Erken dönemin hadis musanniflerinden Abdürrezzâk es-San'ânî (ö. 211), el-Musannef adlı eserinde İbn Cüreyc'den, o Amr b. Dînâr'dan, o da Hasan b. Muhammed b. Hanefiyye'den (ö. 100 civarı) şu rivayeti aktarır: Peygamber'in (s.a.a.) kızı Fâtıma geceleyin defnedildi. (Hz.) Ali, Ebû Bekir'in onun üzerine (halifelik yetkisini kullanarak) namaz kılmasından çekindiği için defnini ondan kaçırıp aceleye getirdi.
1.11.2026
28.10.2026
23.10.2026
22.10.2026
21.10.2026
20.10.2026
İçinde her şeyin yer aldığı bir üçgen var; âlemde tasavvur edilebilecek en büyük üçgen: zihin, dil ve dünyadır. Âlemde zihnin, dilin ve dünyanın dışında kalan ne bulunabilir? Ne zihinde bulunan, ne dile gelen, ne de dünyada olan bir şey var mıdır? Hatta “Benim zihnime ve dünyaya sığmaz, hepsinden yücedir” dediğiniz Allah hakkında bile yine dille konuşuyorsunuz.
Ahmed el-Kâtib, İmam Mehdî’nin varlığını inkâr etmek amacıyla On İki İmam hadisleri hakkında birtakım şüpheler ortaya atmıştır. Bu hadislerin 4./10. yüzyılda uydurulduğunu ileri süren yazar, bu nedenle söz konusu rivayetlerin delil olarak kullanılmasının ve onlara dayanılarak istidlalde bulunulmasının kabul edilemez olduğunu ileri sürmüştür.
Fârâbî ve İbn Sina’nın Aristoteles ile Yeni Platoncu felsefenin yorumlanmasındaki muazzam payını göz ardı eden ve yalnızca İbn Sina’nın irfanî ve sembolik boyutlarına odaklanan Câbirî, İbn Sina felsefesinin ana gövdesinin bütünüyle Fârâbî ekolüne dayandığı hakikatini ıskalamaktadır.
Yanı başında Peygamber konuşurken onun söylediklerini hafife alanlar, ciddiye almayanlar... Onlara "İşittin mi?" denildiğinde, "Evet işittim, işittim" derler. Peki, ne işittiler? Onlar Allah'a ve ahiret gününe iman etmenin anlamını kalplerinde hissetmiyorlar. İman, sadece dille itiraf etmek değildir; Allah'ın bu itirafa ihtiyacı yoktur. İmanı kalben hissetmelisin.
İran'ın Saddam ile savaşı sırasında İsrail'den silah aldığı suçlamasının geçmişi onlarca yıl öncesine dayalıdır. Nitekim bu iddia, Batı medyasının ve Saddam'ın propaganda aygıtının, daha da önemlisi yeni iktidardan düşürülüp Fransa'ya yerleşen Beni Sadr'ın bu iddiayı yaymaya başladığı Ayetullah Humeyni dönemine kadar uzanmaktadır.
Sadr, asla dönüş demektir. “Sadr” aynı zamanda göğüs, gönül demektir. Ben bu kelimeyi iki anlamda açıklıyorum. Birincisi, gönlüne, bâtınına dön: Senin sadrın, bâtının, göğsün, iç âlemindir. İkincisi, “sadr” asıl ve başlangıç demektir. İkisi de aslında aynı yere çıkar. Ezeldeki aslına ve başlangıcına dönebilmek için gönlüne, sadrına dönmen gerekir.