slogan
     

Wadi Ramona ile Direnişin Tarihi ve Filistin Meselesi üzerine

16 Mart 2017 Perşembe

Romana Wadi, son bir kaç ay içeriside meydana gelmiş bazı kompleks olayların gizemini çözmemize yardımcı oluyor. Manquehue Enstitüsü, Bayan Wadi ile “Filistin Meselesi, Geçmiş, Şu an ve Gelecek” isimli özel bir röportaj gerçekleştirdi. Bayan Wadi, Filistin Özerk Yönetimi’nin Filistin halkının gerçek temsilcisi olmadığına inanıyor.

 

 

IUVMPRESS

 

 

İsrail'e karşı verilen Filistin mücadelesi, son yıllarda politika dünyasının en çetrefilli konularından biri haline gelmiştir. Filistin hakkında doğru bir bakış açısına ulaşmak için farklı boyutların dikkate alınması gerekir.

 

Romana Wadi, son bir kaç ay içeriside meydana gelmiş bazı kompleks olayların gizemini çözmemize yardımcı oluyor. Manquehue Enstitüsü, Bayan Wadi ile “Filistin Meselesi, Geçmiş, Şu an ve Gelecek” isimli özel bir röportaj gerçekleştirdi. Bayan Wadi, Filistin Özerk Yönetimi'nin Filistin halkının gerçek temsilcisi olmadığına inanıyor. Latin Amerika halkının Filistin'deki gerçek durumun farkında olduğunu ve Filistin davasını desteklemeye devam ettiğini ifade ediyor. Bayan Wadi'ye göre Filistin'e ilişkin Tahran Konferansı, bu konuda bizlere yardım edebilir zira bu tür Konferanslar, dünya siyasetçilerinin etkisi altında kalmadan doğrudan gerekli aktif müdahaleyi içermediği halde Filistinlilerin direnme hakkını teyit ettiğini kaydediyor. Röportajın tam metni:

 

 

Manquhue Institute: Filistin Halkıyla Filistin Özerk Yönetimi arasındaki ilişkiyi bizlere aktarabilir misiniz? Bu ikisini İsrail güçlerine karşı tek cephe olarak görüyor musunuz? Filistinlilerle dayanışmaya katılmanın yolu nedir?

 

Ramona Wadi: Filistin Özerk Yönetimi daima ve düzenli olarak Filistin'in özgürlük mücadelesi ve sömürge karşıtı mücadelesinin ana hedefleriyle çelişen görüşler beyan etmiştir. Filistin Özerk Yönetimi'nin İsrail ve uluslararası toplumun elinde basit bir oyuncak olduğu gerçeği bir yana, Özerk Yönetim bakımından sözde Filistinlilerin temsil edilmesi ve Filistin halkı arasında bir birleşme beklentisi söz konusu olamaz. 

 

Filistin Özerk Yönetimi'nin İsrail'le öncelikli bir güvenlik koordinasyon anlaşması var, bir çok olayda bu anlaşmanın uygulamalarını gördük, ayrıca bu durum, yönetimin İsrail'e sağladığı değişmez imtiyazlar üzerinden Filistin halkının ve işgal altındaki toprakların parçalanmasını teşvik etti. Son olarak basında Filistin istihbarat servisi üyelerinin Filistinli bir gazeteciye itiraflarda bulunmas için işkence ettiğine dair haberler çıktı. Ayrıca bu anlaşma, diyasporadaki Filistinlilerin rollerini önemsizleştirerek Filistinlilerin dönüş hakkına ilişkin daha az vurgu yapılmasına yol açtı. Buna ek olarak, Filistin'de kolonyalizmin önünü açan Balfour Deklarasyonu'nun 100. Yılı vesilesiyle devam edecek olan şeyler gibi uluslararası düzeyde Filistinlilerin sembolik kazanımlarını istismar etti. Bununla birlikte Filistin Özerk Yönetimi sürekli olarak erken dönem sömürgeciliğiyle şu anki şiddet ve yayılma arasındaki bağlantıyı kurmayı başaramadığı için yıldönümü anmaları, muhtemelen geçici bir fiyaskoyla etkisi azaltılacak, seyreltilecek.

 

Öte yandan Filistinliler, geçmiş mücadelelerin hatıralarında sıkı bir şekilde kökleşmiş bulunan  güçlü bir tarihsel direniş geleneğine sahip. Bundan dolayı Filistin halkının direnişi, Özerk Yönetimin yapmaya çalıştığı şeyin tam tersini yapıyor.  Özerk Yönetim, unutmak ve kayıtsız kalmak üzerine odaklanırken Filistinliler tarihi ve hafızayı şu anki durumlarla ören bir dinamik inşa ettiler, bu durum şifahi anlatılardaki boşlukları doldurdu, Özerk Yönetimin halkı zarara uğratan politiklarına karşı bir meydan okuma oluşturdu.  Filistin halkıyla Özerk Yönetim arasında somut bir takım farklılıklar nedeniyle bir uyumsuzluk olduğu doğrudur: Özerk Yönetim, İsrailliler açısından gayet uygun bir işbirlikçidir, Filistinliler ise sömürgeci vahşete, kolonyal yayılmacılığa ve Özerk Yönetimin sözde temsilinin yolsuzluğuna karşı mücadelelerinde ısrarlıdırlar. Maalesef, Filistin Özerk Yönetimi,  uluslararası toplum tarafından işbirlikçi rolünü yerine getirmeye teşvik edilirken çok daha yoğun politik bir role sahip olması gereken Filistinlilerse farklı araçlarla susturulmaya çalışılıyorlar.

 

Manquhue Institute: Filistin davasına hizmet etme ve dünya halklarının Filistin davası ve siyonistlerin halka çektirdiği acılar hakkında farkındalık yaratma noktasında Uluslararası Tahran Konferansı hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

 

Ramona Wadi: Konferans, alternatif bir platform yaratmıştır ki bu, Filistin'e ilişkin olarak emperyalistlerin nüfuz edemediği politikalar olması bakımından çok önemlidir.  Filistinlilerin BM ve uluslararası toplum tarafından reddedilen direniş ve bağımsızlık hakkının altı çizilmiştir. Bununla birlikte pratikle teori arasında hala bir fark bulunmaktadır. Siyasi çabalar yoğunlaşırken Tahran Konferansı, Paris Konferansı'na çarpıcı bir karşıtlık teşkil etmektedir. Örneğin Paris Konferansı, görüşmeleri iki devletli çözüm temelinde sürdürmeyi amaçlıyor bu da beraberinde süreç içerisinde İsrail'e daha başka bölgeleri sömürme izni verilmesi sonucunu doğuruyor.

 

Bununla birlikte Filistin, yıllık konferanslardan daha fazlasını gerektirir. Bu aynı zamanda maddi desteğin gittikçe daha sınırlı ve mahdut olduğunun bir kanıtıdır. Bu, ekstra ve sürekli bir farkındalık yaratmak için bir çok iyi niyetli girişimlere götürür. Daha politik amaçlar açısından bakıldığında elde edilen çok azdır. İsrail'in gerçekleştirdiği dikkat çekici şiddet olayları, uluslararası toplumun dikkatini artırmıştır ancak Filistinlilerin haklarına ilişkin önemli bir farkındalık yaratarak Filistinlilerin bağımsızlık elde etmesini sağlayan bir hareketliliğe yol açacak şekilde değil. Bunun nedeni, uluslararası hukuk adı altında sömürge karşıtı mücadele hakkının daraltılması ve diğer seçenekleri dışlayan bir diplomasiye doğru bir gidişatın olmasıdır. Şu anki duruma göre, bu konferanslar sahip olduğu büyük öneme rağmen, hala Filistinlilerin haklarını belirleyen daha geniş bir manipülasyona imkan sağlayan ölçektedir.

  

Manquhue Institute: ABD'nin siyonistlere yönelik tam destek verdiği ve BM'nin illegal yerleşim birimlerinin ilga edilmesi yönündeki kararlara karşı çekinceli bir duruş sergilediği yılların ardından Obama başkanlık süresini bitirdi. Bunu nasıl görüyorsun ve Donald Trump ve onun Filistin meselesine yaklaşımı hakkında neler düşünüyorsun?

 

Ramona Wadi: Obama'nın tahminleri isabetsizdi ve BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 no'lu kararının tonunu yansıtıyordu. İsrail'in sömürgeci şiddet ve yayılmasına tam destek olduğu başkanlık sürecinin sonundaki bu tutumu, oportünistçe bir tavırdı. Sonuç, İsrail'in yeni yerleşim birimleri inşası ve daha fazla yıkım şeklinde giderek artan şiddetiydi. Bu, aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump'ın uluslararası hukuku ayaklar altına alarak İsrail'deki Amerikan büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma önerisinin daha fazla gündeme gelmesine hizmet etti. Buna karşın gözden kaçan başka bir boyut da Trump'ın İsrail'in sömürgeci projesine on yıllarca hizmet ediyor olmasıdır. Farklılık, bu yönetimle önceki yönetimler arasında kullanılan diplomatik yöntemler arasındadır.

 

2334 no'lu karar sömürgeci bir bakış açısından ortaya çıkmıştır ve Obama'nın son günlerde başkanlığının bu anlatıyı başkanlığının son günlerindeki tutumu bu anlatıyı desteklemekten başka bir işe yaramamıştır. Bu yüzden Filistin'in sembolik kazanımları adındaki fasid daire devam ederken İsrail'se daha somut sömürgeci zaferler elde etmektedir. Trump'ın başkanlığı Filistin açısından, halkın giderek artan ihlallere tanık olduğu çok tehlikeli bir döneme denk gelmiştir. Uluslararası toplum, İsrail'i kınama oyununu giderek daha da ileriye götürürken İsraillilerin Filistinlileri kuşatmasına ve yalnızlaştırma siyasetine yönelik herhangi bir yaptırım geliştirmemektedir. Turmp'ın Netanyahu ile birlikte geçtiğimiz şubat ayında gerçekleştirdiği basın toplantısı, bu dinamiği açığa çıkartmış, geçtiğimiz yıllardaki sorumsuz diplomasiyi hatırlatırcasına dile getirilen basit açıklamalar Filistinlilerin yalnızlaştırılmasına katkı yapmış, neredeyse yok sayılmanın eşiğine getirilmiştir. 

 

Manquhue Institute: Latin Amerikan halkının Filistin-İsrail çatışmasına ilişkin bakış açısı nasıldır? Halkın meseleye bakış açısı, politikacıların ve liderlerin tutumlarıyla uyumlu mu?

 

Ramona Wadi: Venezuela ve Küba, Filistin halkıyla gösterdiği enternasyonal dayanışmayla bölgeyi  etkileme noktasında önderlik etmektedir, özellikle de İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarından bu yana. Şili, Latin Amerika'daki Filistin topluluğunun vatanıdır. Bölge, ABD emperyalizminden uzak bölgesel bir bağımsızlık inşa etmeye çalışırken Filistinlilerin lehine daha destekleyici bir duruş geliştirilmiştir. Bu, ayrıca Filistin'le Latin Amerika arasındaki benzer bir kolonyal geçmişe sahip olma ve bunun sonucu olarak bağımsızlık mücadelesine yönelme gibi tarihsel benzerliklere sahip olmaktan da kaynaklanmaktadır. Örneğin toprak ıslahı için Mapuşların (Şili ve civarında yaşayan Kızılderili yerliler) verdiği mücadele, Filistinlilerin ortaya koymuş olduğu mücadeleyle benzerlik arz etmektedir. Geçen yıl, Siyasi Mahkumlar Birliği Başkanı Alicia Lira, Filistinli Sivil Toplum Kuruluşu Addameer'in ev sahipliği yaptığı heyetin üyeleri arasındaydı. Amaç, Filistin'le Latin amerika arasındaki dayanışmayı güçlendirmekti.  

 

Latin Amerika kıtası, genel olarak Filistin'i desteklerken Guatemala gibi İsrail'le ilişkilerin öncülüğünü yapmaya çalışan bazı ülkeler bulunmaktadır. Guatemala, İsrail'in 1948'deki sömürgeci başlangıcına kadar giden bağlara sahip bir ülkeye dair önemli bir örnektir. Şili gibi başka ülkeler, İsrail'in gözetleme amaçlı askeri teknolojisine yatırım yapmış, bu nedenle de halkın farklı kesimlerine yönelik baskılar zincirine katkı sağlamış, ve sonuçta İsrail'in Filistinliler üzerinde daha fazla deney yapmasına yol açmıştır. Diplomatik olarak Şili'nin iki devletli çözüm paradigması üzerine oturan  bir diplomasi, Filistin sorununa ilişkin uluslararası dayatmalarla uyum içerisinde olduğunu göstermektedir. Bu, Küba ve Venezüela'nın önermiş olduğu destekten çok daha gerilere düşüldüğünü gösterirken aynı zamanda Filistin'in bağımsızlık için verdiği sömürge karşıtı mücadeleye desteğin daha alt düzeylerde olduğunu da ortaya koymaktadır. Bir takım eksikliklere rağmen Latin amerikan halkının Filistinlilerle gösterdiği uluslararası dayanışma teşvik edilmeli ve güçlendirilmelidir. Kollektif hafızaya verilecek önem, daha güçlü bir enternasyonalist desteğin temellerini atabilecek benzerliklerin paylaşılmasını sağlayacaktır. 

 

 

Ramona Wadi bağımsız bir araştırmacı, bağımsız gazeteci, kitap eleştirmeni ve blog yazarıdır. Filistin ve Şili'deki mücadelelere ilişkin anılar, tarihi meşruiyet, yerleşimci kolonyalizmin yaygınlaşması, insan hakları ihlalleriyle insani yardım arasındaki bağlantı, Emperyalist bir organizasyon olarak BM, yerli direniş, Şili ve Latin Amerika Devrimleri gibi konular üzerinde yazılar yazmakta, Fidel Castro, Jose Marti ve Jose Carlos Mariategui gibi düşünür ve filozoflar üzerinde durmaktadır. Kendisinin makale, yazı ve blogları Middle East Monitor, Mint Press News, Middle East Eye ve Upside Down World, Truthout, Irish Left Review, Gramsci Oggi, Cubarte, Rabble.ca, Toward Freedom, History Today, Chileno vb gibi yerlerde yayınlanmakta olup ayrıca farklı dillerde yaptığı çeviriler ve akademik makaleler bulunmaktadır.

 

 

Çeviri: Hüseyin Şahin

 

www.medyasafak.net

 

 

Öne Çıkan Haberler

ÖZEL: Hizbullah'ın Suriye ve Irak'ta şehit düşen 12 efs

hizbullah-dvd-12.1-fawzi-ayyoub.jpg

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg