slogan
     

Yeni Hamas: Direnişin Zorlu Görevleri

27 Kasım 2012 Salı

El Ahbar gazetesinin başyazarı İbrahim el Emin'den, Hamas'ı ılımlı kampa dahil etme çabalarını mercek altına aldığı önemli bir yazı...

http://www.medyasafak.com/resim/haber/174124_761_540481678746_370022213023.jpg
Yeni Hamas: Direnişin zorlu görevleri

İbrahim el Emin

Al-akhbar.com

Gazze halkının ve direnişinin gösterdiği azim için ifade edilen büyük övgüler, son gelişmelerle ilgili bazı gerçekleri ve soruları görmemizi engelleyemez. Dün ilan edilen ateşkes – her ne kadar İsrail ölüm makinesini durdurmak için gerekli olsa da – bu karmaşık sorulara yenilerini ekledi.

Havada, Filistin davasının geleceği için kaygı nedeni olan işaretleri gizleyen yoğun bir duman tabakası var. En iyi ihtimalle, bizi dikkate davet ediyorlar ve bu zaferin ertesi gününde, direnişin stratejisi hakkında soru işaretleri ortaya koyuyorlar.

Yedioth Ahronoth gazetesinin dünkü sayısında, önde gelen yorumcu Nahum Barnea, ateşkesle ilgili olarak şunları söylüyordu: “ABD yönetimi, uzlaşmayı Arap dünyası içindeki Sünni eksenini Şii eksenine karşı güçlendirmek üzere kullanmaya çalışıyor. Düşman, Şii İran ve İran destekli Hizbullah ve Suriye’dir. Sünni ittifakı, Mısır ve Müslüman Kardeşler, Suudi Arabistan, Türkiye, Filistin Özerk Yönetimi, Körfez emirlikleri ve kıyıda Ürdün’den oluşmaktadır. Hamas’ın İran ve Mısır arasında bir seçim yapması gerekecektir. Eğer İran füze ve para sağlayabiliyorsa, Mısır İsrail saldırılarından dokunulmazlık, Gazze üzerinde egemenlik ve dünyaya açılan açık bir kapı sunacaktır.”

İsrailliler, Mısır’ın böyle bir şemaya yerleştirilebileceğine olan güvenlerinden heyecanla söz ediyorlar. Mısır hükümetinin, düzenden yana kampa hizmet eden politikaların izlenmesi doğrultusunda yapacağı mali desteğe büyük bel bağlıyorlar. ABD’de, aynı zamanda, Sünni çoğunluklu ülkelerin İslamcı hareketlerinin “ılımlı” denilen kesimlerinin dostluğunu kazanma kaygısı da var.

Diğer yandan ABD ve İsrail’de işleri daha da ileri taşıma – Filistin direnişinin İran’la ve dolayısıyla Suriye ve Hizbullah’la olan ilişkisini kesmeyi sağlama – yönünde sabırsızlık kendini gösteriyor.  Amaç, Hamas’ın halk nezdindeki meşruluğunu ve direnişçi geçmişini, karşı kampla çatışmada kullanmak, zira bu hareketin geniş Arap ve Müslüman dünyasında tesir yaratmasını sağlayan şeyin, İran-Suriye-Hizbullah ekseninin ABD ve İsrail işgaline karşı direnişe müdahil olması olduğunu görüyorlar.

Bu tür öngörüler sağlam bir zemine dayanıyor mu?

Sert gerçek şu ki, bu tür yaklaşımların ciddiyetle ele alınması gerektiğine işaret eden göstergeler giderek artıyor. Arapların Filistin davasına ve direnişe yönelik tutumlarının değiştiğini dikkate almamız gerekiyor. Direniş yanlısı kampın, bir tek Arap başkentinde Gazze Şeridi’yle dayanışma amaçlı büyük bir gösteri gerçekleşmediğine dikkat etmesi gerekir.

Ayrıca, en güçlü ve en geniş alana ulaşan Arap medya kuruluşlarının yayınları, İsrail saldırısının büyüklüğüne de, bizzat kendilerinin geçmişteki yayın kapsamı standartlarına da ulaşmamıştır.

Diğer yandan buna, iki kampın destekçileri arasındaki kindar bir kavga da eşlik etti ve İran-Suriye-Hizbullah ekseni Filistin direnişinin kamuoyu önünde kendilerine şükranlarını ifade etmesini beklerken, Hamas liderleri bu tür ifadelerden kasıtlı olarak kaçındı.

Bütün bunlar bir çıkmaza işaret ediyor. İsrail’le savaşın herkesi birleştireceğini düşünenler yanılıyorlar - İsrail\'in savaşlarının Suriye’deki çatışmaları arka plana iteceğini düşünenlerin yanıldığı gibi.

Burada herhangi bir kolay sonuca ulaşmak mümkün değil, zira gerekli hesaplar hayli karmaşık.

Direniş akımı, Hamas’ın uzun vadeli bir ateşkesi kabul etmesinin, Hamas’ın direniş operasyonlarının belirsiz bir süre için bırakılması anlamına gelmekle birlikte bunun sadece hasım şeytanlarla varsayılan dostların birbirinden ayrılması için yapılması anlamına gelmesini arzu ediyor. Bu süreçte aynı zamanda işgalden topyekûn kurtuluş için gelecekte yürütülecek çatışmalar için direnişin altyapısını güçlendirmek için de çalışacaktır. Bu stratejinin başarılı olması için tüm ya da en azından önde gelen Filistinli direniş örgütleriyle gerçek bir anlaşma yapmaları gerekecektir.

Başka seçenekler de var. Bunlar ne yazık ki ilgili tüm taraflar için masaya konulmuş durumdadır ve şunları da içermektedir:

Öncelikle, Hamas’ın ateşkes anlaşması daha geniş bir bölgesel politikanın parçasıdır. Bu, Hamas’ın yalnızca, kendi adıyla da olsa, dünya çapındaki Müslüman Kardeşler (MK) örgütüne ait olmayı değil, onun teori ve taktiklerini uygulamayı da kabul ettiği anlamına gelebilir.

MK’nin şu andaki önceliği kendi iktidar konumunu sağlamlaştırmaktır ve geri kalan tüm meseleler ertelenmektedir. Zaferden bu yana direnişin söyleminin merkezinde direniş davasına her bakımdan bağlı kalmaya devam etme sözü bulunmaktadır, ancak kendi iktidarını sağlamlaştırmaya çalışan Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan bu önceliği paylaşmamaktadır.

İkinci bir seçenek, Türkiye-Mısır-Körfez ekseninin, inşaat yardımlarıyla bir anda Hamas ve Gazze halkının büyük sevgisini kazanmasıdır. Bununla birlikte destek, her şeyin yeniden yıkılmayacağı garantilerine bağlı olacaktır. Hamas’ın bu anlamda İsrail’den bir garanti alması beklenemez. Bundan ziyade, onlardan, biz Lübnanlıların çok yakından bildiğimiz bir söz vermesi istenecektir: İsrail’in yeniden saldırma bahanesi olarak kullanabileceği her tür adımdan uzak durma sözü.

Üçüncü olarak, eğer Hamas buna razı olursa, bir iç sorunla karşı karşıya kalacaktır. Hareketin, direnişe baskın gelecek hiçbir öncelik istemeyen “cihadçı kanadını” kontrol altına alma yönünde girişimler olacaktır. Hamas ayrıca kendisini, İslami Cihad ve daha az etkili diğer direniş örgütleriyle, Fetih’in El Aksa Tugayları’yla, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve diğerleriyle çatışır halde bulacaktır.

Böyle bir çatışma durumunda Hamas, kontrolünü sağlamak ve Müslüman Kardeşler’e olan yükümlülüklerini yerine getirmek için sert önlemlere başvuracaktır. Bu, ne yazık ki, bizleri yeni bir Filistin iç savaşının eşiğine getirebilir.

Dördüncü olarak Hamas, bu eksene katılarak Suriye kriziyle olan ilişkisinde daha fazla sertleşmeye gitmiş olacaktır. Rejimin politikalarını eleştirip diyalog çağrısı yapmakla yetinmek yerine, Suriye krizine yönelik sert ithamların yüksek sesle dillendirilmesini bekleyebiliriz. Hamas liderlerinin, bazı önde gelen yetkililerinin yaptığı İran ve Hizbullah aleyhinde konuştuklarını da duyabiliriz.

Bu noktada, önlenmesi gereken tehlike, ABD’nin bu eksenden tam da bunu istiyor olmasıdır. ABD, Mısır’a, Türkiye’ye ve Körfez devletlerine baskı yaparak, Hamas’a Filistin dışı unsurların direnişe dâhil olmasını gayrimeşru kılma görevini yerine getirmek üzere basınç yapmalarını isteyecektir. Buradaki amaç İran-Suriye-Hizbullah eksenini dışarıda bırakmak ve bu ekseni dar anlamda mezhepsel bir ittifak, bir “Şii cephesi” olarak göstermek olacaktır.

Sorun yalnızca bu seçenekleri destekleyen insanların olması değildir. Asıl sorun, Filistin ve Mısır’daki kamuoyunun, bağımsız bir ulusal kimliğin ABD destekli bir eksene katılmamayı gerektirdiğini ifade etmek için ihtiyaç duyduğu desteği bulamaması halinde, bu sorunların daha da büyüyecek olmasıdır. 

Bu arada, teşekkürler Sami Shehab.

(Sami Şehab: Hizbullah’ın Mısır üzerinden Gazze’ye füze sokan görevlisi; Mısır tarafından tutuklanmış, ülkede baş gösteren kargaşa esnasında direniş güçleri tarafından düzenlenen bir operasyonla kurtarılmıştı. medyaşafak)

Çev. Selim Sezer

medyasafak.com

 

 
Öne Çıkan Haberler

ÖZEL: Hizbullah'ın Suriye ve Irak'ta şehit düşen 12 efs

hizbullah-dvd-12.1-fawzi-ayyoub.jpg

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg