İran için IMF toplantıları doğrudan bir finansal faydadan ziyade yaptırımların hafifletilmesi için baskı yapacak bir diplomatik platform işlevi görüyordu. Ancak Batı için bunlar, İran içinde Batı yanlısı bir finans elitini —daha sonra "reformistler" olarak bilinecek ve örtük olarak neoliberal ideolojinin meşalesini taşıyacak figürleri— yetiştirmek için bir kanal sağlıyordu.
20.08.2026
17.08.2026
16.08.2026
15.08.2026
14.08.2026
13.08.2026
Bu rivayetler arasında bir çelişki yoktur; zira bu üçü (Nur, Ruh ve Akıl) zat itibarıyla bir ve aynıdır, yalnızca yönleri-özellikleri (haysiyetleri) bakımından farklılık gösterirler. Nitekim ilk yaratılan bu varlık; kendi zatında zâhir olması, diğer varlıkların varoluşunu ortaya çıkarması ve kemalâtın İlk İlke-Köken'den (Mebde-i Evvel)...
Seleme'nin, Halife Ömer tarafından konulan ve daha sonra Emeviler tarafından sürdürülen yasağa ters düşen bu hadisi rivayet etmekten çekinmesi, o döneme gelindiğinde Şeyhayn'ın (Ebû Bekir ve Ömer) siyasetine karşı çıkmanın sosyal ve hatta cezai açıdan ne denli sorunlu ve tehlikeli olduğuna dair tarihsel-sosyolojik bir pencere sunmaktadır.
İşte tam da bu noktada el-Osmaniyye kitabı, istemeden de olsa, İmamiyye doktrininin imamet, nass ve ismet konularındaki orijinalliği (asaleti; sonradan doğma veya başka kültürlerle etkileşim ürünü bir inanç olmayışı; çev.), kadimliği ve tarihlendirilmesi açısından önemli bir belgeye dönüşmekte ve araştırmacılarımızın işine yaramaktadır.
İşte bu denli yüce bir kelam; Allah'ın “ayaklarında iki sandaleti olan, kıvırcık saçlı, tüysüz bir genç formunda olduğu”, “inip çıktığı”, “Hz. Peygamber'in O’nunla oturması için yanında dört parmaklık yer bıraktığı” şeklindeki, yani sanki bizden sadece biraz daha büyük biriymiş gibi cisimlendirildiği tasavvurlardan çok farklı bir marifetin göstergesidir!
Bunun bir örneği, Bağdat'taki Şeyh Tusi'nin kütüphanesi ve medresesidir; 447 (Hicri) yılında Selçuklu sultanı Tuğrul Bey'in saldırısında düşmanlık ateşine esir düşmüş ve doğal olarak birçok kitap ve paha biçilmez Şii miras yok olmuştur. Hatta Şeyh Tusi'nin kendi teliflerinden bir bölümünün de tam olarak bu nedenle kaybolduğunu biliyoruz.
Ancak bu epistemolojik sansür ve cerh çabası paradoksal bir şekilde, Rec'at inancının Şia'nın muhalifleri tarafından iddia edildiği gibi 3. veya 4. yüzyıl uydurması olmadığını; ilk asırda bunu doğrudan Hz. Ali’den işitmiş sahabenin seçkin simalarından biri tarafından bizzat savunulduğunu kanıtlayan birer vesika hükmündedir.