slogan
     

Batı ve Suudi Terörü, Suriye ve Irak’ı Vuruyor

23 Mayıs 2013 Perşembe

"Geçen ay Irak'taki bombalamalar ve ateş açmalar sonucunda yaklaşık 700 kişi hayatını kaybetti – bu, son beş yılın en yüksek ölüm rakamı ve 2003-2012 yılları arasında ülkede gerçekleşen Amerikan liderliğindeki askeri işgalin yarattığı mezhepçi kan banyosunun kalıntıları."

Batı ve Suudi terörü, Suriye ve Irak'ı vuruyor


Finian Cunningham


Press TV


Bunu çok zor yapabilirdiniz: yan yana oturan, aynı sınırı paylaşan ve sivil nüfuslarına karşı aynı türden korkunç şiddeti paylaşan iki ülke.


Batı hükümetleri ve onların işlevsiz haber medyaları, bir ülkedeki suçlulardan “isyancılar” gibi pozitif tonlar taşıyan ifadelerle bahsedip diğer ülkedekiler için pejoratif “teröristler” söyleminin kullanılmasına izin vererek, rasyonel düşünceye – ve aşikar gerçeğe – meydan okuyor.  Bunu “iki zıt fikre inanma” ve saçma bir şekilde gerçeği görememe veya söyleyememe olarak adlandırabilirsiniz.   

Elbette, Suriye ve Irak'tan, - insanlığın mirasından ve eski medeniyetten pek çok şey paylaşan ve şimdi insan hayatına hiçbir değer vermeyen silahlı ve bombalı paralı askerler tarafından parçalanmış iki ülkeden- söz ediyoruz. Mesele yalnızca her iki ülkede de sivillere karşı aynı ayrım gözetmeyen iğrenç şiddet yöntemlerinin kullanılması değildir. Terör taraftarları – Suriye'deki El Nusra Cephesi ve Irak'taki El Kaide – örgüt, personel ve ideoloji konusunda birliklerini bizzat ilan ettiler. 

Dolayısıyla lafı dolandırmaya gerek yok. Bu kendine özgü tarzdaki gruplar, Suriye'de ve Irak'ta savaş yürütenlerdir. Suriye'de Batı'nın tumturaklı bir saçmalıkla oluşturduğu sözde Özgür Suriye Ordusu ancak, El Nusra/El Kaide üyesi boğaz kesicileri ve tecavüzcüleri güzel gösterme amaçlı bir vitrindir.


Fakat gülünç bir şekilde Batı hükümetleri ve medyası, Suriye'deki mide bulandırıcı amilleri “isyancılar” olarak adlandırıyor ve açıkça suikast silahları, uçak savar füzeleri ve tanksavar mayınları gönderebilecekleri yasal bir boşluk bulmak için tartışıyorlar.

Eş zamanlı olarak Irak'ta Batı medyası şiddetin, evet, “teröristler” tarafından gerçekleştirdildiğini aktarıyor. Bu ortak şiddetin haber bültenlerinde aktarılma tarzı – bu hafta bazen arka arkaya veriliyordu – tam bir çift yönlü düşünme ve zihinsel takla egzersizi. Bağdat'ta bir bomba patlıyor ve bunu yapanlar, açıkça terörist. Fakat Şam'da bomba patladığında her nasılsa bu kabul edilebilir veya en azından mazur görülebilir bir şey.  

Washington, Londra veya Paris, Irak'taki El Kaide bombacılarını finanse etmeyi önerse veya gelecekte Bağdat hükümetiyle yapılacak siyasi müzakerelere katılmalarını istese, halkta meydana gelecek galeyanı herkes tahayyül edebilir. Buna rağmen, Batı hükümetlerinin Suriye'de yapılmasını önerdikleri şey tam olarak bu.  

