ordusu, Deyr ez-Zor ve Rakka operasyonlarına daha büyük çapta girmeye karar verdi.

 

Öte yandan Rusya da Nusra Cephesinden daha yoğun bir şekilde Işid ile savaşılmasını istiyordu.  Çünkü, Nusra yerel güçlerden oluşuyordu. Bu nedenle Rusya, Nusra'dan daha çok Işid'den korkuyordu. Ancak General Kasım Süleymani, Işid ve Nusra dahil tüm terörist grupların bel kemiğinin Halep'te kırılacağına inanıyordu.

 

Direniş Ekseninin Halep'i özgürleştirmek için attığı ikinci adım ise, Suriye'de devam eden siyasi faaliyetler ile bu askeri hamleler arasında koordinasyon sağlamak oldu. Bu adımlar Halep'te yoğunlaştırıldı. Bu bağlamda Rusya, Suriye yönetiminin sabit kalması ve Nusra Cephesi gibi terörist gruplarla mücadele için konferanslar düzenleyerek çeşitli etkinlikler düzenledi.  Bu etkinlikler, yüksek maliyetlere rağmen sürdürülmeye devam edildi.

 

Üçüncü aşamada ise, Halep'in ansızın düzenlenen operasyonlar ile kurtarılması gerekiyordu. Suriye yönetiminin bu savaşta kaybettiği itibarını teröristlerden geri alması temeline dayanarak, Nasr 2 operasyonları başlatıldı. Halep cephesini delip geçecek ve teröristleri darmadağın edecek olan bu planlamanın ardından bir ay boyunca operasyonlar devam etti. Halep'te büyük bir delik açılarak doğu bölgesi kuşatıldı ve buradaki teröristler büyük ölçüde yok edildi.

 

Burada stratejik olarak Halep'in kurtuluşu, Suriye'nin kurtuluşunun anahtarı olarak kabul edildi. Halep operasyonları tamamlandıktan sonra, Işid ve Nusra, zaferin hayalini bile kuramayacaktır. Öte yandan dünyanın dört bir yanında Beşar Esad hükümetinin düşürülmesi için çağrılar yapılamayacaktır. Halep'in kurtuluşu, terörist grupların motivasyonunu ciddi anlamda azaltacaktır. Suriye'nin kurtuluşu için geri kalan aşamalar hızlı bir şekilde tamamlanırsa, Halep'in korunması için güvenlik, askeri ve ekonomik alanlarda Suriye'nin yükümlülüğü olacaktır. Halep'in korunması, Suriye için hayati bir meseledir.

 

- Halep'in kurtuluşunun önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Teröristlerin en büyük hedefi ve hamileri Halep'te idi. Bu sebeple teröristler operasyonlarını Halep'te yoğunlaştırırken, onların koruyucuları olan Türkiye, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Amerika gibi ülkeler de Halep'te yoğunlaştı. Bundan dolayı Halep savaşında iki eksenin karşılıklı konumlarda yer aldıklarını gördük. Bu eksenlerden Halep'te zafer elden eden grup, sadece burada değil, tüm bölgede güvenlik ve askeri çatışmalarda zafer kaydetmiş oldu.

 

Bu anlamda bir çok analiz yayınlandı. Angela Merkel, Halep için felaket senaryosundan bahsederken, Beyaz Saray bunu insani felaket sorunu olarak adlandırdı. Güvenlik Konseyinin toplantısında, Halep'te katliam beklendiğinden söz edildi. Erdoğan ise kanun ve yönetmeliklerin ötesine geçerek, Esad'ın düşmesi için Suriye'ye girdiğini açıkladı. Suudi Arabistan da benzer açıklamalarda bulunarak Suriye ordusu teröristlerle çarpıştığında "Vah İslam'a" yaygaraları kopardı. Tüm bunlar,  Halep savaşının sadece bir şehrin kurtuluşu değil, Direniş Ekseni ile Amerikan ekseni arasında yaşanan jeopolitik öneme sahip bir savaş olduğunu vurguluyor.

 

Halep savaşındaki ulusal ve mezhepsel güdüler, diğer bölgelerdeki emsallerinden daha az durumdadır. Örneğin İdlib bölgesinde İskenderun sancağı meselesi yüzünden ulusal güdüler ağır basmaktadır. Şam kırsallarında ise, tıpkı Humus ve Kuneytera'da olduğu gibi mezhepsel güdüler yer almaktadır. Bu iki bölge coğrafi konumu açısından Hizbullah için ulusal önem taşımaktadır.

 

Ne var ki, Sünni bölgesi olarak kabul edilen ve Türkiye'nin sınır komşusu olan Halep'te durum böyle değildir. Çünkü Halep mezhepsel ve ulusal çatışmalardan uzak bir konumda yer almaktadır. Tüm bunlara ilaveten, Türkiye ile sınırları 500 km'ye uzanan Halep üzerinden Türkiye, silahlı güçlere lojistik destek sağlamak konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Bu ise, Halep savaşının şartlarını zorlaştıran etkenlerden biri olarak değerlendiriliyor. Suriye'deki tüm terörist gruplar, Halep'teki Türkiye'ye doğrudan bağlanan anayol (el-Kastilla) aracılığıyla destekleniyor.

 

Amerika, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin stratejilerine göre, Suriye'nin değişimi için Halep'in dönüşüm kaynağı olması kararlaştırıldı. Bu güçler Halep'te uçuşa yasak bölge oluşturmayı planlamıştı. Bu sayede Suriye'de ilk "kurtarılmış" bölge olarak Halep'te Arap-Batı ortaklığıyla suni bir yönetim oluşturulacaktı. Ancak Direniş Ekseninin cihadi operasyonları, tüm bu planları fiyaskoya uğrattı.

 

Tüm bunlar, Halep'te hesaplanmış bir stratejinin nasıl yoğunlaştırıldığını gün yüzüne çıkarıyor.

 

- Halep'in özgürleştirilmesinin uluslararası, bölgesel ve iç düzeyde doğuracağı sonuçlar hakkındaki analiziniz nedir?

 

- İç düzeyde, Halep'in kurtuluşu Suriye halkı için büyük bir müjde olarak değerlendiriliyor. Çünkü bu zafer, geri kalan bölgelerdeki teröristlerin üstesinden gelineceğinin sinyallerini veriyor. Bundan dolayı Suriye halkının İdlib, Dera, Deyr ez-Zor ve Kuneytera gibi bölgelerin kurtarılması için hükümete destek sağlanması yönünde talepleri buluyor. Bu süreçte güç kaybeden teröristler, yeni unsurları kendi saflarına çekemezken, şimdiye kadar aldıkları dış destekleri de zafer olasılığı kalmadığı için almaya devam edemeyecekler.  

 

Bölgesel düzeyde ise, Halep'in kurtuluşu Türkiye'yi zor durumda bırakacak. Çünkü Halep'i kurtarmayı başaran Suriye ordusu, bölgede kalmak için risk almak zorunda kalan Türkiye'nin işgal ettiği geri kalan bölgeleri de kurtaracaktır.

 

Öyle zannediyorum ki, Erdoğan yapabildiği süre boyunca Suriye'de gücünü bulunduracaktır. Ancak öncelikli hedefleri değişecektir, çünkü Erdoğan'ın ilk hedefi, Halep'e göz dikmek idi. Halep'in kurtarılması, Türkiye'nin yayılmacı eğilimini ortadan kaldırır. Bundan dolayı Erdoğan, Suriye'nin geleceği ile ilgili siyasi formülasyonlara katılma hedeflerini ve bu hedeflere hizmet eden söylemlerini değiştirmek zorunda kaldı.

 

Rusya ise, Halep'in kurtuluşunda önemli bir pay sahibidir. Uluslararası konumunu güçlendirmek için bu durumdan istifade edecektir. Putin, son açıklamalarında ABD başkanı Trump'a, tek kutuplu sistemin bittiğini ve artık uluslararası sistemin çok kutuplu hale geldiğini, bunun da Rusya'nın geçmişteki konumuna geri döndüğüne işaret ettiğini söyledi. Putin'in açıklamalarına ilaveten  şunu söylemek gerekiyor, Rusya'nın bölgesel ve uluslararası konumu, Halep'in özgürleşmesinin ardından önemli ölçüde geliştirecektir.

 

Bu noktada, Rusya'nın dosyasına değil, Suriye'nin dosyasına dikkat etmeliyiz. Suriye'nin dosyası ve zaferlerinin sahibi halkıdır. Suriye halkı, diğer unsurlardan çok daha önce bu zaferin sonuçlarından istifade edecektir. Suriye zaferinde Hizbullah, İran, Fatımiyyun ve Zeynebiyyun tugayları ve benzer gruplardan oluşan Direniş Ekseni çok etkili olmuştur. Bu gruplar çok zor şartlar altında ve başarı ihtimali çok zayıf durumda iken Suriye'ye geldiler. Bundan dolayı bu zaferde Rusya'nın payı üçüncü sıradadır. İlk iki sıra Suriye halkı ve Direniş Ekseninindir.

