İbnü'n-Nedîm'in uzun listesinde Dırar'ın eserleri arasında saydığı bir kitabın bugün elimizde bulunması başlı başına ilginç bir durumdur; zira bu durum, İbnü'n-Nedîm'in ilk dönem kelamcılarının şu an kayıp olan sayısız kitabına dair hazırladığı fihristlerin ne kadar doğru ve gerçeğe uygun olduğunu göstermektedir.
2.09.2026
13.08.2026
10.06.2026
4.06.2026
7.05.2026
1.04.2026
Mehdî ismi, tevatür derecesine ulaşmış birçok hadiste Âl-i Muhammed’in Kâimi (a.f.) için kullanılmıştır. el-Urfü’l-verdî adlı eserde bu ismin geçtiği 178 rivayet mevcuttur. Abbasî hanedanının ilk halifesi Seffâh ile yapılan biat da, esasında, onun Mehdî olduğu iddiası üzerine gerçekleştirilmiştir. Abbasî döneminin başlarına tarihlendirilen bir şiirin bir beytinde, Seffâh, Hâşimoğullarının Mehdî’si olarak nitelenmiştir:
Lafı dolandırmaya gerek yok: Uluslararası sol, en iyi ihtimalle; İslam Cumhuriyeti’ni —ve dolayısıyla Filistinlilerin o maddi savunma hattını— yok etmeye ant içmiş Siyonist emellere siyasi meşruiyet kılıfı dikmekte ve onlara alan açmaktadır. En kötü ihtimalle ise; İran’a yönelik Siyonist saldırının ve bunun doğal sonucu olarak Levant’ta yaşanan soykırımın doğrudan suç ortağıdırlar.
Savaş açmakla tehdit ettiğiniz İran, bir ulus devletten ibaret değildir ve bölgesel hatta küresel bir direnişi tutuşturabilecek bir inanç sistematiğinin, Velayet-i Fakih kurumun da bayraktarıdır. İslam’ın devrimci evlatları ve yeryüzünün tüm anti emperyalist güçleri egemen dünya sisteminin enerji damarlarını kesebilecek ve “petrol kuyularının siyasi örgütlenmesi” konumundaki işbirlikçi, gerici Körfez krallıklarının camdan saraylarını tuzla buz edebilecek, kısacası dünyanızı başınıza geçirebilecek potansiyele sahiptir!
"Bunu kesinlikle istemiyoruz, ancak Ukrayna'da yürüttüğümüz seçici, nazik ve uzun süreli operasyon tekrarlanmayacak. Orada kendi kendimizi dizginliyoruz. Avrupa'da ise düşmanlarımızı yok edeceğiz. Ukrayna'da edindiğimiz deneyim, Avrupalıların bizimle savaşa hazırlanmasından çok daha iyi bir şekilde bizi Avrupa ile savaşa hazırlıyor."
İbranice נִקְּבוּ (nikvu) ifadesi ve onun Arapça karşılığı olan نقیب (nakib), “seçilmiş ve tensip edilmiş, atanmış” anlamına gelmekte olup, özünde “Allah tarafından bir nass ile belirlenmiş olma” anlamını taşır. Yani, temel olarak dilbilimsel bakımdan, İbranice ve Arapçada birine ancak seçilmiş ve özel olarak atanmışsa “nakip” unvanı verilir.
Peki, insanoğlunun bilgileri beyninde midir? Elbette çok açıktır ki, insanın beyni olmasa, bilgisi zuhur etmez. İlk olarak bu soruya cevap vermemiz gerekir. Beyindeki hücrelerde en ufak bir sorun meydana gelse, beyin artık faaliyetlerini yerine getiremez. Peki, bu organ bilginin kabı mıdır, yoksa onun ortaya çıkış şartı mıdır?