slogan
     

"Suriye, Mısır ve Ötesi: Müslüman Kardeşler’in Maskesini Düşürmek"

18 Aralık 2012 Salı

Ünlü Amerikalı radikal site counterpunch.org'ta yayınlanan bu analiz, Müslüman Kardeşler'in emperyalizm karşıtlığını sorguluyor. Tartışılabilir olmakla birlikte ufuk açıcı...

Suriye, Mısır ve Ötesi: Müslüman Kardeşler'in Maskesini Düşürmek

Eric Draitser

counterpunch.org


Arap Baharı'nın ve Arap dünyası çapında siyasal özgürlük için yürütülen mücadelelerin karmaşıklıkları, bugün bütün anti-emperyalistler için kesinlikle temel bir düşünce haline gelen şeyin üzerini örtmemelidir: Müslüman Kardeşler, Batılı yönetici sınıfın Müslüman dünyadaki en güçlü silahlarından biridir. Bu, bazıları için duygusal ya da psikolojik nedenlerden ötürü kolay kabullenilebilir bir şey değilse de, örgütün Suriye'de oynadığı sinsi role ve Mısır'daki hükümetin iktidarı kötüye kullanmasına ve gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerine bakmak yeterlidir. Esad hükümetine karşı yürütülen ABD-NATO destekli savaşta Müslüman Kardeşler, önde gelen Batı onaylı güç ve emperyalist saldırının öncüsü olarak öne çıkmıştır. Mısır'da ise Cumhurbaşkanı Mursi ve İhvan hükümeti, bir yıldan daha az bir süre önce devrimin sözü olan şeyi yok etmenin yollarını aramaktadır.

Suriye'deki Müslüman Kardeşler

Bu hafta isyancılara yönelik her tür askeri yardım ve koordinasyondan sorumlu Yüksek Askeri Komutanlık'ın kurulması, Müslüman Kardeşler'in Suriye'deki rejim değişikliği girişimindeki liderlik rolünü açıkça ortaya koyuyor. Reuters'ın aktardığına göre, “Birleşik komutanlık, Müslüman Kardeşler'le ve Selefilerle güçlü bağları olan kişileri içine alıyor… Esad'ın ordusundan ayrılmış pek çok üst düzey subayı ise dışarıda bırakıyor.”i Temel olarak ABD, İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye'nin isteği ve desteğiyle kurulan bu komutanlık yapısı, Müslüman Kardeşler üyelerini yalnızca içermiyor; gerçekte, onlar tarafından yönetiliyor. Batılı emperyal güçlerin, oluşturdukları grubun bu unsurları içerdiğini fark etmemesi mümkün müdür? Böyle olabileceğini ileri sürmek, dünyanın önde gelen “devlet adamlarını” (Hillary Clinton, William Hague, Laurent Fabius, Ahmet Davutoğlu, vs.) ahmaklıkla suçlamak demek olacaktır. Ne yazık ki o kadar da ahmak değiller. Tersine, bu kişiler Suriye'de, kontrol edilebilecek ve Batı'nın emirlerine bağlı kalacak bir Müslüman Kardeşler vekil gücü yaratmak için işbirliği yaptılar.

Diğer yandan, Müslüman Kardeşler'in bu yeni askeri yapıya liderlik ettiğini söylemek yeterli değildir, zira bu, onların başından beri kritik bir rol oynamadığı düşüncesini beraberinde getirebilir. Gerçekte ise bu örgüt, silahlı çatışmanın başlangıcından bu yana Suriye'nin istikrarsızlaştırılasında merkezi bir rol oynamıştır. Batı destekli “muhalefet”in başlangıçtaki yüzü olan Suriye Ulusal Konseyi'nin kendisi, sahne arkasından Müslüman Kardeşler tarafından yönetiliyordu. SUK ile ilgili olarak Eski Müslüman Kardeşler lideri Ali Sadreddin şunları söylemişti: “Biz Batı tarafından kabul edilen bu yüzü seçtik. Ulusal eylem için öne çıkan sima olarak [eski SUK lideri Burhan] Galyun'u seçtik. Şimdi İhvan olarak değil de, tüm akımları içeren bir cephenin bir parçası olarak hareket ediyoruz.”ii Temel olarak örgütün, en başından beri, Ulusal Koordinasyon Komiteleri veya diğerleri gibi yerel muhalefetten farklı olarak, dış merkezli muhalefet içinde önemli düzeyde kontrolü elinde bulundurduğunu görüyoruz. Uluslararası bir siyasi ve paramiliter makine olarak Müslüman Kardeşler, zamanla Esad karşıtı savaşa liderlik etmeye başladı.

Gerçekte Müslüman Kardeşler, dış merkezli, dış destekli muhalefete basit doğrudan liderliğin ötesinde çok çeşitli önderlik ve destek biçimleri sundu. Örgüt, diplomatik ve siyasi örtü sunmaktan, silah kaçakçılığı, savaşçı alımı ve diğer gerekli sorumluluklar gibi saha üzerindeki taktik desteklere kadar, Batı'da genelde “isyancılar” diye adlandırılan grupların içinde her biçimde nüfuz etmeye başladı.

Mayıs 2012 gibi erken bir tarihte, Mısır'daki Müslüman Kardeşler örgütünün merkezi, hâlihazırda isyancılara Esad rejimini devirmek için gerekli siyasi ve diplomatik desteği sağlıyordu. İhvan, Mısır seçimlerini kazanmaya hazırlandığı için, Suriye'ye Batılı askeri müdahale ihtiyacı hakkında açıklamalar yapıyordu. Örgütün sözcüsü Mahmud Gozlan şunları söylemişti: “Müslüman Kardeşler, Arap, Müslüman ve uluslararası hükümetlere, [Esad] rejimi[ni] düşürmek için müdahale etmeye davet etmektedir.”iii Bu küstahça açıklama, Müslüman Kardeşler'in bir düzeyde anti-emperyalist olduğunu, Arap dünyasında Batı tahakkümüne karşı durduğunu iddia edenlerin yüzünde tokat gibi patlamaktadır. Onlar tersine, kendilerini Batı karşıtı diye tanımlasalar da, gerçekte emperyal güçlerin Ortadoğu'da ABD hegemonyasına karşı duran bağımsız ülkeleri yok etmekte kullandıkları bir araçtır.

Siyasi ve diplomatik destek, İhvan'ın Suriye'deki yıkımdaki rolünün sadece bir unsurudur. Haziran 2012 tarihinde New York Times'ın aktardığı üzere “CIA memurları Güney Türkiye'de gizlice faaliyet yürüterek müttefiklerin sınırın diğer tarafındaki hangi Suriyeli muhalif savaşçıların silah temin edeceğine karar vermesine yardımcı oluyorlar… Bu, Suriye Müslüman Kardeşler örgütünün de içinde olduğu belirsiz bir aracılar şebekesi üzerinden sağlanıyor.”iv Müslüman Kardeşler'in Suriye'deki isyancılara silah kaçırmakta kullanılması, Suriye'de rejimin gerekli her tür aracı kullanarak devirme taraftarlığında en çok sesi olanların bölgedeki Sünni monarşiler (temel olarak Suudi Arabistan ve Katar) olduğu düşünüldüğünde şaşırtıcı gelmemelidir. Bu monarşilerle Müslüman Kardeşler arasındaki ilişki kendisini açıkça göstermektedir: onlar benzeri dini fikirleri paylaşmaktalar ve Şiiliğin her biçimine apaçık bir düşmanlık içindeler. Dahası, on yıllardan beri bütün bölgeyi kendi mengenesinde tutan ABD hegemonyası sisteminin bir parçası olmuşlardır.

Geçmişte pek çok kişi, aynı ideolojileri ve “markayı” paylaşmalarına rağmen Müslüman Kardeşler'in Suriye kolunun Müslüman Kardeşler ağından bağımsız olduğunu iddia etmiştir. Bu absürd iddia, Suriye Müslüman Kardeşler örgütünün aldığı her tutumun Kahire'den yapılan açıklamalarla bütünüyle aynı hizada olduğu gerçeği tarafından çürütülmektedir. Carnegie Ortadoğu Merkezi'nin Suriye'deki Müslüman Kardeşler makalesinde belirtildiği gibi, “Devrimin başlangıcından bu yana Müslüman Kardeşler Suriye krizinin tek mümkün çözümünün dış müdahale olduğunu savundu. Ekim 2011'de Türkiye'ye müdahale etme ve Türkiye toprakları içinde korunmuş insani bölgeler kurma çağrısı yaptı.”v İki topluluk aynı adı taşıyorsa, destekçileri aynıysa ve aynı tutumları alıyorlarsa, onların tek ve aynı topluluk olmadığını, veya daha doğru bir ifadeyle aynı efendilerden emir almadıklarını iddia etmek gerçeği bile bile görmezden gelmek demek olacaktır. Peki, bu efendiler kim?

Müslüman Kardeşler'in Arkasındaki Güçler

İhvan'ın bugün bildiğimiz örgüte nasıl dönüştüğünü tam olarak kavramak için, Suudi Arabistan kraliyet ailesiyle olan ilişkisini de anlamak gerekir. Nitekim Suudiler on yıllardır, ABD ve Batılı güçlerin onlara ihtiyaç duyma nedeniyle aynı nedenden ötürü İhvan'ın temel finansörleri olmuşlardır: Arap milliyetçiliğine ve Şii devletlerin artan “cüret”ine karşıtlık. Dreyfuss, “Müslüman Kardeşler ilk günlerinden itibaren, onun ultra-muhafazakar politikalarını ve Arap komünistlerine duyduğu nefreti değerlendiren Suudi Arabistan krallığı tarafından cömertçe finanse edilmiştir” diye yazmaktadır. Temel olarak, Amerika Birleşik Devletleri bölge çapında savaş sonrası gücünü ortaya koymaya çalışırken, Müslüman Kardeşler Sünni ve Şiiler arasında nefret tohumları eken, İslam'ın farklı kolları arasında çatışma ve kaçınılmaz savaş telkin eden nefret temelli Selefi ideolojiyi kabul eden gönüllü bir lehtar ve aciz bir hizmetçi olarak oradaydı. Doğal olarak bundan çıkar sağlayan, ideolojiyle az, para ve kaynaklarla ise daha fazla ilgilenen Batılı güçlerdi.

Bugün Batılı Güçlerin Bir Aracı mı?

Tarihsel gerçeklerin, İhvan'ın Batı istihbaratıyla yakından ilişkili olduğunu açıkça ortaya koymasına rağmen örgütün bir şekilde değiştiği ve Arap dünyasında siyasal ilerleme taraftarı barışçıl bir güç haline geldiği sıklıkla ifade edilmektedir. Mısır'da yakın zamanda yaşanan olayların gösterdiği üzere, hiçbir şey gerçeklikten bu denli uzak olamaz. Mısır Cumhurbaşkanı Mursi'nin anti-demokratik şekilde iktidara el koyma girişimi, sivil özgürlüklerin ve kadınların, dini ve etnik azınlıkların haklarının kısıtlanmasıyla Müslüman Kardeşler, “ilerleme” söyleminin arkasına saklanmış gerici bir siyasi güçten pek az farkı olduğunu ortaya koymuştur.

Eğer Mısır'da iktidara gelmiş olan Müslüman Kardeşler'in gerçek niyet ve hedefleri konusunda herhangi bir şüphesi olan varsa, bu grubun uluslararası finans-kapital kuruluşlarıyla, özellikle de Uluslararası Para Fonu'yla olan ilişkilerine bakması yeterlidir. Mursi ve Müslüman Kardeşler hükümetinin aldığı ilk kararlardan birinde Kahire, devam eden ekonomik kriz ihtimalinden kendini kurtarmak için IMF'nin koşullu borçlarını kabul etmeyi kararlaştıdı. Diğer yandan borcun koşullarının parçası olarak, Mursi hükümetinin orta sınıf vergilerini arttırırken sübvansiyonları, düzenlemeleri azaltması ve diğer “piyasa kısıtlamalarına” gitmesi gerekecekti. Bu, temel olarak, Müslüman Kardeşler'in çok uzun zamandır dünya çapında finans-kapitalin temsilcileri tarafından uygulanan alışılagelmiş acı reçeteyi kullanmaya rıza göstermesi anlamına geliyordu. Buradan, doğal olarak, şu soru doğdu: Bu devrimin sonu muydu? Kahire sokaklarındaki pek çok kişi de kendisine bu soruyu soruyor. Hatta daha açık bir şekilde söylemek gerekirse, cevabı biliyorlar.

Tıpkı Suriye'de olduğu gibi Mısır'da da Müslüman Kardeşler kendisini Batılı emperyalist yönetici sınıfın bir uzantısı haline getirdi. İsimler, yüzler ve propaganda yıllar içinde değişmiş olsa da, on yıllardır bu çıkarlara görev duygusuyla hizmet etti. Suriye'den gelen trajik görüntüleri veya Kahire sokaklarına dökülmüş on binleri izlerken, bu örgütün ifşa olmasının veya en azından anlaşılmasının neden bu kadar uzun sürdüğünü sorgulamalıyız. Bunun yanıtı, alışıldığı üzere, dünyanın geri kalanının ilerlemenin gerçek düşmanının kim olduğu konusunda kafa karışıklığı yaşamasını sağlamak üzere küresel sermayenin çıkarlarına hizmet etmesidir. Dünya çapındaki gerçek barış ve ilerleme yanlısı güçler, hakiki niteliklerini açığa çıkarmak yoluyla, Müslüman Kardeşleri ve tüm açık ve gizli biçimleriyle emperyal sistemi reddedebilir.

Eric Draitser StopImperialism.com sitesinin kurucusudur. New York City'de yaşayan bağımsız bir jeopolitik analistidir. Russia Today, Press TV, GlobalResearch.ca ve diğer medya kuruluşlarına düzenli olarak katkı yapmaktadır. Kendisine ericdraitser@gmail.com adresi üzerinden erişilebilir.

Notlar:
i http://news.yahoo.com/rebels-circle-damascus-airport-russia-u-downbeat-013515100.html
ii http://www.reuters.com/article/2012/05/06/us-syria-brotherhood-idUSBRE84504R20120506
iii http://english.al-akhbar.com/content/egypts-brotherhood-calls-intervention-syria
iv http://www.nytimes.com/2012/06/21/world/middleeast/cia-said-to-aid-in-steering-arms-to-syrian-rebels.html?pagewanted=all&_r=0
v http://carnegie-mec.org/publications/?fa=48370

medyasafak.com

Çev. Selim Sezer

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg