"Eski devlet adamlarımızdan birinin (Cevad Zarif'i kastederek) Mao hakkında bir şeyler söylediği kısa bir videosunu gördüm. Diyor ki, 'Mao Amerika ile anlaştığı zamandan itibaren büyüdü, tanındı ve Çin'i o zamandan itibaren güçlendirdi.' Bunun hiçbir temeli yoktur."
21.10.2026
20.10.2026
18.10.2026
16.10.2026
15.10.2026
13.10.2026
İran'ın Saddam ile savaşı sırasında İsrail'den silah aldığı suçlamasının geçmişi onlarca yıl öncesine dayalıdır. Nitekim bu iddia, Batı medyasının ve Saddam'ın propaganda aygıtının, daha da önemlisi yeni iktidardan düşürülüp Fransa'ya yerleşen Beni Sadr'ın bu iddiayı yaymaya başladığı Ayetullah Humeyni dönemine kadar uzanmaktadır.
Sadr, asla dönüş demektir. “Sadr” aynı zamanda göğüs, gönül demektir. Ben bu kelimeyi iki anlamda açıklıyorum. Birincisi, gönlüne, bâtınına dön: Senin sadrın, bâtının, göğsün, iç âlemindir. İkincisi, “sadr” asıl ve başlangıç demektir. İkisi de aslında aynı yere çıkar. Ezeldeki aslına ve başlangıcına dönebilmek için gönlüne, sadrına dönmen gerekir.
"Bu yüzden bu büyük bir ibrettir. Ben araştırmacıların bu konuyu derinleştirmesini temenni ediyorum; zira ölüm döşeğinde Muâviye'nin çektiği gibi azap çeken başka bir sultan tanımıyorum. Buna rağmen birçok insan bu gerçeği gizliyor ve onun normal bir şekilde öldüğünü sanıyor."
İbnü'n-Nedîm'in uzun listesinde Dırar'ın eserleri arasında saydığı bir kitabın bugün elimizde bulunması başlı başına ilginç bir durumdur; zira bu durum, İbnü'n-Nedîm'in ilk dönem kelamcılarının şu an kayıp olan sayısız kitabına dair hazırladığı fihristlerin ne kadar doğru ve gerçeğe uygun olduğunu göstermektedir.
İlim tahsilimin başlarında, Ehl-i Beyt'in faziletlerine dair sahih bir rivayet olmadığını zannediyordum. Ehl-i Beyt'in faziletleri hakkında hiçbir bilgim yoktu. Ancak yirmi yılı aşkın bir süre önce Sünni kaynakları okumaya başladığımda bu algım değişti. Bunları incelediğimde, Ehl-i Beyt'in faziletlerine dair muazzam bir külliyatla karşılaştım. Anladım ki asıl olan bu rivayetlerdir; bu faziletlerin sabit oluşu, Allah'ın kulları üzerindeki hüccetlerinden biridir.
İbn Hazm'ın el-Muhallâ'da İmam Ali b. Ebû Tâlib'in katili Abdurrahman İbn Mülcem'i savunmasını, onu nâsıbî saymasının gerekçelerinden biri olarak zikreder. Zira İbn Hazm, sırf kendi içtihadı ve tevili doğrultusunda cinayet işlediği gerekçesiyle İbn Mülcem'i kısasa layık görmez.