slogan
     

"Suudi Arabistan Rejimi Niçin Ayakta Kalamayacak?"

24 Temmuz 2012 Salı

"Ülkede basın devletin gözetimindedir. Basın organları, yönetimin uygulamalarının propagandasını yapmaktadır. Suudi saltanat ailesine mensup 7 bin kişi, 22 milyondan fazla Arabistan vatandaşına hükmetmektedir."

http://www.medyasafak.com/resim/haber/Saudi-king11_648261300227.jpeg
Suudi Arabistan Rejimi Niçin Ayakta Kalamayacak?

Cevad Hakgu

irdc.ir

 

Arabistan toplumu, mevcut şartlarında farklı bir döneme girdi. Son günlerde muhalefetin artması, yakın gelecekte büyük değişimlerin olacağını müjdeliyor. Yarımadanın Şiilerin yaşadıkları doğu bölgelerinde muhalefetin yayılmasının yanı sıra Medine ve Rabia gibi başka bölgelerde de muhalefetin devam etmesi, Arabistan siyasetinin iç durumu ve ayrıca bölgesel ve uluslararası kaos, siyasî, kültürel ve ekonomik alanlarda kendine özgü bir tarzı olan bu ülkede köklü değişimlerin ortaya çıkmasına altyapı hazırladı. Bununla birlikte, yarımadadaki mevcut durumu gerçekçi bir bakış açısıyla analiz etmek, ülkeyi iç (ulusal), bölgesel ve uluslararası düzeyde analiz etmekle mümkün olacaktır.

“Toplumu” ve “kendi has siyasî yapısı” göz önüne alındığında Arabistan’daki hâkim siyasî rejimin şimdiki ve gelecekteki durumunu ulusal bakış açısıyla analiz etmek, diğer iki analiz tarzıyla kıyaslandığında katbekat daha önemlidir. Arabistan toplumu ve siyasî düzeni bugün iki önemli meseleyle karşı karşıyadır: Birincisi, toplum mevcut duruma şiddetle muhaliftir. İkincisi, Arabistan siyasî düzeni, veliaht krizinde açıkça görünür hale gelen nevi şahsına münhasır bir kriz ortamıyla yüz yüzedir. 

Arabistan’da halk muhalefeti, birçok İslam ülkesinde başlayan İslamî uyanış dalgasıyla potansiyel bir durum olmaktan çıkmış ve radikal bir hal almıştır. Bu durum, her ne kadar Şiilerin yaşadıkları bölgelerde daha şiddetli bir hal almışsa da, çok sayıda karine, muhalif hareketin yarımadanın diğer bölgelerine yayılacağını haber vermektedir. Arabistan’da hâkim olan siyasî rejim ve bu rejimin uygulamaları, uzun yıllardan beri, yarımada halkının, bilhassa Şiilerin memnuniyetsizliğini beraberinde getirmiştir. Suudi Krallığı’nın kurulduğu 1932 yılından itibaren Arabistan’da mutlak monarşi siyasî bir model olarak kabul edilmiştir. Arabistan’da siyasî parti, meclis ve seçim yoktur. Âl-i Suud Kraliyet Ailesi, Arabistan üzerinde mutlak otoriteye sahiptir. Nitekim Arabistan’ın on üç eyaletinin başında Suudi prensleri bulunmaktadır. Arabistan’da muhalif hareketler şiddet kullanılarak bastırılır. Ülkede basın devletin gözetimindedir. Basın organları, yönetimin uygulamalarının propagandasını yapmaktadır. Suudi saltanat ailesine mensup 7 bin kişi, 22 milyondan fazla Arabistan vatandaşına hükmetmektedir. Saltanat ailesi, ülkeyle ilgili bütün hassas faaliyetleri elinde bulundurmanın yanı sıra, petrol ve gaz satışından elde edilen yüklü bir servete sahiptir ve ülke yönetimini, seçimle işbaşına gelmiş herhangi bir devlet biriminin veya doğrudan halk gözetimi olmaksızın elinde tutmaktadır. Bütün bunlar Arabistan toplumunun sosyal ve siyasî durumunun yalnızca görünen kısmıdır. Bugün küreselleşmenin de etkisiyle Şiisiyle Sünnisiyle bütün Arabistan halkının öteki Arap toplumlarıyla birlikte şimdiye değin görmezden gelinmiş, çiğnenmiş birincil sosyal haklarını talep ettiklerini görüyoruz. Bütün bunlara yarımadanın doğusunda sükûnet eden Arabistan Şiilerinin daha özel durumunu eklememiz gerekir. İşaret ettiğimiz bütün bu zulümlere ek olarak Şiiler, mezhepsel farklılıkları yüzünden daha fazla zulme maruz kalmışlardır.

Arabistan nüfusu, yapılan son sayıma göre 22 milyona yakındır. 22 milyonluk nüfusun dört milyondan fazlasını ise Şiiler oluşturur (bu rakamlar Suudi hükümeti tarafından ilan edilen sayım sonuçlarına göre verilmiştir, dolayısıyla güvenilirliği bulunmamaktadır. Birçok araştırmacıya göre Arabistan’da Şii nüfusu bu rakamın çok üzerindedir). Buna karşın bu Şii nüfus, Kuveyt, Yemen, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Şii nüfustan fazladır. Doğu Hicaz Şiileri, Arap mürteci reisleri aleyhine her türlü siyasî, hatta askerî tahrikte bulunma gücüne sahipler. Arabistan’da azınlık olmalarına karşın Şiiler, stratejik bölgelerde ve Kuvar, Katif ve Ahsa gibi petrol bölgelerinde yaşadıklarından üstünlük kazanmışlardır. Bütün bunlar, Arabistan toplumunun geri kalanının sessiz kalmayı seçmesi ve Sünnilerin Suudi hükümetinden razı olması durumunda dahi, Şiilerin köklü değişiklikler yapabilecek potansiyele sahip oldukları anlamına gelmektedir. 22 milyonluk Arabistan nüfusunun yaklaşık 8 milyonunun yabancı uyruklu olduğu göz önüne alındığında bu üstünlüğün önemi ikiye katlanmaktadır.

Arabistan toplumunun devrimci özelliğinin yanı sıra Arabistan içinde faal olan başka bir unsura da işaret etmemiz gerekir. Arabistan’ın kendine has siyasî düzeni ve bu ülkeye özgü siyasî yapının yaşlılık dönemine girmiş olması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir başka iç unsurdur.  Arabistan siyasî düzeninde kral ve veliaht seçimi mekanizması, Kral Abdülaziz’in ölümünden sonra aynı anadan olmayan beş oğlun sırayla kral olması şeklinde işlemiştir. Veliahtlık kurumu da bugüne değin bu şekilde gelmiştir ve bundan böyle de bu şekilde devam edecektir. Veliahtlık makamı bağlamında yaşanan kardeşler arası ihtilaf bilhassa Kral Abdullah’ın ikinci veliahdı Naif b. Abdülaziz’in ölümünden sonra Salman b. Abdülaziz’in seçilmesiyle şiddetlendi. Bu ihtilaf ve Kral Abdullah’ın öldüğü haberinin yayılması, Arabistan’ın kaotik toplumunda özel güvenlik tedbirlerinin alınmasına neden oldu.  Özetle, Arabistan toplumu ve siyasî düzeni mevcut şartlarda en buhranlı dönemini yaşamaktadır.

Bölgesel düzeyde ise Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın durumu o kadar açıktır ki özel bir dikkati talep etmemektedir. İslamî uyanış dalgası ve bölge Müslüman halklarının emperyalizmin kuklası zalim yöneticilerin pençesinden kurtulma talebi, İslam göğünde her gün biraz daha fazla parlamaktadır. İslam dünyasındaki mevcut siyasî yapılarda radikal değişim isteği ve medenî ve siyasî hakların elde edilmesi yönündeki talep, başta Arabistan olmak üzere bütün İslam ülkeleri için geçerlidir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi, bugün her zamankinden daha fazla var oluşsal güvensizlik duygusu ve ayrıca kaos ile karşı karşıyadır ve İslamî kimliğini ihya etmek için var gücüyle çalışmaktadır. Hiç kuşkusuz Arabistan halkı bu gelişmelerin dışında kalmamıştır.

Uluslararası düzeye gelince; süreç, Suudi yöneticilerin arzusu doğrultusunda işlememektedir. Batı ekonomilerini ve dolayısıyla Suudi sermayesini derinden etkileyen mevcut ekonomik kriz, yarımada yöneticilerini tekinsiz bir sürece sokmuştur. İslam ülkelerinde, örneğin Mısır’da, halkın taleplerinin büyük güçlerin isteklerinin tersine gerçekleşmiş olması Batı’nın ve yandaşlarının sürecin bu şekilde devam etmeyeceğine dair endişelerini en güzel biçimiyle ortaya koymaktadır. ABD’nin birçok uluslararası meselede, ezcümle Suriye konusunda, Çin ve Rusya ile çatışmasını da mevcut uluslararası şartların temelde değişken bir yapıya büründüğünün göstergesi olarak okumak gerekir. Batı’nın çok uluslu devletlerin ve şirketlerin İslam dünyasındaki çıkarlarını korumak için ortaya attığı demokrasi, düşünce özgürlüğü, insan hakları vb. sloganlar bugün İslam ülkelerinde, büyük güçlerin, bilhassa Amerika’nın ve uluslararası Siyonizm’in çıkarlarının hilafına hayata geçirilmektedir. Siyasetçiler arasında, hatta dünya kamuoyunda demokrasi karşıtı ülkeleri ortadan kaldırmak için küreselleşmenin üçüncü dalgasını ve demokrasi ve özgürlük sloganlarıyla uğursuz Yeni Liberalizm ideolojisini bütün dünyaya yayma çabası, Suudi Arabistan gibi antidemokratik ve mürteci devletlerin varlığını tehlikeye sokmuştur.

Genel olarak ulusal, bölgesel ve uluslararası şartlar, Suudi Arabistan’da büyük gelişmelerin yaşanacağını haber vermektedir. Başta stratejik açıdan yarımadanın en önemli noktalarını elinde bulunduran Şii bölgelerde olmak üzere Arabistan içinde başlayan muhalefet Âl-i Suud’un uykusunu kaçırmıştır. Kuşkusuz Arabistan’ın Doğu bölgelerinde tutuşan ve Ayetullah El Nemr’in insanlık dışı bir yöntemle tutuklanmasıyla daha da alevlenen ateş yarımadanın diğer bölgelerine de sıçrayacaktır. Bu iç patlama, bölgenin Müslüman haklarının patlamalarıyla ve (ister yapay olsun ister doğal) küresel muhalefetle bağlantılı olarak, Suudi rejiminin bekasını şüpheli bir hale sokmuştur.


medyaşafak

Öne Çıkan Haberler

ÖZEL: Hizbullah'ın Suriye ve Irak'ta şehit düşen 12 efs

hizbullah-dvd-12.1-fawzi-ayyoub.jpg

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg