slogan
  • Ana Sayfa »
  • ANALİZ »
  • Trump’ın İran yaptırımları işe yarayacak mı? / Yaptırımlar doların küresel hâkimiyetini tehlikeye atacak
     

Trump’ın İran yaptırımları işe yarayacak mı? / Yaptırımlar doların küresel hâkimiyetini tehlikeye atacak

4 Kasım 2018 Pazar

Bunlardan biri OilPrice.com’da 18 Eylül 2018’de yayınlanan “İran Yaptırımları Dolara Zarar Veriyor” (Iran Sanctions Are Damaging the Dollar) başlıklı makaledir. Yazarı Nick Cunningham, yaptırımların İran’ın ihracatını azalttığını doğrulamakla birlikte “sonu ABD dolarının gücünün aşınmasıyla sonuçlanabilecek uzun bir hikâyenin sadece ilk birkaç bölümündeyiz” uyarısında bulunuyor.

 

 

 

Kevin Barrett

 

 

crescent.icit-digital.org

 

 

“Donald Trump'ın Siyonistlerin planladığı İran karşıtı ticari yaptırımları etkili olacak mı?” Bu soru, New Horizons adlı sivil toplum kuruluşu tarafından 12-13 Mayıs 2018'de İran'ın Meşhed şehrinde gerçekleştirilen ve dünyanın önde gelen pek çok bağımsız entelektüelinin katıldığı “Kudüs/Filistin'in Ebedi Başkenti” başlıklı bir konferansta heyecanlı bir şekilde tartışıldı.

 

Filistin hakkındaki bir konferansta İran yaptırımları konusu niçin ele alınır? Bunun cevabı, hiç şüphesiz İran'ın Filistin direnişini destekleyen son büyük ülke olmasıdır. Trump'ın İran karşıtı politikası neredeyse tamamen Barak Obama'nın İran Nükleer Anlaşması (JCPOA) dahil Likud karşıtı politikalarını telafi etmek için Beyaz Saray'a sarı saçlı bir palyaçoyu yerleştiren Likud Siyonistleri tarafından yürütülmektedir.

 

Trump'un “koşer” damadı Jared Kushner, Filistin halkının Siyonist soykırıma tamamen teslim edilmesi için Likud'un arzuladığı politikaları takip etmekle görevlendirilmiştir. Kushner, Suudileri ve Birleşik Arap Emirliği'ni “Filistin sorununun nihai çözümü”yle vazifelendirdi. Mısır Firavunu Abdülfettah Sisi'nin Siyonistlerin işgali altında ve kanlar içindeki Mısır'ı da aynı gemidedir. Irak, Libya ve Suriye'nin hepsi 11 Eylül'le tetiklenmiş yıkım savaşlarıyla zayıflatılmıştır ve direnişe önderlik edecek bir pozisyonda değiller. Türkiye ve müttefiki Katar NATO işgalinden henüz kurtulmuş değildir ve bu nedenle anti Siyonist direnişe sadece çok az destek sunabilirler. Teslim olmayı reddeden Filistinlileri gururla ve kuvvetli bir şekilde destekleyen tek ülke İran'dır. Likudçuların İslam Cumhuriyeti karşısında komplo kurmaya bu kadar takıntılı olmalarının nedeni budur. Onların bu komplolarının nirengi noktası, İslami İran'ı ekonomik olarak zayıflatacağını ve “bir rejim değişikliğine”, 1979 İslam Devrimi'ni geçersiz kılacak Siyonist sponsorlu bir darbeye yol açacağını umdukları ticari yaptırımlardır.

 

Bu iki aşamalı yaptırımlar 2018 Kasım başlarında zirvesine ulaşacaktır. Kısa vadede bu yaptırımların İran ekonomisine ciddi zarar vermesi bekleniyor. Avrupalı politik liderler Trump'ı küçümseyip İran Nükleer Anlaşmasını desteklemelerine ve yaptırımları yasal yolla sonlandırmayı denemelerine rağmen, büyük Avrupalı şirketler ABD'yle aralarının açılması ve İran ticaretinden elde edecekleri paradan daha fazlasını kaybetme korkusu yüzünden Tahran ile ticareti kesmektedirler. Büyük Avrupa firmalarının hızlı çıkışı hiç şüphesiz İran ekonomisi üzerinde geçici bir rahatsızlık doğuracaktır.

 

Fakat ölmekte olan bir imparatorluğun Avrupa merkezli yanılsamalarına rağmen ABD ve Avrupa tüm dünya demek değildir. Rusya, Çin ve giderek bağımsızlaşan Türkiye, ABD yaptırımlarından uzak durmak ve Tahran'ın küresel ticaretteki boşluğunu doldurmak için AB'deki ortaklarından daha hevesliler. ABD ve Avrupa dışındaki ulusların çoğunun İran karşıtı yaptırımlardan çıkarı yoktur ve Avrupalılardan daha az kırılgandırlar. Aslında Rusya ve Çin dahil pek çok ülke bizzat ABD yaptırımlarına hedef olmaktadır! Bu ülkeler doların küresel rezerv para konumunu sarsmak ve tek bir gücü, Siyonist işgalinde olan ve kendi kabadayılığına direnen her ülkeye tek taraflı yaptırım uygulayan bir ABD doğurmayacak çok kutuplu bir para sistemi yaratmak için tüm nedenlere sahiptirler.

 

Dünyanın üretim devi Çin geçen Mayıs ayında 60 milyar dolarlık ticaret yaptırımına maruz kalmış ve bu durum dünyanın en büyük iki ekonomisi arasında gizli bir ticari savaşı tetiklemiştir. Ve ABD Rusya karşısında da 2014 yılından bu yana önemli seyahat yasakları, hesap dondurma ve ticari sınırlamalar uygulamaktadır. Bloomberg'e göre “bazı üst düzey Rus devlet bankalarının ve petrol ve gaz devleri dahil şirketlerinin ABD bankaları ve pazarlarından finans sağlamalarına etkili bir şekilde engel olunmuştur.” Ve Pepe Escobar'a göre de (Asia Times, 18 Ekim 2018) “Rus bireylerin ve firmaların Magnitsky yasasıyla yaptırıma uğraması yakında Çinlileri de şamil olacak.”

 

(Doların Britanya poundu yerine dünya rezerv parası olmasından sonra hegemonik statüsüne en büyük tehdit potansiyel bir BRICS parasından, Avro ya da komünistlerin ortaya attığı herhangi bir başka şeyden gelmedi. Bunun yerine iki petrol üreten ülkeden, ironik bir şekilde de dünya gayri safi milli hasılasının en büyük üreticilerinden biri olmayan ve petrolü dolar dışında bir parayla alıp satma tehdidinde bulunan Saddam Irakı ve Kaddafi Libyasından geldi. Libya tüm Afrika'da geçerli olacak, altına ayarlı bir para birimi teklif etti. Kaddafi öldüğünde Libya dünya gayri safi milli hasılasının sadece %0,4'ünü elinde tutmasına rağmen dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy bu planı küresel finansal sistem için tehdit olarak tanımlamıştı.)

 

Ayrıca 2018 Ağustos'undan bu yana çelik ve alüminyum gümrükleri gibi ABD yaptırımlarına maruz kalan Türkiye var. Ankara buna Rusya'ya daha çok yakınlaşıp Trump'ın İran yaptırımlarını açık bir şekilde ihlal edeceğini açıklayarak misillemede bulundu. Türkiye'nin ABD ve NATO ile uzun bir geçmişe dayanan güvenlik işbirliği bahis konusu olsa da Erdoğan Amerikan yaptırımlarını “sırta hançer” olarak adlandırmıştır ve Türkiye Rus S-400 savunma sistemini satın alma sözünde durmaktadır.

 

Bununla birlikte dünya ülkelerinin çoğunluğu Trump'ın İran yaptırımlarını delmeye odaklanacaktır. Bunun kısa süreli sonucu İran'ın yaptırımlara rağmen dünya ile ticaret kapasitesindeki aşamalı artış olacaktır. ABD'nin dolar hegemonyası ve imparatorluğu için doğuracağı orta ve uzun vadeli sonuçlar ise öldürücü olabilecektir.

 

Geçmişte ABD doları ve Amerikan imparatorluğunun muhtemel ölümü konusu sadece alternatif medyada tartışılıyordu. GlobalResearch.ca, VeteransToday.com ve LegitGov.org gibi kaynaklar açık bir şekilde Amerikan savaşları ve rejim değiştirme operasyonlarının sadece Siyonizm karşıtlarını değil Siyonist bankerlerin hâkimiyetindeki petrodolar hâkimiyetini ve Batı kontrolündeki para sistemini zayıflatmak isteyen ulusları da hedeflediği gerçeğini yazıyorlardı. Mesela WikiLeaked'de yayınlanan mailler, Hillary Clinton'ın Kaddafi'nin devrilip Libya'nın yıkıma uğratılmasının gerçek nedeninin “insan hakları” değil de altın dinarının Batı para sistemi için arz ettiği tehdit olduğunu itiraf ettiğini göstermişti.

 

Bugün ana akım kaynaklar da açık bir şekilde Trump'ın kaotik yaptırımlarının dolar sisteminin çöküşüne yol açabileceği endişesini yazıyorlar. Bunlardan biri OilPrice.com'da 18 Eylül 2018'de yayınlanan “İran Yaptırımları Dolara Zarar Veriyor” (Iran Sanctions Are Damaging the Dollar) başlıklı makaledir. Yazarı Nick Cunningham, yaptırımların İran'ın ihracatını azalttığını doğrulamakla birlikte “sonu ABD dolarının gücünün aşınmasıyla sonuçlanabilecek uzun bir hikâyenin sadece ilk birkaç bölümündeyiz” uyarısında bulunuyor.

 

Cunningham tüm küresel alışverişin tahmini %88'inin dolar ile yapıldığını, bu nedenle dolara talebin aşırı bir şekilde arttığını kaydediyor. Dolara bu aşırı talep ABD'ye istediği miktarda yeşil para ve bunun dijital karşılığını -esasında değersiz olan- basarak karşılığında değerli mallar ve hizmet alma imkânı veriyor. ABD imparatorluğunun “hiçbir şeyden trilyonlarca dolar değerinde gerçek değer yaratma becerisi” olmaksızın şişkin ordusu, en az 70 ülkedeki 900 askeri üssü ve Siyonist İsrail'in düşmanlarını yok etme amaçlı yaklaşık 7 trilyon dolarlık savaşları için ödeme yapamayacağı yaygın olarak kabul edilmektedir.

 

Cunningham İran yaptırımlarının dolar hegemonyasının bugüne kadar yüzleştiği en büyük tehdit olduğunu iddia ediyor. Yazar uzun bir liste oluşturan ülkelerin -aslında ABD ve Anglo-Saxon yardakçıları hariç tüm dünya- yaptırımları delip İran ile ticaretlerine imkân verecek geçici çözümler geliştirmeye odaklanacakları öngörüsünde bulunuyor. Ve “Her ne kadar bu çözümler muhtemelen tek başına oyun değiştirici olmayacaksa da bunların birikmiş etkisi Washington'un küresel finansal hâkimiyeti için önü alınamaz bir bitiş olacak” diye uyarıyor.

 

Evet, İran acı çekmeye devam edecek, fakat bu aşamalı olarak son bulacak. Kur'an-ı Kerim'in Hz. Peygamber'e ve tüm salihlere vadettiği gibi “Şüphesiz zorlukla beraber kolaylık vardır.” (105 / 5-6)

 

Ekonomik sorunlar potansiyel bir memnuniyetsizlik yaratacağından ve Siyonist propaganda gençleri ve zayıfları hedeflediğinden İslami İran, stratejik avantaja sahip olduğu ve Allah'ın izniyle muzaffer çıkacağı uzun erimli mücadelesinde tüm nüfusunu bir araya getirebilecek etkili yollar bulmak zorunda kalacak.

 

 

Çeviri: Medya Şafak

 

 

Öne Çıkan Haberler

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg

ÖZEL: FHKC Siyasi Büro Başkanı Semir Loubani, Filistin

C7rqqs3XQAEqSTZ.JPG

ÖZEL: Enis Nakkaş Medya Şafak'a konuştu

thumbnail_17424786_10155120138019666_3732111168710872410_n.jpg