ÖZEL: Mu‘tezile büyüğü Nazzâm’ın düşüncelerinde Şîa etkisi

ÖZEL: Mu‘tezile büyüğü Nazzâm’ın düşüncelerinde Şîa etkisi

Pek çok araştırmacı Şîa’nın ana eğilimlerinin ve kelâmî çizgisinin Mu‘tezile etkisinde şekillendiğine inanmaktadır. Bu metnin yazarı bu görüşün yanlışlığını, dahası Mu‘tezile’nin, hatta Basra Mu‘tezilesi’nin, Şîa’nın düşüncesinden çokça etkilendiğini kanıtlamanın peşindedir. Mu‘tezile’nin önde gelen şahsiyetlerinden olan Nazzâm’ın önemli Şiî düşüncelerine yönelimi bu iddiayı doğrulamaktadır.

ÖZEL: İbnü’l-Arabî ve Meister Eckhart’a Göre Varlığın Aşkın Birliği

ÖZEL: İbnü’l-Arabî ve Meister Eckhart’a Göre Varlığın Aşkın Birliği

Tevrat’ın Çıkış Kitabı’nda, peygamberliğe seçilip İsrailoğullarını doğru yola iletmekle görevlendirildiğinde Hz. Musa (a.s.) ile Tanrı arasında şöyle bir konuşmanın geçtiği yazar: “İsraillilere gidip, ‘Beni size atalarınızın Tanrısı gönderdi’ dersem bana, ‘O’nun adı nedir?’ diye sorabilirler. O zaman onlara ne diyeyim?’ dedi. Tanrı Musa’ya, ‘Ben, Var Olan’ım.’ İsrail halkına, ‘Beni size Var Olan gönderdi’ diyeceksin,’ dedi.

ÖZEL: Slavoj Zizek: Neoliberal Kapitalizmin Saray Soytarısı

ÖZEL: Slavoj Zizek: Neoliberal Kapitalizmin Saray Soytarısı

Yazının tüm felsefi-politik öncüllerine ve sonuçlarına katılmasak da, post-modernizm ve liberalizmin radikal-devrimci söylemler ve bunların entelektüel-ideolojik taşıyıcıları içindeki nüfuz gücüne ve bu kişilerin emperyalist sistem tarafından nasıl işlevsel kılındıklarına ışık tutan önemli bir analiz olduğunu düşünüyoruz.

İbrahimî Dinânî: Feyz-i Kâşânî Söyleşileri (28): Ahlakın cevheri de akıldır / Kant'ın büyük yanılgısı

İbrahimî Dinânî: Feyz-i Kâşânî Söyleşileri (28): Ahlakın cevheri de akıldır / Kant'ın büyük yanılgısı

Felsefe tarihinin dönüm noktasını teşkil eden Kant, konu iman olunca akıldan ziyade ahlâkı devreye sokmuştur. Örneğin bizim hakîmlerimiz hem nazarî akıl hem de amelî akıl derken o daha çok pratik akla vurgu yapmış, Hıristiyanlığın hakikatine ahlâk üzerinden ulaşılması gerektiğine inanmıştır. Buna benzer düşüncelere İslâm dünyasında da rastlamaktayız [Mesela Faslı Müslüman düşünür Taha Abdurrahman; Medya Şafak].

İbrahimî Dinânî: Feyz-i Kâşânî Söyleşileri (27): Allah her yerde ise niçin O’na kavuşmamız gerekiyor? / Sühreverdî ve Kızıl Akıl

İbrahimî Dinânî: Feyz-i Kâşânî Söyleşileri (27): Allah her yerde ise niçin O’na kavuşmamız gerekiyor? / Sühreverdî ve Kızıl Akıl

Allah ile mülakat (buluşmak) cisimsel, zamansal, mekânsal ve maddî bir buluşma değildir. Bu likâ, marifette ve bilinçtedir. Evet, O’nun varlık ve tekvin itibariyle her yerde hazır olduğu malumdur. O’ndan uzaklığımız marifet ve bilinç düzlemindeki bir uzaklığı ifade eder. Bir kimse O’nun bu her yerdeki huzurunu bilinç düzeyinde kavrarsa, bu kavrayışın kendisi O’na ulaşmak (likâ) demektir.

İbrahimî Dinânî: Feyz-i Kâşânî Söyleşileri (18): Hakk’ın Rüyeti

İbrahimî Dinânî: Feyz-i Kâşânî Söyleşileri (18): Hakk’ın Rüyeti

Evet, mesele tam olarak budur. O’nu bulanın hiçbir eksiği yoktur. O’nu bulmayanın neyi vardır? Eğer bir kimse O’na ulaşamazsa – isterse bütün dünya onun olsun– onun neyi vardır ki? Bir an nefesi tükendiğinde ölür, gider. Bu insana evrenin hükümdarlığının verilmiş olduğunu düşünün. O bir an nefes alamasa, ne olur?