slogan
     

Akıl ve aşkın rivayeti: Dr. Gulam Hüseyin İbrahimi Dinani ile söyleşi (1)

14 Ekim 2017 Cumartesi

"Galiba daha sonra Allame Tabatabai ile Henry Corbin’in Tahran’daki oturumlarına da katıldınız. Üstat Mutahhari de o oturumlara katılıyor muydu?..."

 

 

 

Monazereh.ir

 

 

 

Araştırıcı ve nüfuz edici gözleri adeta her şeyin varlığını yarmak ve kâinatın nedenini öğrenmek istiyordu. Açıklamaları sıcak ve çekici, varlığı heyecan vericiydi. Acılı ve tedirgin dış görünüşünün arkasında bir tatlılık ve güzellik denizi dalgalanıyor. Doğruyu söylemeyi ve açıklığı beğendiği kadar, doğru söz ve mantık karşısında da teslim oluyor.

 

Bunlar, bir gün ergenlik çağında öğrencilik aşkıyla köyü olan Dinan'daki ilkokul derslerini yarım bırakıp din bilginleri zümresine katılmak için İsfahan'daki ‘Nimaverd' dini ilimler okuluna giden filozof ve araştırmacının ne bir eksik ne de bir fazla sıfatıdır.

 

Bu, ilerlediği yolda her tereddüde kapıldığında her defasında bir şeye veya bir kişiye duyduğu aşkla eskisinden daha güçlü olan; hayatında ve ilmi düşüncesinde yeni bir döneme giren kişidir.

 

Üstat Dinani bizim tarihimizdeki büyük bilgeleri hatırlatmaktadır. O kuşaktakilerin ilmi birikimleri sıradan ders ortamlarında ölçülemeyecek kadar geniş kapsamlıdır. O; fıkıh, felsefe ve irfanı kuralıyla öğreten bilginlerdendi ve sonunda bu her üçünün de tekliğine ve birbirine bağlılığına inandı. Bunun üzerine onları uzlaştırma yoluna adım attı. İman, burhan ve aşkı, bir üçgenin üç yüzü olarak gören filozoflara göre bunlar insanı kuşatmaktadır. Bu filozoflardan biri de çok uzak bir geçmişte olmayan Mola Sadra'dır.

 

İbrahim Dinani, havza-yı ilmiyedeki (dini ilimler medresesi) öğrenim döneminde meraklı çabalarıyla gittiği her yerde fıkhın, felsefenin ve irfanın büyüklerinden dersler aldı ve onlardan yararlandı. O dönemde ilmi liyakatinden dolayı havza-yı ilmiyede öğretim kürsüsü elde etti ve çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Ama bütün bunlar ona yeterli gelmiyordu.

 

Başka ufuklarda araştırmalar yapma ve başka ilmi ortamlarda olma şevki onu üniversiteye yöneltti. Ancak hiçbir zaman herhangi bir kimsede ya da herhangi bir yerde durmadı. Ayrıca araştırma ve öğretim faaliyetlerini sürdürdü, olgunluğunun zirvesinde kendi döneminin marifet saliklerinin yolunu aydınlatan çok değerli eserler meydana getirdi.

 

Dr. Gulam Hüseyin İbrahimî Dinanî, şu an 80'li yaşlarında olgun, canlı, güçlü bir şekilde hala marifet pınarının berrak sularını susamış toplum için akıtmaya devam ediyor. Bu bölümde okuyacaklarınız bizim Üstat Dinani ile Dr. Perviz Abbasi Dakani ve Muhammed Cevad İsmaili'yle birlikte yaptığımız iki söyleşiden oluşmaktadır. Bu söyleşinin akıl, aşk ve iman yolunun tüm yolcuları için bir ışık olması umulur.

 

Üstat Gulam Hüseyin İbrahimi Dinani, hicri şemsi 1333 yılında (Miladi 1934) ‘Derçe' ateşgahı yakınlarındaki, İsfahan'a bağlı Dinan köyünde dünyaya geldi. O, doğum yeri olan Dinan'da ilkokula başladı. Ancak ilkokulu tamamlamadan kendi kişisel ilgisi ve kararıyla Dinan köyünden İsfahan'a gitti ve bu ildeki ‘Nimaverd' adlı tarihi medreselerin birinde havza eğitimi aldı. O, bu medresede sarf, nahiv, beyan ve bedii, mantık, Lume Şerhi ve biraz da fıkıh tahsili yaptı. Şeyh Muhammed Ali Habibabadi ve Şeyh Muhammed Hasan Necefabadi gibi hocalardan dersler aldı.

 

Dr. Dinani, yaklaşık 1954-55 yıllarında havza tahsiline devam etmek için Kum'a gitti. Orada, ‘Mekasib', içtihad (ders-i haric) ve usul dersleri okudu. Şeyh Abdulcevad Sedhi, Fekur Yezdi, Sultani Tabatabai, Mücahidi, Seyyid Muhakkik Damad, Ayetullah Burucerdi ve İmam Humeyni gibi büyük üstatlardan dersler aldı. O, Allame Tabatabai'nin özel öğrencilerindendir. Yıllarca o büyük tefsirci ve ariften tefsir, irfan, ‘Esfar', ‘Şifa' ve ‘Şerh-i Manzume' dersleri aldı. Akşamları Kum'da Allame Tabatabai'nin derslerine katılarak, ardından da Tahran'da Henry Corbin'le bir araya gelerek bilgisini arttırdı.

 

Dr. Dinani, dini ilimler talebeliği döneminde son derece meraklı, zeki ve başarılı bir din âlimiydi. Bu sebeple havza-yı ilmiyede öğretim faaliyetlerine de katılıyordu. Verdiği ‘Şerh-i Manzume' derslerine çok sayıda öğrenci topladı ve havzada kısa sürede parladı.

 

O, Kum havza-yı ilmiyesindeki öğrenimini sürdürüp klasik ilimler tahsil ederken aynı zamanda orta öğrenim diploması alıp Tahran Üniversitesi'ne girdi. Lisans diplomasını aldıktan sonra Kültür Bakanlığında çalışmaya başladı; Tahran liselerinin sekreteri oldu. O, üniversite öğrenimine devam etti, yüksek lisans yaptı. Tahran Üniversitesinde yaptığı doktorayı birincilikle tamamladı. Sonra Meşhed Rezevi Üniversitesi'nde dersler verdi. Bu kentte, maslahat gereği din âlimi elbisesini giymemeye başladı. Meşhed'de on yıl sürdürdüğü üniversite hocalığının ardından öğretim faaliyetlerine Tahran Üniversitesi'nde devam etti.

  

Doktor Dinani, hem havzada hem de üniversitede öğrenim görmüş son derece derin düşünceli bir bilim adamıdır, Havza ve üniversitenin birliğine öncülük etmiştir; irfan, felsefe ve İslami ilimler alanlarında dokuz aydınlatıcı araştırması yayımlanmıştır. Doktor Dinani halen, bazı araştırma kurumlarındaki araştırma, inceleme ve telif çalışmalarının yanı sıra Tahran Üniversitesi'nde ders vermeye de devam etmektedir.

 

Keyhan-ı Ferhengi, bu söyleşiyi kabul buyurduğu için Sayın Dr. Dinani'ye çok teşekkür eder. Aynı şekilde toplantıya katılarak bu söyleşiye katkıda bulunan Sayın Dr. Dakani ve Sayın Muhammed Cevad İsmaili'ye de şükranlarını sunar. Sayın Üstat Dinani'nin doğumundan, ailesinden ve öğreniminden bahsederek başlamasını rica ediyoruz.

 

- Üstat Dinani: Bismillahirrahmanirrahim, ben 1934 yılında İsfahan'a bağlı Dinan köyünde doğdum ve bu köyde ilkokula başladım. Ailem, sıradan bir Müslüman aileydi. Ben daha ilk çocukluk yaşlarımda henüz ilkokulu tamamlamadan dini ilimlere ve talebeliğe ilgi duymaya başladım.

 

- Keyhan-ı Ferengi: O yaşta sizin dini ilimlere ve talebeliğe ilgi duymanıza sebep olan etken neydi?

 

- O dönemde her bölgenin kendine ait bir din âlimi vardı. Babam, Dina çevresindeki âlimlere de gider gelir, bazen ise onlar bizde misafir olurdu. Babam bazen evde âlimlerle özellikle de bir âlimin ilim ve takvası konusunda sohbet ederdi, bu konuşmalar da bende etki bırakırdı. Babamın sözleri bir yana, o sırada ilkokulda okuma yazma öğrenirken elime geçen bir kitap beni çok etkiledi. O kitabın elime nereden geçtiğini bilmiyorum. Başı ve sonu olmayan bir kitaptı. “Bu eski kitabın başı ve sonu düşmüştür” diyordu. Bu benim gibi basit bir zihni olan bir köylü çocuğunu çok etkiledi. O kadar ki bu kitap gece gündüz beni kendisiyle meşgul ediyordu.

 

- Kitabın özelliklerinden biraz bahseder misiniz?

 

- Kitap, çeşitli şiirlerden oluşan bir antolojiydi, düzenleyicisi belli değildi. Kitapta Ebu Said Ebu Hayr'ın rubaileri, Sehabi Esterabadi ve Mirza Taki ya da Mirza Taki Kemerhai adlı bir kişi vardı. Ben o sırada okuma yazmayı yeni öğrenmiştim, bu şairleri tanımıyordum. Hatta bazı kelimeleri doğru telaffuz edemiyordum. Ama bu rubailerin, özellikle de Ebu Said'in rubailerinin beni çok etkileyen şeyler olduğunu hissediyordum. Sonraları büyüdükçe Ebu Said'i tanıdım. Ama hala Sehabi Esterabadi'nin kim olduğunu bilmiyorum, yani incelemedim.

 

- Dr. Dakani: Safevi dönemi şairlerindendir üstat.

 

- Her halükarda rubaileri çok sarsıcıdır. O dönemde bu tür düşüncelere özel bir ilgi duyduğumu fark ettim. Bu düşüncelerin irfani düşünceler olduğunu daha sonraları anladım. O zamana kadar buna bir isim bulamıyordum. Bu ilgi ve babamın âlimler hakkında ‘iyi adamlardır' şeklindeki sözleri, gidip onlar gibi olayım şeklinde bir iştiyak meydana getirdi bende. Onlar nerede ders görüyorlar diye sordum, Nimaverd medresesinde dediler ve bu şekilde ben de İsfahan'daki Nimaverd medresesine gidip öğrenim görmeyi istedim.

     

- Anneniz, babanız medrese öğrenimi görmenize karşı çıkmadı mı?

 

- Babam bir şey demedi, Nimaverd medresesine gidip öğrenim görmemi olumsuz karşılamadı, ama yardım da etmedi. İyi olur diyor ama gitmem için de herhangi bir adım atmıyordu. O, çok iyi bir adamdı ama çocuklarıyla fazla ilgilenmezdi. Daha çok kendi işleriyle meşguldü. Çocukları çok fazlaydı. Annem de gitmemle fazla ilgilenmedi. Ama kardeşlerim karşıydı.

 

- Niçin?

 

- Ben İsfahan'a gidersem evdeki işleri yapacak bir kişi eksilmiş olacaktı. Bu yüzden benim öğrenim için İsfahan'a gitmeme karşı çıktılar. Sonuç olarak her ne olursa olsun hatta ister şiddet uygulasınlar ister küssünler ben İsfahan'daki Nimaverd medresesine gitmeye karar verdim. Bunun üzerine babam beni Nimaverd medresesindeki bir dostuna emanet etti, o da kabul etti. Ben buraya gittiğimde onun odasına gittim ve iki üç ay orada kaldım, daha sonra bana başka bir oda tuttu ve ben de bağımsız oldum.

 

Orada birkaç ay ders okuduktan sonra ortamdan, çevredeki her şeyden dolayı hayal kırıklığı yaşadım, oranın benim tasavvur ettiğim gibi bir yer olmadığını gördüm ve biraz pişman oldum. Ama pişmanlığın faydası yoktu, çünkü geri dönersem düşmanı sevindirecektim! Kendi kendime dedim ki ben onca muhalefete rağmen buraya geldim şimdi geri dönersem namertlik olur! Ne olursa olsun kalıyorum. Kaldım ve yavaş yavaş, edebiyat dünyasıyla, sarf, nahiv, meani ve beyanla dostluk ve irtibat kurdum.

 

- Nimaverd medresesindeki hocalarınız kimlerdi?

 

- Hocalarımdan biri merhum Şeyh Muhammed Ali Habib Abadi, diğeri merhum Hac Şeyh Abbas Ali Habib Abadi idi. Onlar, o dönemin örnek edebiyat üstatlarıydı. Ben ‘Muğni'nin bir bölümünü ve ‘Mutavvel' kitabını onların yanında okudum. ‘Lume Şerhi'nin birinci cildini de merhum Üstat Şeyh Muhammed Hasan Necefabadi'nin yanında tahsil ettim. Tabi başka hocalarım da oldu.

 

- İsfahan'daki havzada hangi dersler size çekici geliyordu?

 

- ‘Mutavvel' (Taftazani'nin belağat kitabı, çev.) ve ‘Muğni' derslerine başladığımda bende yeni bir cazibe başladığını gördüm. Onlarda bir maarif olduğunu hayretler içinde gördüm. Elbette bu dersler zahiren edebiyat, sarf, nahiv meani ve beyanla ilgiliydi; ama benim inancıma göre onlarda bir maarif vardı. Benim önüme yeni bir dünyanın kapıları açılmıştı. Yani bende edebiyat cazibesi yaratmıştı.

 

Bu dersler bende bir edebiyat aşkı meydana getirdi ve kendi kendime, talebeliğin ne sorunu olursa olsun bu dersler kadar önemli değil ve devam etmeğe değer dedim ve devam ettim.

 

- Üstat İsfahan havzası tahsilinden sonra hangi yıl ve hangi düşünceyle Kum'a gittiniz?

 

- Tabi, Kum'da daha büyük bir havza-yı ilmiye olduğunu duymuştum. Bu yüzden havza tahsiline devam etmek için sanırım 1954-55'te Kum'a gittim. Tabi Kum'a gidişim de sorunsuz olmadı, ama her halükarda oraya gittim.

 

- Kum'da hangi derslere devam ettiniz?

 

- Ben Lume Şerhi'nin ilk cildini İsfahan'da okumuştum. Kum'da ikinci cildi ve Reasil'i okudum.

 

- Allame Tabatabai ile gece oturumları hangi eksendeydi?

 

- Orada derin meseleler söz konusu edilirdi. Oradaki dersler sıradan felsefe ve irfan değildi. “Haric-i felsefe” ve “haric-i irfan”dı (yani konuların içtihad seviyesinde ele alındığı, eleştirel yaklaşımı içeriyordu; havzada ders-i hariç içtihad aşamasından önceki derslerin teknik adıdır, çev.) . ‘Mekasib' ve Sutuh'u ‘Kifaye''ye kadar okudum. Bir müddet de fıkıh ve usul okudum ve ders-i harice gittim. Artık bir anlamda yola çıkmıştım. Kum'u bilirsiniz bir deniz gibidir. Kum'da bulunduğum dönemde bir süre sonra bende ikinci bir tereddüt oluştu.  Okuduğum, öğrendiğim bu derslerden sonra hala eksiklerin olduğunu, tüm maarifin bu olmadığını hissettim. Kendi kendime dedim ki fıkıh budur. Bu dersleri ne kadar okursan o kadar iyi olursun; ama yine de budur işte, daha fazlası değildir. Usul ilminin kuralları bunlardır.

 

Bu dairenin dışında bir şey olduğunu ve onun bu dairede olmadığını hissetim; ama ne olduğunu bilmiyordum. O dönemin talebeleri de sadeydi. Bugünün talebeleri gerçi eskinin talebeleri kadar derinlikli değil, ama çok daha çeşitlidir.

 

Ben o dönemde Şerh-i Manzume'yi farklı bölümler halinde okumuştum. Allame Tabatabai'nin de Kum'da şöhreti vardı. Ben onun tefsir ve ‘Esfar' [Molla Sadra'nın Esfar-ı Erbaa adlı eseri] derslerine gittim. Allame Tabatabai'nin sözlerinin çok farklı olduğunu gördüm. İşte bunun üzerine o ikinci tereddüdüm yeniden bir aşka ve cazibeye dönüştü. Bu yeni aşk, felsefe aşkı ve Allame Tabatabai'nin şahsına yönelik bir ilgiydi. Gördüğünüz gibi benim tahsil hayatımda zaman zaman bir tereddüt oluşuyor ve bir kez daha yeni bir aşk beni yola devam etmeye sürüklüyor.

       

- Siz Allame Tabatabai'nin yalnızca bu iki dersine mi gidiyordunuz yoksa onun başka derslerini de alıyor muydunuz?

 

- Allame Tabataba'nin ‘Esfar' dersleri, yapılan baskılar sebebiyle Ayetullahu'l-Uzma Burucerdi'nin talimatıyla sona erdirilince Allame bu kez ‘Şifa' [İbn Sina'nın Şifa kitabı] derslerine başladı. Elbette ben Allame'nin dersi sona erdirildiğinde de onun öğrencisiydim. Daha sonra yavaş yavaş gece dersleri başlayınca ona da katıldım. Bu dersler seyyardı, haftada iki gece evlerde yapılıyordu ve bir elin parmakları sayısı kadar kişi buna katılıyordu. Önceleri benim yakın dostlarım bu derslere gidiyordu. Ben onlar tarafından Allame Tabatabai'ye tanıtıldım. O dönemde bir kişinin böylesine çok özel bir derse katılabilmesi için o derse katılan birinin onu Allame'ye tanıtması ve önermesi gerekiyordu. Eğer Allame onu kabul ederse, ancak o zaman derse katılabiliyordu. Ben de dostlarımdan biri tarafından önerildim ve Allame de gelsin diye buyurdular.

 

- Bu dersler niteliğini açıkladığınız üzere çocukluğunuzda sizin zihninize nakşolan o arifane rubailerin yer aldığı kitap gibi değil miydi?

 

- Evet, o şiirler ve daha sonra okuduklarım ve peşinde olduğunu düşündüğüm her şey.

 

- Allame Tabatabai'nin gece derslerinin konusu neydi?

 

- Orada derin bir fikir söz konusu edilirdi. Oradaki dersler, sıradan felsefe ve irfan değildi. Bizim normalde haric-i fıkıh ve usul derslerimiz var; fakat sıradan felsefe ve irfandan farklı bir haric-i felsefe ve irfan dersimiz yok. O oturumdaki derslerimiz bu isim altında tanıtılmasa da ‘haric-i felsefe' ve ‘haric-i irfan'dı. Bu dersler yıllarca devam etti.

 

- Siz yıllarca Allame Tabatabai ile irtibat halinde oldunuz. Onun kişisel özelliklerinden ve şahsiyetinden bize biraz bahseder misiniz?

 

- Dostlar Allame Tabatabai'den bahsederken daha çok onun felsefe, irfan, tefsir veya zühd yönüne ağırlık veriyorlar. Ancak gaflet gösterilen şey Allame'nin özgürlükçülüğüdür. Ben onun bu yönünü başkalarında çok az gördüm. Belki de şimdiye kadar görmedim. Gerçek şu ki ben Allame Tabatabai gibi özgür düşünceli bir kişi görmedim. Bana inanın. Ben Batı'yı gördüm, Batı felsefesini de çok iyi tanıyorum. Şunu iddia edebilirim ki Batı felsefesinde de Allame Tabatabai gibi özgür düşünceli biri bulunamaz. Benim bu sözümü abartı olarak görmeyin. Bu, elbette özel ortamlarda böyleydi. Genel ortamlarda zahiri nasılsa öyleydi; zahirden bir zerre şaşmazdı, zahiri söyler ve ona göre anlam verirdi. Fakat özel ortamlarda özgür ve bağımsızdı. Meseleleri tam bir özgürlük içinde tahlil ederdi; çünkü muhatabına güvenirdi. Allame'nin o dersleri benim için çok cazipti ve bu cazibe hiçbir zaman bitmezdi. Ben o toplantılardan çok yararlandım. Evet, bu benim talebelik maceralarımdandı.

 

- Dr. Dakani: Üstat, sizin Üstat Mutahhari ile tanışmanız nerede oldu, siz onunla ortak dersler mi aldınız?

 

- Elbette Şehit Mutahhari herkesin tanıdığı bir şahsiyetti. Talebeler onu erdemli bir kişi olarak tanırdı, biz de eserlerini okurduk. Ama o Tahran'daydı, biz ise Kum'da Alleme Tabatabai'nin öğrencisiydik. Şehit Mutahhari o dönemde Kum'da olmadığı için onun öğrencisi olamadım. Tahran Üniversitesi'ne gittiğimde orada hocaydı, ancak ben ondan ders almamıştım. O dönemde Tahran Üniversitesi'nde üç kişi ders veriyordu. Biri Üstat Mutahhari, biri Dr. Melikşahi, diğeri de Dr. Cevad Muslih idi. Benim derslerimin çoğuna Dr. Cevad Muslih girerdi, hatta doktora tezi danışmanım da oydu.

   

- Keyhan-ı Ferhengi: Üstat Mutahhari'nin eserlerini okuduğunuzdan bahsettiniz, o dönemde onun hangi eserlerini okumuştunuz?

 

- Şu an hepsini net hatırlamıyorum. Makalelerini okumuştum. Ayrıca ‘Felsefe'nin İlkeleri ve Realizm Yöntemi'ne yazdığı dipnotları okumuştum.

 

- Galiba Üstat Mutahhari de Allame Tabatabai'nin bahsini ettiğiniz gece derslerine katılıyordu öyle değil mi?

 

- Evet ama o gece oturumlarında Allame Tabatabai farklı kurlar oluşturmuştu. Üstat Mutahhari bizden önceki kurdaydı ve ona katılıyordu.

 

- Sizin Allame Tabatabai ile dersiniz yöntem, siyak ve içerik bakımından önceki dersin devamı mıydı?

 

- Hayır, dersin yöntemi ve siyakı bizim zamanımızda değişmişti. Bizden önceki dersler daha çok o dönemde gündemde olan Marksizm meselesine yönelikti. Fakat bizim dönemde o mesele tamamlanmıştı. Daha çok saf felsefi meseleler söz konusu edilirdi. Biz dersleri istediğimiz şekilde ilerletirdik. O derslerde biz meseleleri söz konusu eder ve cevaplar alırdık.

 

- Acaba o gece dersleri de yazılıp yayımlandı mı?

 

- O derslerde herkes kendisi not tutuyordu. Ama resmi olarak hayır herhangi bir şey yayımlanmadı. Benim de notlarım var ama onları yayımlamadım.

 

- O derslerdeki tanınmış simalardan kimleri hatırlıyorsunuz?

 

- Sayın Hasanzade Amuli ve Sayın Cevadi Amuli de o derslere geliyorlardı.

 

- Galiba daha sonra Allame Tabatabai ile Henry Corbin'in Tahran'daki oturumlarına da katıldınız. Üstat Mutahhari de o oturumlara katılıyor muydu?

 

- O oturumlara bazen Üstat Mutahhari de katılırdı ama düzenli gelmezdi. Evet, bizim merhabamız vardı ve kendileri de bana çok teveccüh ederdi. Tahran'a geldiğimde görüşürdük, bazen ben onunla istişare ederdim.

 

- Sizinle Üstat Mutahhari'nin hemen hemen ortak bir çizgide ilerlediğinizi söyleyebilir miyiz?

 

- Şu farkla ki o resmi olarak üniversite aşamalarını geçmemişti, başka bir çizgide gitmişti. Yani üniversiteye girip oradan diploma almamıştı.

 

- Dr. Dakani: Üstat, siz İmam Humeyni'den de ders aldınız mı?

 

- Evet aldım. Kum'da olduğum dönemde yaklaşık on yıl ondan bir dönem fıkıh, usul ve ders-i haric aldım.

 

- Keyhan-ı Ferhengi: İmam'ın felsefe ve irfan derslerinden hiç yararlanmadınız mı?

 

- Bizim dönemimizde İmam, kesinlikle felsefeden bahsetmez ve bu konuda ağzını açmazdı.

 

- Dr. Dakani: Niçin?

 

- İmam, o dönemde bazı sebeplerden dolayı bu iki dersi bırakmıştı. Biz bazen bayramlarda hocalarımızın evine uğradığımız gibi İmam'ın evine de giderdik. Orada bazen İmam'ın görev hissedip felsefe ve irfandan söz etmesini sağlamak için hile-i şeriye yapar, şüpheler dillendirirdik; ancak biz bu konulara girdiğimizde İmam yüzümüze bakar ve sessiz kalır, hiçbir şey söylemezdi. Ama eğer fıkha ve usule dair meseleler söz konusu edersek konuya girer ve açıklardı.

 

- Keyhan-ı Ferhengi: Şimdi sıra hocalarınıza geldi, lütfen Kum'daki diğer hocalarınızdan da bahseder misiniz?

 

- Kum'da, muhtemelen beş ya da altı ay Ayetullahu'l Uzma Burucerdi'nin derslerine katıldım. Onun dersleri çok kalabalık ve vakit alıcıydı. Dersin tatilleri çok oluyordu zira sağlık durumu müsait değildi. O zamanda havzadaki üstatlar birkaç kişiydi. Mesele Sayın Muhakik Damad, Sayın Şeriatmedari, Sayın Golpayigani ve İmam Humeyni. Ben felsefeyi Alleme Tabatabai'nin yanında okudum; tabi başka hocalarım da vardı.

 

- Dr. Dakani: Üstat Refii Kazvini'den de ders aldınız mı?

 

- Evet o yıllarda meraktan dolayı da onun yanına gidiyordum. Refii Kazvini'nin büyük bir filozof olduğunu ve Kazvin'de olduğunu duymuştum. Üç dört yıl boyunca yazları, Kum'daki havza-yı ilmiye tatil olduğunda onun yanına giderdim.

 

1340'tan 1345'e kadar yazları üç ay Kazvin'e onun yanına giderdim. Daha sonra Tahran'a geldi, onu görmeye gittim, daha sonra ise gitmedim.

 

- Dr. Dakani: Onu ilmi açıdan nasıl gördünüz?

 

- Sayın Refii Kazvini, Molla Sadra'nın eserlerine, özellikle Esfar'a çok hâkimdi. Ayrıca üslubu ve anlatımı çok güzeldi. Ama Allame Tabatabai'nin özgür düşüncesinin binde birine sahip değildi. Bir İslam âlimi ölçeğinde kayıtları vardı. Allame Tabatabai de İslam âlimiydi; ama Molla Sadra'nın kitaplarının dışındaki meseleler Refii Kazvini'ye sorulamazdı.

 

- Dr. Dakani: Üstat sizce yöntem açısından Allame Tabatabai'nin üniversite hocalarıyla olan irtibatlarından dolayı bu özgür düşünce boyutu güçlenmiş olamaz mı? Refii Kazvini'nin ise üniversite hocalarıyla hiçbir irtibatı yoktu.

 

- Bu, güzel bir soru, kuşkusuz bunun hiç etkisinin olmadığı söylenemez. Ama Allame Tabatabai zaten özgür düşünceli olduğu için gelip üniversitelilerle temas kuruyordu. Temas kurmayabilirdi de. O, zaten özgür düşünceli biri olduğu için Batılı düşünürlerle temas kurmaktan çekinmediği gibi hatta bunu çok olumlu buluyordu. Tabi bu temaslar da onun düşüncesinin daha da özgürleşmesine etki yapmış olabilir.

 

- Keyhan-ı Ferhengi: Allame Tabatabai'nin irfan hocası merhum Seyyid Ali Gazi'ye olan ilgisi dikkate alındığında Allame Tabatabai bu özgür düşünceliliği hocası Seyyid Ali Gazi'den almış olabilir.

 

- Evet, sebebi de bu olabilir. Allame Tabatabai bir arifti. Arifçe bir varesteliği vardı. Kendisinin sahip olduğu özgür düşünceliliğe bir de bu irfani varesteliği ekleyin. Bu sıfatlar biraz da kişilerin zatıyla ilgilidir.

 

 

Devam edecek…

 

 

 

 

Çeviren: Hüseyin Mahir

 

 

www.medyasafak.net

 

 

 

Öne Çıkan Haberler

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg

ÖZEL: FHKC Siyasi Büro Başkanı Semir Loubani, Filistin

C7rqqs3XQAEqSTZ.JPG

ÖZEL: Enis Nakkaş Medya Şafak'a konuştu

thumbnail_17424786_10155120138019666_3732111168710872410_n.jpg