slogan
     

Yeni İpek Yolu İran’ı Batı’nın yaptırımlarından bağışık hale getirecek

29 Aralık 2016 Perşembe

Kesin olarak söylenebilecek olan şey, İran-ABD ilişkilerinin geleceğinin belirsiz olduğudur. Bu koşullar altında eğer Washington Tahran’ı kovalama kararı alırsa, İran’ın ekonomisini koruyacak bir tür sigorta edinmesi daha iyi olabilir.

 

 

 

 

Dmitry Bokarev

 

 

 

New Eastern Outlook

 

 

 

Ocak 2016'da İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik yaptırımların kısmen kaldırıldığına tanık olduk. Bu yaptırımların getirilmesinin İran'ın ABD ve müttefiklerini kaygılandıran nükleer programıyla bağlantılı olduğunu, dolayısıyla da bu yaptırımların arkasında, 1970'lerden beri İran'a basınç uygulamayı amaçlayan Batılı ülkelerin olduğunu belirtmek gerekir. Temmuz 2015'te, uzun müzakerelerin ardından bir uzlaşmaya varılmıştı: İran ve altılı grup (BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi – Britanya, Çin, Rusya, ABD ve Fransa – ile birlikte Almanya) bütün yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasını öngören bir anlaşmaya imza attı. Bu anlaşma kapsamında İran, nükleer enerjinin yalnızca barışçıl amaçlarla kullanılmasını sağlamak üzere nükleer tesislerini Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun erişimine açacaktı. Anlaşma kısa süre içinde bir diplomatik sıçrama olarak tanımlandı ve bunun, bölgedeki büyüyen gerilime son vereceğine inanılıyordu. Ancak 2016 sonu itibariyle durum yeniden bozulmaya başladı.

 

Başlangıçta her şey plana uygun gidiyordu. Ocak 2016'da Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği İran'a uygulanan yaptırım rejimini kaldırırken, ABD'nin ticaret ambargosu ve ABD vatandaşlarına getirilen Tahran'a seyahat kısıtlaması yerinde kaldı. Ancak İran, eski siyasi ve ekonomik bağları hızla yeniden inşa etmeye başladı.

 

Ağustos 2016'da Amerika Birleşik Devletleri Tahran'ı, Yemen'deki isyancıları gizlice desteklemek ve onlara modern füze sistemleri göndermekle suçladı. Washington'un iddiasına göre bu adım bütün bölgenin istikrarını tehdit ediyordu. Bu noktada Beyaz Saray, İran'a karşı yeni yaptırımlar getirme ihtimalini düşündüğünü duyurdu.  

 

Ardından 3 Eylül tarihinde, bazı Amerikalı tutukluların İran hapishanelerinden serbest bırakıldığı gün Washington'un Tahran'a 400 milyon dolar gönderdiğinin ortaya çıkarılmasıyla yeni bir skandal patlak verdi. Bu noktada Washington, ABD'nin rehinler için asla fidye ödememe prensibini ihlal etmekle suçlandı. Öte yandan Başkan Barack Obama, bu meblağın İran'a, ABD'nin Lahey Mahkemesi'nin kararı nedeniyle ödemek zorunda kaldığı borcun parçası olarak transfer edildiğini açıkladı. Ancak 23 Eylül 2016 tarihinde ABD Kongresi, ABD hükümetinin terörizmi desteklemesinden şüphe edildiği varsayılan devletlere her türlü para transferini yasaklayan bir karar aldı.

 

3 Kasım 2016 tarihinde ABD, İran'a yönelik yaptırımlar rejimini bir yıl daha uzattı. ABD Başkanı Barack Obama'ya göre bu karar, ABD-İran ilişkilerindeki gerginlikler bütünüyle ortadan kalkmadığı için alınmıştı. ABD tarafından İran'a uygulanacak bir kısıtlama olmasa da, İran bu gelişmeden epey kaygılanmış gibi görünüyordu. 10 Kasım 2016 günü İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Muhammed Zarif, Tahran'ın 2015 anlaşmasını imzalamış bütün tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini beklediğini açıkladı. Aksi halde İran'ın alternatif yollar kullanacağı ikazında bulundu.

 

Bu gelişme ABD Kongre'sinin 17 Kasım tarihinde İran'a yönelik bazı yaptırımları 10 yıl daha uzatma kararı almasıyla sonuçlandı. Önceki anlaşmalara göre bu yaptırımların 2016 sonu itibariyle yürürlükten kalkması gerekiyordu. Bu olay 2015'deki nükleer anlaşmasının tümüne yönelik ciddi bir tehdit olarak tanımlanabilir; belki de ABD Başkanı Barack Obama'nın kararı eleştirmesinin sebebi budur. Kanun, Senato'da onaylanması halinde yürürlüğe girecek. Eğer bu olmazsa, mevcut başkanın yasayı veto etme hakkını kullanma ihtimali bulunuyor.

 

Bu gelişmeler Washington'da, İran'la işbirliğini destekleyen güçlerle yeni yaptırımlar getirmek isteyen güçler arasında bir mücadelenin olduğunu gösteriyor. Kesin olarak söylenebilecek olan şey, İran-ABD ilişkilerinin geleceğinin belirsiz olduğudur. Bu koşullar altında eğer Washington Tahran'ı kovalama kararı alırsa, İran'ın ekonomisini koruyacak bir tür sigorta edinmesi daha iyi olabilir.   

 

İranlı yetkililerin kendilerini daha emniyette hissetmelerinin yollarından biri, ABD'nin kendilerine basınç yapma girişimlerini reddeden ülkelerle olan işbirliğini genişletmek. Bu devletlerin arasında, İran'ın uzun zamandır güvenilir bir ortağı olan Çin de bulunuyor.

 

Bilindiği üzere İran dev petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip ve Tahran'ın ekonomisini ayakta tutmak için ihracatı güvence altına alması kendisi için hayati önemde; Çin için ise ekonomik büyüme için hidrokarbon ithalatı yapmak hayati önemde. Aynı zamanda Çin uzun zamandır ABD ile ters düşüyor ve içinde bulunduğumuz noktada Çin ekonomisi, olası bir ABD baskısına kulak asmasını gerektirmeyecek kadar güçlü.

 

On yıllardan beri İran'a uygulanan yaptırımlar bu ülkenin Asya-Pasifik bölgesine yaptığı hidrokarbon ihracatına zarar verdi, zira Hindistan, Güney Kore ve Japonya, yaptırım rejimini görmezden gelemiyor. Eş zamanlı olarak Pekin, Batılı aktörlerin kendisini tabi kılmaya çalıştığı baskılara rağmen Tahran'la olan ticaret anlaşmalarını sürdürdü. Çin, İran ekonomisinin bu zorlu zamanlarda ayakta kalabilmesinin başlıca sebebi oldu.  

 

Bu yüzden Ocak 2016'da İran'ın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'i ağırlaması sürpriz olarak görülmemelidir. Jinping, İran'da kaldığı süre zarfında iki ülke arasındaki ticaret hacmini yıllık 40 milyar dolar seviyesine çıkan toplam 18 işbirliği anlaşması imzaladı. Dahası, önümüzdeki 25 yılda Çin-İran işbirliği, iki ülke arasındaki ticaret hacmini kademeli olarak 600 milyar dolar seviyesine kadar çıkarabilir. İki ülkenin petrol ve gaz ticaretini gelişmesine özel bir dikkat göstermesi gayet doğaldır. Bugün Çin, İran petrolünün başlıca alıcısıdır.

 

İran-Çin işbirliğinin bir diğer önemli unsuru, Çin, Ortadoğu ve Avrupa'yı birbirine bağlayacak ve son kertede bütün bölgeyi dev bir Asya-Pasifik serbest ticaret alanına çevirecek olan Yeni İpek Yolu projesinin tesis edilmesi. Bu proje tam olarak hayata geçirilirse, ABD'nin bölge üzerindeki ekonomik etkisi tamamen ihmal edilebilir hale gelecek ve İran gibi devletler, Batı tarafından kendisine dayatılan her türlü yaptırımı görmezden gelebilecektir. Şubat 2016'da Pekin'in inşasına başladığı Çin-Kazakistan-Türkmenistan-İran demiryolu hattı, İran'ın Çin'le kesintisiz bir ticaret yolu kurmasına olanak vereceği gibi, aynı zamanda Ermenistan'a yönelik mal transitinden kâr sağlanmasını da beraberinde getirecek.

 

Bu yüzden, Washington İran'a yönelik yaptırımlar konusunda ne karar alırsa alsın, bunun İran üzerinde uzun erimli sonuçlarının olmayacağını iddia edebiliriz.

 

 

www.medyasafak.net


 

 

Öne Çıkan Haberler

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg

ÖZEL: FHKC Siyasi Büro Başkanı Semir Loubani, Filistin

C7rqqs3XQAEqSTZ.JPG

ÖZEL: Enis Nakkaş Medya Şafak'a konuştu

thumbnail_17424786_10155120138019666_3732111168710872410_n.jpg

Suriye ve Irak’ın Balkanlaştırılması: Ortadoğu’da ABD-İ

greater-israel-planned.jpg

Suriye ve Irak’ın Balkanlaştırılması: Ortadoğu’da ABD-İ

goldberg-map.jpg

Suriye ve Irak’ın Balkanlaştırılması: Ortadoğu’da ABD-İ

587_opt.jpg