slogan
  • Ana Sayfa »
  • ANALİZ »
  • İsrail Saldırısı: Başarısız Suriye Kampanyasını Kurtarmak İçin Umutsuz Bir Girişim
     

İsrail Saldırısı: Başarısız Suriye Kampanyasını Kurtarmak İçin Umutsuz Bir Girişim

1 Şubat 2013 Cuma

Eğer NATO’nun vekil terörist güçleri taktik ve stratejik kazanımlardan uzak olmalarından ve yaptıklarının umutsuz terörist saldırılara inmesinden görüldüğü kadar zayıflarsa, NATO’nun kampanyasının sona ermesi sadece zaman meselesidir.

Landdestroyer.blogspot

İsrail, BM Sözleşmesi'ni, uluslararası hukuku ve Suriye'nin egemenliğini alenen ihlal ederek, kimyasal silah transferi “şüphesi” temelinde Suriye'ye hava saldırıları düzenledi. The Guardian, "İsrail Suriye'ye hava saldırısı düzenliyor" başlıklı yazıda şöyle diyor:

"İsrail savaş uçakları, hükümet yetkililerinin Suriye'nin silah stokları hakkındaki artan ikazlarıyla geçen günlerin ardından, Suriye-Lübnan sınırına yakın bir hedefi vurdu."

Gazete, şu ifadelere de yer veriyor: "İsrail, Suriye rejiminin kimyasal silahlarının Lübnan'daki Hizbullah'ın veya Suriye içinde savaşan “küresel cihadçıların” eline geçmesini önlemek üzere askeri eyleme girişeceği yönünde açıkça ikazda bulundu. İsrail askeri istihbaratının olası silah konvoylarının geçişini görmek üzere bölgeyi uydu aracılığıyla gece gündüz izlediği söyleniyor.”
 
Gerçekte bu "küresel cihadçılar" en azından 2007 gibi erken bir tarihten bu yana ABD, Suudi Arabistan ve İsrail tarafından silahlandırılıyor ve finanse ediliyor. Aynı zamanda İsrail'in son saldırısından da doğrudan kazançlı çıktılar. İsrail'in “silah transferi” hakkındaki “şüpheleri” elbette teyit edilmiş değil, zira saldırının amacı Lübnan'daki Hizbullah'a “kimyasal silah” transferini engellemek değil, Batı'nın Suriye içinde bulunan ve ülkeyi yıkma ve hükümeti devirme girişiminde bulunan, bocalama halindeki vekil terörist güçlerini kurtarmayı hedefleyen daha geniş bir çatışmayı başlatmaktı.

Birleşmiş Milletler sağırlık derecesinde sessiz. Türkiye yabancı teröristleri açıkça barındırırken, bunlar komşu Suriye'ye saldırılar düzenlerken Batı, Suudi Arabistan ve Katar paralarıyla bu grupları silahlandırıp finanse ederken Türkiye topraklarına yönelik en küçük bir Suriye saldırısı derhal Birleşmiş Milletler'in seferber olmasına neden olurdu. Diğer taraftan yıllardan beri Türkiye'nin, kendi güvenliğini tehdit etmekle suçlanan Kürt gruplara saldırmak için komşu Irak'a hava saldırıları düzenlemesine ve hatta kısmi kara harekâtları gerçekleştirmesine izin veriliyor. Aynı çifte standardın uzun zamandır İsrail'e de uygulandığı da açıktır.

ABD ve Suudi Arabistan'ın yanında İsrail, El Kaide'nin temel destekçileridir

2007 gibi eski bir tarihte, ABD, İsrail ve Suudi Arabistan'ın Suriye ve İran hükümetlerini devirme açık amacı doğrultusunda El Kaide bağlantılı “küresel cihadçıları” kasten silahlandırdığının, finanse ettiğinin ve örgütlendiğinin ABD, Suudi Arabistan ve Lübnan yetkilileri tarafından kabul edildiği hatırlanmalıdır.

Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour Hersh'in New Yorker'da yayınlanan "Yeni Yönelim” makalesinde şunlar söyleniyordu (vurgular bize aittir):



"Bush yönetimi, ağırlıklı olarak Şii İran'ı köşeye sıkıştırmak için Ortadoğu'daki önceliklerini yeniden belirlemeye karar verdi. Yönetim, Lübnan'da İran'ın desteklediği Şii Hizbullah'ı zayıflatmak için örtülü operasyonlarda Sünni Suudi Arabistan hükümetiyle işbirliği yapmaya başladı. ABD aynı zamanda İran ve Suriye'yi hedefleyen örtülü operasyonlarda da aktif olarak yer aldı. Bu faaliyetlerin yan ürünü, İslam'ın militan bir yorumunu benimseyen, ABD'ye muhalif, El Kaide'ye sempati besleyen aşırılıkçı Sünni grupları desteklemekti. "

Özel olarak İsrail'le ilgili olarak şunlar belirtilmişti:
 
"Politika değişikliği, Suudi Arabistan'la İsrail'i yeni stratejik yakınlığın eşiğine getirdi, zira her iki ülke de İran'ı kendi varlıklarına tehdit olarak görüyorlar. Her iki taraf da doğrudan görüşmelere katılırken İsrail ve Filistin'de geniş ölçekli bir istikrarın İran'ın manevra kabiliyetini azaltacağını düşünen Suudiler, kendilerini Arap-İsrail görüşmelerine daha fazla kaptırdılar."

İlave olarak Suudi Arabistan yetkilileri, ülkelerinin bölgedeki ABD-İsrail tutkularını destekleme rolünü gizlemek için izlemeleri gereken dikkatli dengeden söz ediyordu:

"Suudi diplomat, kendi ülkesinin bakış açısını şöyle aktardı: Suudi Arabistan, ABD'yi İran'a karşı meydan okuma işine kattığı için risk almaktaydı. Bender halen Arap dünyasında Bush yönetimine oldukça yakın kişilerden biri olarak görülmekteydi. ‘Bizim iki kâbusumuz var' diyordu eski Suudi diplomat: ‘Birincisi İran'ın nükleer silah elde etmesi, ikincisi ise ABD'nin İran'a saldırması. Ben şahsen İran'ı ABD'nin değil İsrail'in vurmasını tercih ederim, zira İsraillileri suçlayabiliriz. Şayet ABD bombalarsa bizi suçlarlar.'”

Fransa Afrika ülkesi Mali'nin geniş alanlarını işgal edip, Katarlıları bölgedeki El Kaide bağlantılı terörist grupları finanse etmek ve silahlandırmakla suçlarken Fransa, ABD ve İsrail'in Katarlılarla birlikte Suriye'de aynı grupları finanse etmek ve silahlandırmak için çalıştığını bilmek okuyucuya ilginç gelebilir.
Gerçekten, ABD merkezli think-tank kuruluşu Brookings Institution'un Katar'da bulunan bir  "Doha Merkezi" mevcut ve ABD-İsrail vatandaşı Haim Saban'ın Brookings "Saban Merkezi" Katar'ın Başkenti Doha'da toplantılar düzenliyor ve yönetim kurulu üyelerinden bazıları burada. Doha aynı zamanda, El Kaide'nin arsız bir destekçisi olan Muaz el Hatib'in başında bulunduğu, Batı'nın en yeni yapılanması olan “Suriye Koalisyonu” için de kuruluş yeri işlevi gördü.

Bunlar Seymour Hersh'in 2007'de sözünü ettiği komplonun uzaktan inşasının parçaları.

Yine 2007'de, Wall Street Journal, ABD'deki Bush yönetiminin Suriye'deki Müslüman Kardeşler'le ortaklık yaratma planlarını aktarıyor ve grubun aralarında bizzat El Kaide'nin de bulunduğu bağlantılı terör örgütleri için ideolojik esin kaynağı olduğunu belirtiyordu. "ABD Suriye'yi Kontrol Etmek için Müslüman Kardeşler'le İlişki Arıyor” başlıklı makalede şunlar yazılıydı:

"Mayıs sonlarında, nemli bir öğleden sonra, Suriye'nin sürgündeki en büyük muhalefet grubu olan Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin 100 kadar destekçisi Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın yönetimini protesto etmek için Şam'ın buradaki büyükelçiliği önünde toplandı. Katılımcılar Esad karşıtı sloganlar attı ve ‘Rejimi Şimdi Değiştirin' yazılı pankartlar taşıdı."

Ulusal Kurtuluş Cephesi, Başkan Esad'ın despotik rejimini değiştirme çabasındaki liberal demokratları, Kürtleri, Marksistleri ve eski Suriyeli yetkilileri bir araya getiriyor. Fakat Washington protestosu, alışılagelmedik iki oyuncuyu da birbirine bağladı – ABD hükümeti ve Müslüman Kardeşler.”

Makalede şunlar da aktarılıyordu:
 
"ABD resmi yetkililerinin aktardığına göre ABD'li diplomatlar ve politikacılar ayrıca geçtiğimiz aylarda, Ortadoğu'da demokratik reformlar hakkında fikirlerini duymak üzere Ürdün, Mısır ve Irak'ta Müslüman Kardeşler'le bağlantılı partilerden milletvekilleriyle de bir araya geldi. Geçen ay, Dışişleri Bakanlığı'nın istihbarat birimi, Müslüman Kardeşler'le, özellikle Mısır ve Suriye'de bağ kurmanın faydalarını incelemek üzere, Ortadoğu uzmanlarıyla bir konferans organize etti."

Yazıda İhvan ve El Kaide arasındaki ideolojik ve operasyonel bağlantılar şöyle tanımlanmaktadır: 

"Bugün İhvan'ın İslamcı militanlıkla ve özel olarak El Kaide'yle bağlantısı, pek çok tartışmanın kaynağıdır. Usame bin Ladin ve diğer El Kaide liderleri, İhvan'ın geç dönem fikir adamı Seyyid Kutub'dan, Batı'ya ve Arap diktatörlüklerine karşı savaşlarında bir esin kaynağı olarak söz etmektedirler. İhvan'ın Mısır ve Suriye kollarının üyeleri aynı zamanda Bin Ladin'in hareketinde önemli görevler üstlenmişlerdir.”

Bütün bunlara rağmen, ABD, Suudi Arabistan ve Katar, İsrail ve Türkiye'yle birlikte açıkça onlarla beraber hareket ediyor ve yıllardan beri Libya'dan Mısır'a kadar tüm Arap dünyasında, bugün ise Suriye içinde ve çevresinde bu mezhepçi aşırıcı terör örgütlerini silahlandırıyor ve finanse ediyor.



İsrail'in bu teröristlerin “kimyasal silahları” ele geçirmesinden korkması absürttür. Onlar zaten ABD, NATO, İngiltere, Katar ve hatta İsrail'in yardımıyla 2011'de Libya'da bu silahları ele geçirdi. Gerçekte bu Libyalı teröristler Türkiye-Suriye sınırı üzerinden Suriye'ye yabancı militan grup akışının başını çekiyorlar.  

İsrail'in saldırısı gerçekte ne anlama geliyor olabilir?


İsrail'in, komşu Suriye'yi neden vurduğuna dair yaptığı açıklama, silahların ellerine geçmesinden korktuğu “küresel cihatçıları” uzun süredir, belgelerle ortaya çıktığı gibi finanse edip silahlandırdığı düşünüldüğünde, en hafif deyimle müphemdir. Hizbullah'la ilgili korkuları da temelsizdir. Eğer Suriyeliler veya İranlılar Lübnan'a kimyasal silah göndermekle ilgileniyor olsaydı Hizbullah bunu şimdiden yapmış oldurdu ve çok büyük ihtimalle de “sınırı geçen” dikkat çekici konvoylardan başka yollardan yapardı. Hizbullah, 2006 yazında gösterdiği üzere, İsrail saldırganlığını konvansiyonel silahlarla yenilgiye uğratma kabiliyetini hâlihazırda göstermiştir.  

Gerçekte, Suriye sınırları üzerine bir yandan İsrail, bir yandan da kuzeyde, onun ortağı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye'sinin uyguladığı basınç, Batı, İsrail ve Suudi Arabistan-Katar tarafından silahlandırılıp finanse edilen ve Suriye içinde faaliyet gösteren militanlar üzerindeki baskıları hafifletme doğrultusundaki, belgelerle ortaya çıkmış bir planın parçasıdır.

Yukarıda bahsedilen, Fortune 500 tarafından finanse edilen (sayfa 19), ABD dış politika think-tank kuruluşu Brookings Institution – ki hem Libya'da hem de Suriye'de ve İran'da rejim değişikliği için ayrıntılı tasarımları mevcuttur – bunu "Rejim Değişikliği için Seçeneklerin Değerlendirilmesi" başlıklı raporda özel olarak belirtmişti.

Brookings, Türkiye'nin kuzeydeki sınır üzerinden devasa miktarda silah ve asker yığmasıyla birlikte İsrail'in güneydeki çabalarının Suriye'de şiddet yoluyla rejim değişikliğine nasıl yardımcı olabileceğini tarif etmektedir:
 
"İlave olarak İsrail istihbarat servisleri Suriye hakkında ve Suriye'nin güç tabanının alt üst edilmesini ve Esad'ın devrilmesi için baskı uygulanmasını sağlayacak varlıklar hakkında güçlü bilgilere sahipler. İsrail Golan Tepeleri üzerinde veya yakınlarında konumlanabilir ve bunu yaparak, rejim güçlerinin muhalefeti ortadan kaldırmasını engelleyebilir. Bu konumlanış, özellikle Türkiye'nin kendi sınırında aynısını yapmayı istemesi ve Suriye muhalefetinin sıkı bir silah ve eğitim desteği alması halinde, Esad rejiminde çok cepheli bir savaş korkusu yaratabilir. Böyle bir mobilizasyon belki de Suriye'nin askeri liderliğini, kendi kendisini koruma için Esad'ı uzaklaştırmaya ikna edebilir. Bu fikrin taraftarları, böyle bir ilave basıncın, diğer kuvvetlerin de uygun şekilde konumlanması halinde, Suriye içinde dengeyi Esad aleyhinde devirebileceğini savunmaktadır." -sayfa 6, Rejim Değişikliği için Seçeneklerin Değerlendirilmesi, Brookings Institution.

Elbette, Suriye içindeki hava saldırıları “konumlanış”ın ötesine geçmekte ve belki de, seçimini başlıca kötü adamları olan İsrail'in kademeli olarak müdahale etmesi yönünde yapmış olan Batı'nın umutsuzluk düzeyini göstermektedir. İran'a saldırı konusunda da aynı şey planlanmıştı ve bu da yine Brookings'in hazırladığı "Hangi Yol İran'a Gider?" raporunda ortaya konulmuştu.

İran'la ilgili olarak, Brookings'in "Hangi Yol İran'a Gider?" raporunda özel olarak şunlar belirtilmektedir (vurgular bize aittir):

"İsrail'in böyle bir saldırı için hâlihazırda kapsamlı planları ve tatbikatları olduğu görülüyor ve uçağı da muhtemelen İran'a mümkün olan en yakın yerde konuşlandı. Böylelikle İsrail ihtiyaç duyduğunu hissettiği hava veya istihbarat koşullarına bağlı olarak haftalar ve hatta günler içinde bir saldırı başlatabilecekti. Dahası, İsrail operasyon için bölgesel desteğe çok daha az ihtiyaç duyacağı (hatta ilgi göstereceği) için Kudüs muhtemelen saldırmadan önce bir İran provokasyonu beklemeye de daha az ihtiyaç duyacaktı. Kısacası, hem İsrail hem de Amerikan liderleri olmasını istediği takdirde İsrail bu seçeneğe çok hızlı bir şekilde geçebilecekti.

Ancak, bir önceki bölümde belirtildiği gibi, hava saldırılarının kendisi bu politikanın sadece başlangıcıdır. İranlılar nükleer tesislerini yeniden inşa edebilecektir. Muhtemelen İsrail'e karşı misilleme yapacaklardır ve ABD'ye karşı da misilleme yapabilirler (bu da Amerikan hava saldırıları ve hatta kara harekâtı için bir gerekçe sunabilir)." -sayfa 91, Hangi Yol İran'a Gider?, Brookings Institution.

Bu açıklamada İsrail'in kısa tarihi boyunca görülen irrasyonel savaşçı duruşu ile yakın zamanda Suriye'ye karşı giriştiği nedensiz saldırganlığını birleştirebiliriz. İsrail'in rolü “kötü çocuğu” oynamaktır. Batı'nın şirket-finans çıkarlarının bölgesel çıkarma sahili olarak, Batı'nın arzuladığı pek çok çatışma için “fırsat kapısı” sunmaktadır. Suriye'yi bombalamak yoluyla, daha geniş bir çatışmayı – Batı'nın, Suriye'deki şiddetli çatışmayı körüklediği 2011'den beri arzuladığı müdahaleyi – provoke etmeyi ummaktadır.  

Suriye ve müttefikleri için şimdi hedef İsrail'in daha fazla saldırganlığına mani olmak ve her ne pahasına olursa olsun daha geniş bir çatışmadan kaçınmaktır. Eğer NATO'nun vekil terörist güçleri taktik ve stratejik kazanımlardan uzak olmalarından ve yaptıklarının umutsuz terörist saldırılara inmesinden görüldüğü kadar zayıflarsa, NATO'nun kampanyasının sona ermesi sadece zaman meselesidir. Daha önce bahsedildiği gibi, NATO bakımından böyle bir başarısızlık, kendisi ve jeopolitik hegemonya için onu araç olarak kullanan Batı çıkarları için sonun başlangıcı olacaktır.

Çev: Selim Sezer

medyasafak.com

Öne Çıkan Haberler

ÖZEL: Hizbullah'ın Suriye ve Irak'ta şehit düşen 12 efs

hizbullah-dvd-12.1-fawzi-ayyoub.jpg

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg