slogan
     

Tony Cartalucci: Suriye’ye Sebepsiz Saldırı

7 Mayıs 2013 Salı

"Suriye’deki Batı destekli terörist cephe, ölümcül bir darbe almış ve topyekûn çöküş içinde gibi görünüyor. İsrail’in saldırısı bir umutsuzluk işareti ve bitmek üzere olan bir çatışmayı genişletmeyi amaçlıyor."

Suriye'ye sebepsiz saldırı: İsrail korkunç bir uluslararası suç işliyor


Tony Cartalucci


Press TV


ABD, Hitlerci tarzdaki İsrail saldırısından ayrı durduğu numarası yapıyor – ki bu saldırı 2007'den beri planlıydı.


İsrail son 2 gün içinde Suriye'ye, başkent Şam'a yönelik saldırılar da dâhil olmak üzere sebepsiz olarak pek çok saldırı gerçekleştirdi. Bunlar, bölgeyi ABD'li destekçilerinin askeri olarak girebileceği daha geniş bir çatışmaya sürüklemek için tasarlanmış kasıtlı provokasyonlar serisi gibi görünüyor. Suriye tarafından saldırıya uğramadığı gibi, algılanan tehditler hakkında kayda değer kanıtlar da sunamayan İsrail, Suriye'ye yönelik saldırısında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 7. Bölümü'ne uygun hareket ettiğini iddia ediyor.  

Dahası, ABD İsrail'in uluslararası barışı ihlalinden ayrı durduğu numarası yaparken, gerçekte Suriye sınırları içinde son iki yılda soykırım boyutuna varan bir mezhepçi çatışmayı ortak bir şekilde körükledikten sonra ABD ve Suudi Arabistan'ın İsrail'i, İran ve Suriye'ye karşı kendilerinin siyasi, yasal ya da stratejik olarak meşrulaştıramayacağı askeri saldırılar düzenlemek üzere kullandığına dair belgelendirilmiş gerçekler bulunuyor.

Şimdi umulan şey Suriye ve İran'ın askeri misillemede bulunması, böylece “son adımın atılması” ve ABD, İngiltere, Fransa ve bölgesel eksenlerinin Suriye'ye doğrudan müdahale edebilmesi.

2007-2009 yıllarında üretilen ve belgelenen sinsi girişim

2007 gibi erken bir tarihte, İran ve Suriye hükümetlerini, çoğu El Kaide ile bağlantılı mezhepçi teröristleri silahlandırarak devirme yönünde bir ABD-Suudi-İsrail komplosunun hâlihazırda sahneye konulduğu aktarılıyordu. Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour Hersh, 2007 yılında New Yorker'da yayınlanan “Yeni Yönelim” başlıklı makalesinde şunları belirtmişti: 

“Bush yönetimi, ağırlıklı olarak Şii İran'ı köşeye sıkıştırmak için Ortadoğu'daki önceliklerini yeniden belirlemeye karar verdi. Yönetim, Lübnan'da İran'ın desteklediği Şii Hizbullah'ı zayıflatmak için örtülü operasyonlarda Sünni Suudi Arabistan hükümetiyle işbirliği yapmaya başladı. ABD aynı zamanda İran ve Suriye'yi hedefleyen örtülü operasyonlarda da aktif olarak yer aldı. Bu faaliyetlerin yan ürünü, İslam'ın militan bir yorumunu benimseyen, ABD'ye muhalif, El Kaide'ye sempati besleyen aşırılıkçı Sünni grupları desteklemekti.”


Özel olarak İsrail ve Suudi Arabistan'ın ortaklığına dair şunlar belirtilmişti:  

“Politika değişikliği Suudi Arabistan ve İsrail'i yeni bir stratejik yakınlaşmaya getirdi, zira her iki ülke de İran'ı varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Bunlar doğrudan görüşmelere girdi ve İsrail ve Filistin'de daha büyük istikrarın İran'a bölgede daha az konumsal avantaj sağlayacağına inanan Suudiler, Arap-İsrail müzakerelerine daha fazla müdahil oldular.”


İlave olarak Suudi Arabistan yetkilileri ülkelerinin, bölgedeki ABD-İsrail tutkularını destekleme rolünü gizlemek için girişmesi gereken dikkatli denge eyleminden bahsettiler. Bütün bunlara rağmen İsrail'in açıkça İran'a karşı saldırı düzenlemek için kullanılmasının ABD için tercih edilir olacağı, bunun da son kertede Suudileri içine alacağı söyleniyordu. Şunlar belirtilmişti:

“Suudi, kendi ülkesinin bakış açısından, İran'a meydan okumada ABD'ye katılarak siyasi bir risk aldığını söyledi: Bender Arap dünyasında hâlihazırda Bush yönetimine fazla yakın biri olarak görüşüyor. Eski diplomat bana ‘bizim iki kâbusumuz var' dedi, ‘İran'ın bomba edinmesi ve Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a saldırması. Ben daha ziyade İsraillilerin İran'ı bombalamasını tercih ederim, böylelikle onları suçlayabiliriz. Eğer Amerika yaparsa, biz suçlanırız.'”


Bu girişim 2009'da, Fortune 500 tarafından finanse edilen (sayfa 19) Brookings Institution'un İran'la ilgili, “Hangi Yol İran'a Gider?” isimli belgesinde daha fazla geliştirildi. Şimdi açıkça Suriye'ye karşı kullanılan bu belgede, atılacak ilk adım şöyle tarif ediliyordu: 

“…eğer Amerika Birleşik Devletleri, başlatmadan önce hava saldırılarını haklı göstermek üzere bir İran provokasyonunu gösterebilirse, bu daha tercih edilebilir olur. Açıkça, İran'ın eylemi ne kadar çirkin, ne kadar ölümlü ve ne kadar sebepsiz olursa, Amerika Birleşik Devletleri o kadar iyi durumda olur. Elbette Amerika Birleşik Devletleri'nin, her şeyi bozacak şekilde dünyanın geri kalanı anlamadan İran'ı böyle bir provokasyona kışkırtması çok zor olacaktır. (Biraz başarı şansı olabilecek bir yöntem, Tahran'ın açıkça veya yarış açık şekilde misillemede bulunacağı umuduyla örtülü rejim değişikliği çabalarını çoğaltmasıdır. Böyle bir misilleme, İran'ın sebepsiz saldırganlık eylemi olarak gösterilebilir.)- sayfa 84-85, Hangi Yol İran'a Gider?, Brookings Institution. 

Ve: 

“İsrail şimdiden böyle bir saldırı için kapsamlı bir planlama ve tatbikat yapmış gibi görünüyor ve uçakları muhtemelen şimdiden İran'a mümkün olduğunca yakın bir yere konuşlanmış durumda. Böylelikle İsrail, gerekli olduğunu düşündüğü hava ve istihbarat koşullarına göre haftalar ve hatta günlerle ifade edilebilecek bir süre içinde saldırıyı başlatabilecektir. Dahası, İsrail operasyon için bölgesel destek sağlamaya çok daha az ihtiyaç (ve hatta ilgi) duyacağı için, Kudüs muhtemelen saldırmadan önce bir İran provokasyonunu beklemek için daha az motivasyona sahip olacaktır. Kısacası İsrail, hem İsrailli hem de Amerikalı liderlerin bunu istemesi halinde bu opsiyonu çok hızlı şekilde hayata geçirebilecektir. 

Bununla birlikte, bir önceki bölümde belirtildiği gibi hava saldırılarını kendisi, gerçekte bu politikanın yalnızca başlangıcıdır. İranlılar şüphesiz, bir kez daha nükleer tesislerini inşa edeceklerdir. Muhtemelen İsrail'e karşı misillemeye gideceklerdir ve Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı da misillemeye gidebilir (bu da Amerikan hava saldırıları ve hatta kara harekatı için bahane yaratabilir).” - sayfa 91, Hangi Yol İran'a Gider?, Brookings Institution. 

Ve şimdi olan şey tam olarak, İsrail'in Suriye'ye saldırmak için inandırıcı bir meşrulaştırmayı beklememesidir. Özellikle son paragrafta belirtildiği üzere ABD liderliğindeki eksenin bu korkunç uluslararası suçtan sonraki planlarının, yani bölgeyi artan oranda çatışma girdabına çekmesinin açık askeri saldırıya meşrulaştırma sağlayabileceğinin altını çizmek gerekir. 

Suriye ve müttefikleri ne yapmalıdır? 

Suriye, İran, Rusya ve kuşatma altındaki ülkeyi destekleyen diğer ülkeler kesinlikle Brookings'in Hangi Yol İran'a Gider? dokümanını biliyorlardı ve bu stratejiyi tanıyorlar. İsrail'in istenen bir misillemeyi ve arkasından gelecek savaşı provoke etmek üzere saldırmak isteyeceği değerli her şey için ilave koruma sağlanması, yahut potansiyel İsrail saldırılarının menzilinden çıkarılması umulur. 

El Kaide (sözde Özgür Suriye Ordusu veya ÖSO) ile İsrail çıkarları arasındaki ikiyüzlü ve çok şey ifade eden yakınlığı ortaya çıkarma amaçlı bir medya kampanyası, Suriye içindeki Batı destekli, yıpranmış ve yenilen terör kampanyasından geriye kalmış olabilecek şeyleri ortadan kaldırabilir. 

İlave olarak, ABD'nin bu saldırıyı gerçekleştirmek üzere İsrail'i seçmesi özellikle yapıldı çünkü İsrail uzun süre önce uluslararası meşruiyetini yitirdi. Şu anda Suriye'de yaptığı şey, apaçık bir uluslararası suç ve uluslararası hukukun doğrudan doğruya ihlalidir. Şu anda Suriye ve müttefikleri, artık dünyayı kandıramayan bir düşmana karşı moral üstünlüğe sahip. Eğer Suriye'nin İsrail'in sebepsiz vahşiliğinden kurtulabileceği hesaplanırsa, çok az şey yapmamak veya hiçbir şey yapmamak ve uluslararası düzeyde, İsrail'in Filistinlilere uyguladığı vahşete eşlik eden öfkenin aynısından kaçınmak, yapabilecekleri en iyi şey olur.

ABD'nin Suriye'ye karşı İsrail'i bir vekil güç olarak kullanmasının ışığında, eğer Suriye ve müttefikleri misillemede bulunursa, diğer vekil güçlere karşı da aynısını yapmak en iyisi olur. Hizbullah ve Filistinlilerin İsrail'i hem stratejik hem de siyasi olarak yenilgiye uğratması gibi, Suriye de şimdi aynısını, daha büyük bir ölçekte yapma olanağına sahip. 

İsrail'in çirkin eylemleri, ABD'nin Tel Aviv'deki bölgesel çıkarma sahilinden ayrı duyuyormuş numarası yaptığı adice ikili oyun ve BM'nin sessiz suç ortaklığı, dünya çapındaki insanların can havliyle Suriye'den veya İran'dan veya her ikisinden misilleme beklemesine neden oluyor. Gerçekte Batı'nın ulaşmayı ümit ettiği şey tam olarak bu – avantajı ellerinde bulundurdukları daha büyük bir konvansiyonel savaş. Suriye, doğrudan misillemede bulunmayı reddederek, Batı'nın siyasi bakımdan belini büküyor, tehdit olduğunu iddia ettikleri, fakat başkenti bombalandığında ile cevap veremeyen bir ülkeye karşı saldırılarının sebepsiz niteliğini vurguluyor. İnandırıcı şekilde inkâr edilebilir vekillerine yanıt vermek yoluyla, İsrail'in saldırılarına son vermesi için taktik ve politik basınç uygulanabilir.  

Suriye'deki Batı destekli terörist cephe, ölümcül bir darbe almış ve topyekûn çöküş içinde gibi görünüyor. İsrail'in saldırısı bir umutsuzluk işareti ve bitmek üzere olan bir çatışmayı genişletmeyi amaçlıyor. Suriye ve müttefikleri, önümüzdeki günlerde ve haftalarda, yanıt arayarak giderek artan oranda çirkin saldırılar düzenleyen haydut devletler eksenin tehlikeli umutsuzluğu karşısında zorlu kararlarla yüz yüze olacak.
 

Çeviren: Selim Sezer


medyasafak.com

 
Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg