İbnü'n-Nedîm'in uzun listesinde Dırar'ın eserleri arasında saydığı bir kitabın bugün elimizde bulunması başlı başına ilginç bir durumdur; zira bu durum, İbnü'n-Nedîm'in ilk dönem kelamcılarının şu an kayıp olan sayısız kitabına dair hazırladığı fihristlerin ne kadar doğru ve gerçeğe uygun olduğunu göstermektedir.
21.09.2026
11.09.2026
24.08.2026
6.08.2026
31.07.2026
25.07.2026
Bu dönemde Gadir Hadisi'nin tam olarak ne kadar anıldığını bilmiyoruz. Ancak önemli olan şu ki; İmam Ali (a.s.) doğal bir siyasi sürecin sonunda halifelik makamına geldiğinde, Taberi'nin aktardığına göre, biat edenlerin bir kısmı doğrudan "müvâlât" (Gadir'deki velâyet ahdi) temelinde biat etmişti
Taberî, Tarih’inde Ömer b. Hattâb’ın hilafeti döneminde Abdullah b. Abbas ile arasında geçen bir konuşmayı nakletmiştir. Bu konuşmada Ömer, Kureyş’in Müminlerin Emiri Ali’nin (a.s.) hilafetini engellemek için yürüttüğü faaliyetleri ve bu hususta yaptıkları planlamaları açıkça ikrar etmektedir. Konuşmanın bir bölümünde Ömer, İbn Abbas’a şöyle demiştir...
Sonuç: Bu mesele, İmâmîyye’nin hadis ve fıkıh külliyatının, Hz. Ali b. Ebû Tâlib’e nispet edilen asli görüşleri sahih biçimde muhafaza ettiğini gösteren deliller zincirine eklenebilecek önemli bir örnek teşkil etmektedir.
Mehdî ismi, tevatür derecesine ulaşmış birçok hadiste Âl-i Muhammed’in Kâimi (a.f.) için kullanılmıştır. el-Urfü’l-verdî adlı eserde bu ismin geçtiği 178 rivayet mevcuttur. Abbasî hanedanının ilk halifesi Seffâh ile yapılan biat da, esasında, onun Mehdî olduğu iddiası üzerine gerçekleştirilmiştir. Abbasî döneminin başlarına tarihlendirilen bir şiirin bir beytinde, Seffâh, Hâşimoğullarının Mehdî’si olarak nitelenmiştir:
Mansûr, kendisinin mutedil kabul ettiği fıkıh mezheplerini oluşturma veya destekleme yoluna gitmiş ve bu çerçevede, İbn Abbas’ın Müminlerin Emiri Ali’nin fıkhıyla örtüşen fıkhî görüşlerinin yaygınlaşmasını engellemeye çalışmıştır. Bu bağlamda, Medine’nin Hadis Ehli’ne mensup fakihi Mâlik ile uzlaşmış ve kitabını neşretmesi için onu teşvik etmiştir. Aynı şekilde Ebû Hanife’yi ve Mürcie’yi kazanmayı ümit etmiş ve Amr b. Ubeyd’i ve Mu‘tezile’yi himaye edip tercüme hareketine zemin hazırlayacak girişimlerde bulunmuştur.
"Bu inanılmaz belge, erken dönem İslam araştırmacılarının sürekli ilgisini çeken önemli bir soruyu cevaplayabileceği için daha kapsamlı bir incelemeye ihtiyaç duyuyor: Hz. Peygamber, madem Sünnet’in Kur'ân-ı Kerîm kadar geçerli olmasını amaçlıyordu, onu niçin yazıya geçirmedi? [Yoksa geçirdi mi?]"