Batı hükümetlerinin ve onlara hizmet eden medyanın Suriye ve Irak'la ilgili mantıksızlık (ve ahlaksızlık) çemberini düzeltmesinin tek yolu, temelsiz bir şekilde Suriye'deki Beşar Esad hükümetinin gayrimeşru olduğunu ileri sürmektir. Son iki yıl boyunca Batı hükümetleri ve onların itaatkar medyaları, Esad'ı kötülemek ve onu halkından yetki almamış bir despot olarak karalamak için her tür hileyi denedi. Fakat Batılı rejim değiştiriciler için sorun, Esad'ın yetkisinin olmasıdır ve egemen bir şekilde başka türlüsüne karar verme hakkı olan da sadece, gelecek yıl ülkede yapılacak olan seçimlerde oy verecek olan Suriye halkıdır.


Bu çift yönlü düşünmenin gülünç niteliği şu ki, koşullardan canı yananlar, ne kadar absürt halde olduklarını göremiyorlar.

Suriye'de Batı'nın yasadışı rejim değişikliği gündemini savunanların arasında, mutlak despotlar ve yoz aile ahbapları tarafından yönetilen yapay sömürgeci devletler olarak, tarihlerinde hiçbir zaman seçim yapılmamış Fars Körfezi diktatörlükleri de bulunuyor. 

Dahası, son iki yıldır Suriye'de yaptıkları gibi Irak'ta da mezhepçi şiddetin korkunç bir şekilde yeniden ateşlenmesinin arkasında olan da, bu Batı destekli Fars Körfezi tiranlarıdır.  

Irak'ta şiddet, göreceli bir sessizlikle geçen birkaç yılın arkasından intikamla geri döndü. Geçen ay bombalamalar ve ateş açmalar sonucunda yaklaşık 700 kişi hayatını kaybetti – bu, son beş yılın en yüksek ölüm rakamı ve 2003-2012 yılları arasında ülkede gerçekleşen Amerikan liderliğindeki askeri işgalin yarattığı mezhepçi kan banyosunun kalıntıları.   

Bu hafta pazartesi günü Irak'ta, başkent Bağdat'ta 10 bomba patlaması ve güneydeki liman kenti Basra'da iki patlama gerçekleşmesi sonucunda tek günde 80'den fazla kişi öldü. Alışılageldiği gibi hiçbir grup kitle katliamının sorumluluğunu üstlenmedi. Fakat acımasız katliamlar, El Kaide bayrağı altında faaliyet yürüten aşırıcı grupların bütün ayırt edici özelliklerini taşıyor. Ayrım gözetmeyen, ikazsız gelen bombalamalar ağırlıklı olarak Şii Müslüman bölgelerini hedef aldı.

Bildiğimiz gibi Suriye'de ve başka yerlerde olduğu gibi Irak'ta da El Kaide'ye, Şiileri sapkın olarak gören ve patolojik bir şekilde öldürmek isteyen taraftarlara sahip, aşırıcı Vahhabi ideolojisi hakim. 

Irak'ın Şii ağırlıklı Nuri el Maliki hükümetinin kusursuz olduğunu pek kimseler iddia etmeyecektir.

Fakat Irak'a yeniden sıçrayan mezhepçi kana susamışlık ve ayrım gözetmeyen terörizm, azınlık Sünni nüfusun Bağdat'taki ağırlıklı olarak Şii olan merkezi otoritelere karşı besleyebilecekleri herhangi bir görünebilir siyasi rahatsızlıkla bütünüyle ilgisizdir.

Suriye'yle birlikte Irak'taki şiddeti, yıkım ve rejim değişikliği gündemine sahip dış güçler yönetiyor. 

Buradaki ortak bağlantı, Fars Körfezi diktatörlükleri olan Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden Irak ve Suriye'ye akan para, silahlar ve Vahhabi ideolojisidir.

Irak'taki Amerikan liderliğindeki işgal sırasında, özel olarak Suudiler, El Kaide başlığı altında birleşen Cihadçı grupların başlıca sponsorlarıydı. Bu ilişki, Suudilerin 1980'lerde Sovyetler Birliği'ne karşı Afganistan'da Mücahitleri desteklemesine kadar gider. Amerikan ve İngiliz askeri istihbaratları da o tarihten itibaren Batılı güçler için küresel düzeyde işe yarar hale gelen – bütün bir sahte “terörizmle savaş” retoriğine rağmen Libya'nın veya Rus Kafkasya'sının istikrarsızlaştırılması gibi – bu terörist şebekenin yaratılmasında pay sahibidir.  

Amerikan ve İngiliz askerlerinin geçmişte ürettikleri ve Suudi müttefiklerinin de sponsorluk ettiği terör gruplarıyla Irak'ta kısmen karşı karşıya gelmesi, geri tepmenin ironik sonuçlarından biridir. Fakat Amerikan ve İngiliz yönetici seçkinlerine göre,  şirket çıkarlarının dünyanın en büyük petrol zengini ülkelerinden birinde – Irak – kazanacakları varken savaşa giden askerlerinden bazılarının ölmesi ve yaralanması daha az önemlidir. Bunun yanında, Batı'nın karşı terör çeteleri ve mezhepçi çatışma yaratma yönündeki isyan bastırma doktrini, emperyal kontrol ve meşruluğun temel bir parçasıdır.

Bununla birlikte, Amerika'nın ve İngiltere'nin Irak'taki sözde ulus inşası (rejim değişikliği) kampanyasının, Saddam Hüseyin'den alınan hükümet aygıtının Şii çoğunluk nüfusunu yansıtması sonucunu vermesinin Suudileri mutlu etmediği sır değildir.


Suudilerin kızgınlığı, 2011 sonunda Amerikan askerlerinin çıkması ve Maliki hükümetinin Irak'ın İran ve Suriye'yle samimi ilişkiler geliştirerek – ki bu ülkelerin üçü de ortak Şii mirasına sahiptir – dış politikasında karakter kuvveti göstermesiyle, daha da arttı. 

İşte Irak'ta terörist ateşlerinin yeniden yanmasının nedeni budur. Suudiler ve Fars Körfezi otokratları, mezhepçi kontrol gündemlerini izlemek için Suriye'yi, Irak'ı ve bölgeyi kalıba dökmek istiyor. Suudi ve Katar kan parasının en azından geçen yıldan beri Irak'a aktığından, akılsıza görünen şiddeti beslediğinden ve Suriye gibi Irak'ı da çöken bir devlete dönüştürmeye çalıştıklarından emin olabiliriz.


Tahran'ın bağımsızlığı ve demokratik yönetimi, geniş enerji kaynakları, komşularına karşı adil dış politikası ve Batı'nın emperyalist saldırganlığına, özellikle de Siyonist garnizon terör devleti İsrail'e karşı meydan okuyan direnişi temelinde İran'ın, hak ettiği bölgesel saygınlığa sahip olması, bu gayrimeşru Fars Körfezi devletleri için lanetli bir durumdur. İşte bu yüzden, Batı'ya bağımlı ülke satıcılardan başka bir şey olmayan delicesine kıskanç ve güvenilmez Suud ve El Sani hanedanları, İran'a daha büyük saldırı yolunu açmak için en aşağılık şiddetle Suriye ve Irak'ı parçalamak istiyorlar. 

Bu elbette son kertede, Batılı iktidarların da yapmak istediği şeydir. Ve bu iktidarlar bu amaç için, Ortadoğu çapında cehennemin köpekleriniı salmak istiyorlar. Fakat Batı hükümetleri ve onların medyaları, rejim değişikliği kampanyasının apaçık suçluluğunu gizlemek için, en saçma yanılsamalara yüz vermelidir. Bu yüzden de Suriye ve Irak, ve aslında bütün Ortadoğu, Batı'nın ikiyüzlülüğünün ve tutarsızlıklarının bataklığıdır.
 

Çeviren: Selim Sezer
 

medyasafak.com

Öne Çıkan Haberler

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg