Siyonizm musibeti: Tarihten ders almak

Siyonizm musibeti: Tarihten ders almak
Günümüzün dramasında kötü çocuklar ABD-İsrail-Suudiler iken, karşılarındaki tek güvenilir barışçıl aktör İran’dır. 1930’lu yıllarda algılanan tehdit, Avrupa’ya musallat olan “komünizm hayaleti” idi, şimdi ise yegane anti-emperyalist Müslüman devlet olan İran’a indirgenmiş halde. O dönemde Sovyetler Birliği barış yanlısı olduğu halde, terörizm ve komünizm eşit görülürdü.

 

 

Eric Walberg

 

 

Crescent International

 

 

Siyonizm'in dünyaya ve özellikle İran'a karşı oluşturduğu tehdidi daha iyi anlamak için, izninizle tarihsel bir analoji kuracağım. Senaryo ürkütücü bir şekilde, 1930'ların sonlarını hatırlatıyor: o tarihlerde dönemin agresif, ırkçı devleti olan Nazi Almanyası'nın, dünya savaşı gündemine rağmen barışçıl komşularına karşı bencil, savaş yanlısı bir çizgi izlemesine izin verilmişti. Bu dramadaki aktörler, Nazi Almanyası ile, onun karşısında yer alan ve faşizme karşı tek güvenilir barışçıl direniş unsuru olan Sovyetler Birliği'ydi. Britanya, Fransa ve ABD, barışın karşısındaki tehdide karşı durmayı reddediyordu ve Nazilere karşı tek güvenilir direniş unsuru olmasına rağmen Sovyetler Birliği konusunda yanılgı içindeydi.

 

Günümüzün dramasında kötü çocuklar ABD-İsrail-Suudiler iken, karşılarındaki tek güvenilir barışçıl aktör İran'dır. 1930'lu yıllarda algılanan tehdit, Avrupa'ya musallat olan “komünizm hayaleti” idi, şimdi ise yegane anti-emperyalist Müslüman devlet olan İran'a indirgenmiş halde.

 

O dönemde Sovyetler Birliği barış yanlısı olduğu halde, terörizm ve komünizm eşit görülürdü. Oysa “düşman”, gerçek terörist, emperyalizmdi; yani Almanya'nın “barışçıl” Batı'da müttefikleri vardı.

 

Orada sosyalistlere ve komünistlere düşman diye baskı yapılırdı; yahut örneğin 1930'lu yılların Fransız sosyalist hükümeti, Nazilerin yüzünü Sovyetler Birliği'ne çevirmesi umuduyla İngiliz emperyalistlerine boyun eğecek kadar iradesizdi. Tarih onların çok hızlı bir şekilde şok yoluyla uyandırdı ve gerçek terörist tehdidin, emperyalist kulübün en agresif unsuru olan Nazilerin kurbanı oldular.

 

Bu drama, popüler Dunkirk (2017) filminde canlı bir şekilde gösterilir. Filmde, bahtsız İngiliz askerleri, Almanya'yla çatışmak için gerçekleşen gecikmiş bir girişimde mahsur kalır, mucizevi bir şekilde çoğu küçük özel botlar olan 800 botla kaçar, ancak çoğu bombalanır ve bu 3,500 ölümle sonuçlanır — barışın gerçek düşmanı konusunda yanılma sonucunda ödenen korkunç bir bedeldir bu.

 

Bugün, İslam'ın apaçık barışçıl doğasına rağmen terörizm ve İslam eşit olarak görülüyor. Terörizmin gerçek kaynağı konusunda yanılgı içinde olmak, 2. Dünya Savaşı'na giden yolu yeniden canlandırmaktır. Bu, yumuşak emperyalistlerin ve anti-emperyalist olması gereken, ancak emperyalizmin güçleriyle (yani ABD ve İsrail'le) birlikte hareket eden, Müslüman varsayılan (en başta da Suudi) yöneticilerin namert desteğiyle oluyor (tıpkı 1930'ların yumuşak emperyalistleri ve sosyal demokratları gibi).

 

Nasıl ki Naziler ancak dünyanın emperyalizmin bu ölümcül biçimine karşı birleşmesinden sonra yenilgiye uğratıldıysa, emperyalizmin şu andaki ölümcül biçimi – ABD ve İsrail – de ancak dünya birleştiği zaman yenilgiye uğratılabilir.

 

Tarih bizi gerçekliğimize uyandırıyor. Komünizm dini reddettiği için İran'da tasvip edilmez, ancak komünistler 2. Dünya Savaşı'nda Hitler'i yenmişlerdir (Batı bunu kendisinin yaptığını iddia eder, oysa bunu yapmamıştır).

 

Komünizmin zayıflığı dini reddetmesiydi, hem de Rus komünizminin Stalin'in ve öteki liderlerin “ikonalarıyla”, ritüelleriyle ve bayramlarıyla bir tür seküler hümanist din haline gelmiş olmasına rağmen. Post-modernizmden Post-sekülarizme: Yeniden doğan İslam medeniyeti isimli kitabımda ileri sürdüğüm üzere, gerçekte sosyalizmin ekonomi sistemi, Kuran'da öğütlenene çok yakındır. Bugün, iki düşünme biçiminin birbirine karşı olan anlayış eksikliklerini giderme zamanıdır.

 

İran bugün geçmişte Sovyetler Birliği'nin oynadığı rolü oynuyor ve Batı o zamanlar Sovyetler Birliği'ne neden düşmansa bugün de aynı nedenle İranofobik: çünkü İran barıştan yana ve emperyalizme karşı. Yol zorlu olsa da, samimi ve barışsever olmak en sonunda Siyonizm'e karşı galip gelecektir. İran'ın İslam'daki temeli seküler komünizmden çok daha güçlüdür ve İran'ın ilkeli duruşu sayesinde adalet hâkim olacaktır.

 

Ne yazık ki bugünün solcuları, İran'ın İslami bir devlet olarak oynadığı hayati rolü her zaman göremiyor. Solcular “İran'ın birleşik halkının hâkim diktatörlük rejimine karşı zaferi” çağrısı yapıyor. Peki ya “işgale karşı birleşik cephe” çağrısı? Olabilecek en kötü şey (ABD ve İsrail için değil) İslam Cumhuriyeti'nin zayıflaması olacaktır. Seküler solcular, İran'ın Batılı “post-modern ülkeler” gibi laik ve çok-partili bir devlet olması gerektiğini savunuyorlar ve bu, söz konusu “demokrasi” modelinin iflas etmiş olmasına rağmen böyle. Solcuların, İran'ı ana akım medyanın çarpıtma haberleri temelinde eleştirdiğini görmek acıdır. Bu, özellikle Sünni Müslümanların İran'ın İslam dünyasındaki rolünü ve emperyalizme karşı mücadelesini görüp kabul etmesini iki kat önemli hale getirmektedir.

 

 

Çeviri: İlyas Halitoğlu

 

www.medyasafak.net