Kasım 2025'te Genel Sekreter Şeyh Naim Kasım, Tabatabai'nin 2015'ten 2024'e kadar yaklaşık dokuz yılını Yemen'de geçirdiğini ve "önemli bir iz bıraktığını" açıkça ifade etti ki bu, Hizbullah'ın üst düzey bir kadrosunu uzun süreli olarak sahaya yerleştirdiğine dair ilk resmi itirafıydı.
30.08.2026
16.08.2026
15.08.2026
13.08.2026
8.08.2026
31.07.2026
Bu üç unsur, bu hareketleri normalde devrimci örgütleri yok eden yozlaştırıcı etkilerden koruyacak yeterli asabiyeyi (klasik İbn Halduncu anlamdaki grup dayanışması) üretir. Rüşvet ve kayırmacılık, makam dağıtmak burada sökmez. Devlet gücünün kullanımı onları geleneksel, kırılgan ordulara dönüştürmez. Özünde, yöneten gerilla hareketleri olarak kalırlar.
Bir rivayetin sıhhat ve geçerliliğinin tespiti, kimi zaman râvilerden bağımsız olarak, doğrudan metin tenkidi üzerinden gerçekleştirilmektedir. Ancak bu safhada dahi tarihçilerin kelâmî kabullerinin üslupları ve yaklaşımları üzerinde etkili olduğu görülmektedir. Fahreddin Râzî’den nakledilen şu söz, bu durumu özetler niteliktedir: "Gadir hadisine dair dört yüz rivayet yolu (tarik) buldum; buna rağmen [hadisin] sahih olduğu içime sinmedi."
Mehdî ismi, tevatür derecesine ulaşmış birçok hadiste Âl-i Muhammed’in Kâimi (a.f.) için kullanılmıştır. el-Urfü’l-verdî adlı eserde bu ismin geçtiği 178 rivayet mevcuttur. Abbasî hanedanının ilk halifesi Seffâh ile yapılan biat da, esasında, onun Mehdî olduğu iddiası üzerine gerçekleştirilmiştir. Abbasî döneminin başlarına tarihlendirilen bir şiirin bir beytinde, Seffâh, Hâşimoğullarının Mehdî’si olarak nitelenmiştir:
Mansûr, kendisinin mutedil kabul ettiği fıkıh mezheplerini oluşturma veya destekleme yoluna gitmiş ve bu çerçevede, İbn Abbas’ın Müminlerin Emiri Ali’nin fıkhıyla örtüşen fıkhî görüşlerinin yaygınlaşmasını engellemeye çalışmıştır. Bu bağlamda, Medine’nin Hadis Ehli’ne mensup fakihi Mâlik ile uzlaşmış ve kitabını neşretmesi için onu teşvik etmiştir. Aynı şekilde Ebû Hanife’yi ve Mürcie’yi kazanmayı ümit etmiş ve Amr b. Ubeyd’i ve Mu‘tezile’yi himaye edip tercüme hareketine zemin hazırlayacak girişimlerde bulunmuştur.
Sonuç olarak, Gadîr Hadisinin Buhârî’nin eserinde yer almamasının nedeni, rivayet zincirindeki herhangi bir teknik kusurdan ziyade, Hz. Ali'nin Rasûlullah (s.a.a.) tarafından atandığı yönündeki Şiî iddiasını desteklemesiyle daha çok ilgili gibi görünüyor.
Arafat bunun üzerine radikal bir soru sordu: “Ya Filistin güçleri füze sahibi olsaydı?” Arafat’ın hesaplaması basit ve stratejikti: Gazze yakınlarındaki büyük bir İsrail kentine —örneğin Aşkelon— İran yapımı Katyuşa füzeleri atılabilseydi, Tel Aviv’den gelecekteki sınırlar ve tavizler konusunda yeni, sert bir pazarlık gücü elde edilebilirdi.