Lafı dolandırmaya gerek yok: Uluslararası sol, en iyi ihtimalle; İslam Cumhuriyeti’ni —ve dolayısıyla Filistinlilerin o maddi savunma hattını— yok etmeye ant içmiş Siyonist emellere siyasi meşruiyet kılıfı dikmekte ve onlara alan açmaktadır. En kötü ihtimalle ise; İran’a yönelik Siyonist saldırının ve bunun doğal sonucu olarak Levant’ta yaşanan soykırımın doğrudan suç ortağıdırlar.
8.08.2024
19.02.2024
14.02.2024
4.05.2023
2.05.2023
31.03.2023
Suudiler Batı Asya’da eski düzenin jeopolitik ayağı ve sembolüdür, ancak bu düzen artık geçerliliğini yitirmiştir. Bu nedenle, çürüyen Batı merkezli dünya düzeninin bir sonraki “Ukrayna”sının Arap Yarımadası'nda ortaya çıkması muhtemeldir ve hiç kimse bunu Suudi Arabistan'ın megaloman veliaht prensi Muhammed bin Salman kadar gerçekçi bir olasılık olarak görmüyor.
Eski Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’nin 2015’te verdiği bir röportajdan...
İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler'in Üçüncü Reich'ının baş propagandacısı olan Joseph Goebbels'e atfedilen bir propaganda kanunu şöyle der: "Bir yalanı yeterince sık tekrarlarsan gerçeğe dönüşür." Psikologlar bu fenomeni "sahte hakikat etkisi" olarak adlandırıyorlar ve tekrarın hakikat hakkındaki inançları etkileyebileceğini doğruluyorlar. İran bugün dörtnala giden “Gish gallop” süreci ile karşı karşıya; bu, yanlış beyanlar ve düpedüz yalanlarla rakibi alt etmeyi hedefleyen bir retorik tekniğidir.
İranlı yetkililer tarafından gözaltına alınan 15 bin protestocu rakamı suları daha da bulandıran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'ndan (HRANA) kaynaklanıyor. ABD merkezli HRANA, İran İnsan Hakları Aktivistleri’nin (HRAI) medya koludur ve National Endowment for Democracy'den (NED) fon alan bir gruptur. NED ise on yıllardır dünya genelinde rejim değişikliği çabalarını finanse eden, bir CIA yumuşak güç aparatıdır.
“ABD tarafından finanse edilen Irak'la savaşa ve Batı'nın süreğen yıkım ve boykotlarına rağmen, köylülere toprak dağıtıldı ve ülke tahıl üretiminde kendi kendine yeterli hale geldi. Artık tüm İranlılar okuyabiliyor ve yazabiliyor, sağlık klinikleri köylere kadar ulaştı ve yaşam beklentisi 1970'lerde 56 yıldan az iken 2000 yılında 70'e çıktı.”
Sünni hükümdarlar tarafından papağan gibi tekrarlanan bir eleştiriyi tekrar ederek, İran'ın "Filistin'de Arap Sünni hükümetlerinin egemenliğini baltalamak için iyi bir araç bulduğunu" ve "bu sayede Arap Sünni kitlelerin" desteğini kazandığını iddia ediyor. Bu değerlendirme, Devrim’den önce bile, İran'ın dini ve laik muhaliflerinin Filistin yanlısı olduğu ve halkın Şah'ın İsrail'e desteğine muhalefet ettiği gerçeğini göz ardı ediyor.