Bu araştırma, mevcut kaynaklarda yer alan ve hilafet rejiminin Hz. Fatıma'nın (s.a.) evine yönelik hücumunu konu edinen bir rivayetin "isnad-metin" yapısını inceleyerek metinsel tarihini araştırmaktadır. Çeşitli kanıtların karşılaştırmalı analizi ve metinsel farklılıkların dağılımı üzerinden, bu rivayetin temel çekirdeğinin Medineli muhaddis ve siyer yazarı Musa b. Ukbe'ye (ö. 141/758) ve muhtemelen onun önde gelen üstadı Muhammed b. Müslim ez-Zührî'ye (ö. 124/742) güvenilir bir şekilde dayandırılabileceği tarafımızca savunulmaktadır.
23.10.2026
21.10.2026
20.10.2026
18.10.2026
16.10.2026
15.10.2026
İran'ın Saddam ile savaşı sırasında İsrail'den silah aldığı suçlamasının geçmişi onlarca yıl öncesine dayalıdır. Nitekim bu iddia, Batı medyasının ve Saddam'ın propaganda aygıtının, daha da önemlisi yeni iktidardan düşürülüp Fransa'ya yerleşen Beni Sadr'ın bu iddiayı yaymaya başladığı Ayetullah Humeyni dönemine kadar uzanmaktadır.
Sadr, asla dönüş demektir. “Sadr” aynı zamanda göğüs, gönül demektir. Ben bu kelimeyi iki anlamda açıklıyorum. Birincisi, gönlüne, bâtınına dön: Senin sadrın, bâtının, göğsün, iç âlemindir. İkincisi, “sadr” asıl ve başlangıç demektir. İkisi de aslında aynı yere çıkar. Ezeldeki aslına ve başlangıcına dönebilmek için gönlüne, sadrına dönmen gerekir.
İbnü'n-Nedîm'in uzun listesinde Dırar'ın eserleri arasında saydığı bir kitabın bugün elimizde bulunması başlı başına ilginç bir durumdur; zira bu durum, İbnü'n-Nedîm'in ilk dönem kelamcılarının şu an kayıp olan sayısız kitabına dair hazırladığı fihristlerin ne kadar doğru ve gerçeğe uygun olduğunu göstermektedir.
İlim tahsilimin başlarında, Ehl-i Beyt'in faziletlerine dair sahih bir rivayet olmadığını zannediyordum. Ehl-i Beyt'in faziletleri hakkında hiçbir bilgim yoktu. Ancak yirmi yılı aşkın bir süre önce Sünni kaynakları okumaya başladığımda bu algım değişti. Bunları incelediğimde, Ehl-i Beyt'in faziletlerine dair muazzam bir külliyatla karşılaştım. Anladım ki asıl olan bu rivayetlerdir; bu faziletlerin sabit oluşu, Allah'ın kulları üzerindeki hüccetlerinden biridir.
İbn Hazm'ın el-Muhallâ'da İmam Ali b. Ebû Tâlib'in katili Abdurrahman İbn Mülcem'i savunmasını, onu nâsıbî saymasının gerekçelerinden biri olarak zikreder. Zira İbn Hazm, sırf kendi içtihadı ve tevili doğrultusunda cinayet işlediği gerekçesiyle İbn Mülcem'i kısasa layık görmez.
Zeydî/Mu'tezilî çizgide yer alan ve Ehl-i Beyt İmamlarının (a.s.) rivayetlerini toplayan bu eserde, bu lafız doğrudan İmam Ali'ye (a.s.) dayandırılarak nakledilir. "Bu'istü beyne câhiliyyeteyni, lâ uhrâhümâ şerrun min ûlâhümâ" (بعثت بين جاهليتين، لا أخراهما شر من أولهما - İki cahiliye arasında gönderildim, sonuncusu ilkinden daha az şerli değildir / daha kötüdür.)