 

Suriye dosyasında aynı zamanda bir noktaya daha dikkat edilmelidir. Rusya, Suriye'nin güvenlik dosyasına Esad'ın kalıcılığı kesinleştikten sonra girdi. Buna karşın İran ve bölgesel müttefikleri ise, herkesin Esad düşecek çığırtkanlığı yaptığı bir dönemde Suriye'de operasyon sahasına girdi. Tüm bunlara rağmen, Rusya'nın Suriye'de önemli bir rol oynadığından şüphe etmemeliyiz.

 

Ve Halep'in kurtulması ile birlikte, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan bölgesel siyasette kaybettiler. Çünkü bu ülkeler, sonuç vermeyen büyük masrafları üstlendiler.  

 

Eski Suudi Kralı'nın, Suriye yönetiminin değişmesi için 200 milyar dolar harcadığı söyleniyor. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri de aynı şekilde bu konu için büyük para harcadı. Şu an ise, destekledikleri eksenin yenilgisini kabul etmekten başka yapacakları hiçbir şey yok.

 

Bahsi geçen üç ülkenin aldığı en büyük yenilgi ise, ahlaki yenilgi oldu. Bu durum, uzun vadeli derin sonuçları beraberinde getirecektir. Bu ahlaki yenilgi asırlar geçse dahi unutulmayacaktır. Tıpkı iki bin yıl geçmesine rağmen Roma imparatorunun Roma'yı yaktığının unutulmadığı gibi, bu yaşananlar da unutulmayacaktır. Ya da, Nazi ordusunun Avrupa halkına saldırdığı için maruz kaldığı ahlaki sonuçların baskısı gibi, Suudi Arabistan da baskı altında kalacaktır. Ebediyen sorulmaya devam edecek sorular peş peşe sıralanacaktır. Nasıl olurda bir Arap ülkesi, Arapçılık bayrağı altında başka bir Arap ülkesine saldırır? Nasıl olur da zengin bir ülke fakir bir ülkeye saldırabilir? Suudi Arabistan, Müslüman bir ülkeye saldırmak için nasıl Müslüman olmayan bir ülke ile işbirliği yapar? Tüm bunlar, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Körfez İş Birliği Konseyi ve benzer grupların aldığı ahlaki bir yenilgidir. 30 yıldır İran ile müttefik olan Sudan, Suudi Arabistan ile olan yakınlığını bir seneden fazla uzatmadı. İşte bu, Suudi Arabistan'ın ahlaki yenilgisinin sonuçlarından biridir. Riyad yönetimi, Iraklılardan büyük bir direniş alacaktır ve bölgede ödemek zorunda olduğu maliyet daha da artacaktır.

 

- Amerika'da yaşanan son gelişmeler ve Trump'ın siyasetine göre değerlendirecek olursak, Amerika'nın gelecek aşamada Suriye dosyasına yakınlaşmasına nasıl bakıyorsunuz?

 

Trump, kendini Amerika'ya bir zafer kazandırmayacak olan Suriye dosyasından uzak tuttu. Ayrıca Trump, Bush ve Obama'nın siyasetinin bölge üzerinde ve Suriye meselesinde başarısızlık ile sonuçlandığını açıkladı. Amerika'ya yeni bir yenilgi getirmemek için, Suriye konusunda Rusya ve İran ile işbirliği yapacağını söyleyen Trump, Suriye halkının acılarını hafifletmek ve ABD'nin daha fazla para ödemesini engellemek istediğini dile getirdi.

 

Bu açıklamalar, Trump'ın zekasını ve fırsatçılığına işaret ediyor gibi görünüyor. ABD başkanı, ülkesinin uyguladığı eski stratejilerin aldatmaya yönelik birer strateji olduğunu, zira Obama'nın Suriye politikasının uygulanmasının devamlılığı temelde mümkün olmadığını, bundan dolayı bu başarısız politikanın kendi kendini imha ettiğini kaydetti.

 

 

Çev: Merve Soydaş Gök

 

www.medyasafak.net

 

Öne Çıkan Haberler

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg

ÖZEL: FHKC Siyasi Büro Başkanı Semir Loubani, Filistin

C7rqqs3XQAEqSTZ.JPG

ÖZEL: Enis Nakkaş Medya Şafak'a konuştu

thumbnail_17424786_10155120138019666_3732111168710872410_n.jpg

Suriye ve Irak’ın Balkanlaştırılması: Ortadoğu’da ABD-İ

greater-israel-planned.jpg

Suriye ve Irak’ın Balkanlaştırılması: Ortadoğu’da ABD-İ

goldberg-map.jpg

Suriye ve Irak’ın Balkanlaştırılması: Ortadoğu’da ABD-İ

587_opt.jpg