Bu araştırma, mevcut kaynaklarda yer alan ve hilafet rejiminin Hz. Fatıma'nın (s.a.) evine yönelik hücumunu konu edinen bir rivayetin "isnad-metin" yapısını inceleyerek metinsel tarihini araştırmaktadır. Çeşitli kanıtların karşılaştırmalı analizi ve metinsel farklılıkların dağılımı üzerinden, bu rivayetin temel çekirdeğinin Medineli muhaddis ve siyer yazarı Musa b. Ukbe'ye (ö. 141/758) ve muhtemelen onun önde gelen üstadı Muhammed b. Müslim ez-Zührî'ye (ö. 124/742) güvenilir bir şekilde dayandırılabileceği tarafımızca savunulmaktadır.
18.10.2026
15.10.2026
2.10.2026
29.09.2026
13.09.2026
5.09.2026
Neden ilk iki üç asırdaki mezhepsel tartışmalarda kimse Şiileri "Siz Kur'an'ın tahrif edildiğine inanıyorsunuz" diye suçlamamıştır? Hicri ikinci yüzyıldan günümüze ulaşan birkaç metinde, örneğin İbadîlerin yakın zamanda keşfedilip gün yüzüne çıkan ve yayımlanan metinlerinde, Şiilere yönelik onca farklı suçlamaya rağmen Kur'an'ın tahrifi meselesinden hiç söz edilmemiştir.
Câhiz, Haşimilerin Emevilere karşı görüşlerini açıklarken şöyle yazar: “Dediler ki: Muhammed bin Ali bin Hüseyin... Hicaz fakihlerinin seyyidiydi. İnsanlar fıkhı ondan ve oğlu Cafer'den öğrendi. O, "el-Bâkır; ilmi yarıp çıkaran" lakabıyla anılırdı. Allah'ın Elçisi, o henüz dünyaya gelmeden önce bu lakabı ona vermişti. Peygamber onun varlığını müjdeledi ve Cabir bin Abdullah'a onu göreceğini vaat ederek şöyle buyurdu..."
İbn Tıktakâ (ö. 709 h.), kendi senediyle Salih b. Ebu'l-Esved'den şöyle dediğini nakleder: Cafer bin Muhammed'den (a.s.) şöyle buyurduğunu işittim: "Beni kaybetmeden önce bana sorun; çünkü sahibiniz (Kâim) kıyam edene kadar, benden sonra hiç kimse size benim gibi hadis anlatmayacaktır."
Seleme'nin, Halife Ömer tarafından konulan ve daha sonra Emeviler tarafından sürdürülen yasağa ters düşen bu hadisi rivayet etmekten çekinmesi, o döneme gelindiğinde Şeyhayn'ın (Ebû Bekir ve Ömer) siyasetine karşı çıkmanın sosyal ve hatta cezai açıdan ne denli sorunlu ve tehlikeli olduğuna dair tarihsel-sosyolojik bir pencere sunmaktadır.
İşte tam da bu noktada el-Osmaniyye kitabı, istemeden de olsa, İmamiyye doktrininin imamet, nass ve ismet konularındaki orijinalliği (asaleti; sonradan doğma veya başka kültürlerle etkileşim ürünü bir inanç olmayışı; çev.), kadimliği ve tarihlendirilmesi açısından önemli bir belgeye dönüşmekte ve araştırmacılarımızın işine yaramaktadır.
Ancak bu epistemolojik sansür ve cerh çabası paradoksal bir şekilde, Rec'at inancının Şia'nın muhalifleri tarafından iddia edildiği gibi 3. veya 4. yüzyıl uydurması olmadığını; ilk asırda bunu doğrudan Hz. Ali’den işitmiş sahabenin seçkin simalarından biri tarafından bizzat savunulduğunu kanıtlayan birer vesika hükmündedir.