"destek" için 1986 adet haber bulundu

"Sen Kitap Nedir, İman Nedir Bilmezdin" (Şûrâ, 52) Ayetinin Manası

"Sen Kitap Nedir, İman Nedir Bilmezdin" (Şûrâ, 52) Ayetinin Manası

Ehl-i Sünnet, Hz. Resulullah'ın (s.a.a.) vahiy inmeden önce mümin olmadığına ve bi'setini (peygamberliğini) bilmediğine kaildir. Delil olarak da şu ayeti getirirler: "İşte sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin." (Şûrâ, 52). Bildiğim kadarıyla bu durum, Şia-i İmamiyye'nin inancına muhaliftir. Onların bu görüşünün aksini nasıl ispat edebiliriz?

Parıltılar (9): İmâmiyye fıkhının Sünni kaynaklarca doğrulanmasına yeni bir örnek / “Ölüyü yıkadıktan sonra gusül”: Hz. Ali’nin sahih bir uygulaması

Parıltılar (9): İmâmiyye fıkhının Sünni kaynaklarca doğrulanmasına yeni bir örnek / “Ölüyü yıkadıktan sonra gusül”: Hz. Ali’nin sahih bir uygulaması

Sonuç: Bu mesele, İmâmîyye’nin hadis ve fıkıh külliyatının, Hz. Ali b. Ebû Tâlib’e nispet edilen asli görüşleri sahih biçimde muhafaza ettiğini gösteren deliller zincirine eklenebilecek önemli bir örnek teşkil etmektedir.

ÖZEL: Abbasîlerin Mehdîlikle İlgili Hadislerin Uydurulması ve Tahrif Edilmesindeki Rolü

ÖZEL: Abbasîlerin Mehdîlikle İlgili Hadislerin Uydurulması ve Tahrif Edilmesindeki Rolü

Mehdî ismi, tevatür derecesine ulaşmış birçok hadiste Âl-i Muhammed’in Kâimi (a.f.) için kullanılmıştır. el-Urfü’l-verdî adlı eserde bu ismin geçtiği 178 rivayet mevcuttur. Abbasî hanedanının ilk halifesi Seffâh ile yapılan biat da, esasında, onun Mehdî olduğu iddiası üzerine gerçekleştirilmiştir. Abbasî döneminin başlarına tarihlendirilen bir şiirin bir beytinde, Seffâh, Hâşimoğullarının Mehdî’si olarak nitelenmiştir:

ÖZEL: Batı solu; emperyalizm, Siyonizm ve İran’daki “rejim değişikliği” arasındaki bağı neden kavrayamıyor?

ÖZEL: Batı solu; emperyalizm, Siyonizm ve İran’daki “rejim değişikliği” arasındaki bağı neden kavrayamıyor?

Lafı dolandırmaya gerek yok: Uluslararası sol, en iyi ihtimalle; İslam Cumhuriyeti’ni —ve dolayısıyla Filistinlilerin o maddi savunma hattını— yok etmeye ant içmiş Siyonist emellere siyasi meşruiyet kılıfı dikmekte ve onlara alan açmaktadır. En kötü ihtimalle ise; İran’a yönelik Siyonist saldırının ve bunun doğal sonucu olarak Levant’ta yaşanan soykırımın doğrudan suç ortağıdırlar.

ÖZEL: Hicrî birinci yüzyılda Şiî akımlar: İbn Abbas ve Abbasîlerin imamet konusundaki inançlarının vaka incelemesi

ÖZEL: Hicrî birinci yüzyılda Şiî akımlar: İbn Abbas ve Abbasîlerin imamet konusundaki inançlarının vaka incelemesi

Mansûr, kendisinin mutedil kabul ettiği fıkıh mezheplerini oluşturma veya destekleme yoluna gitmiş ve bu çerçevede, İbn Abbas’ın Müminlerin Emiri Ali’nin fıkhıyla örtüşen fıkhî görüşlerinin yaygınlaşmasını engellemeye çalışmıştır. Bu bağlamda, Medine’nin Hadis Ehli’ne mensup fakihi Mâlik ile uzlaşmış ve kitabını neşretmesi için onu teşvik etmiştir. Aynı şekilde Ebû Hanife’yi ve Mürcie’yi kazanmayı ümit etmiş ve Amr b. Ubeyd’i ve Mu‘tezile’yi himaye edip tercüme hareketine zemin hazırlayacak girişimlerde bulunmuştur.

Parıltılar (8): Yazılı hadis kayıtlarının en eskisinde (Hz. Ali’nin Sahifesi) pulsuz balığın yasaklanması

Parıltılar (8): Yazılı hadis kayıtlarının en eskisinde (Hz. Ali’nin Sahifesi) pulsuz balığın yasaklanması

"Bu inanılmaz belge, erken dönem İslam araştırmacılarının sürekli ilgisini çeken önemli bir soruyu cevaplayabileceği için daha kapsamlı bir incelemeye ihtiyaç duyuyor: Hz. Peygamber, madem Sünnet’in Kur'ân-ı Kerîm kadar geçerli olmasını amaçlıyordu, onu niçin yazıya geçirmedi? [Yoksa geçirdi mi?]"

ÖZEL: “İsrailoğullarının nakiplerinin sayısınca” hadisi çerçevesinde / İmamlar ile İsrailoğullarının nakipleri arasında yapılan sayısal benzetmenin analizi

ÖZEL: “İsrailoğullarının nakiplerinin sayısınca” hadisi çerçevesinde / İmamlar ile İsrailoğullarının nakipleri arasında yapılan sayısal benzetmenin analizi

İbranice נִקְּבוּ (nikvu) ifadesi ve onun Arapça karşılığı olan نقیب (nakib), “seçilmiş ve tensip edilmiş, atanmış” anlamına gelmekte olup, özünde “Allah tarafından bir nass ile belirlenmiş olma” anlamını taşır. Yani, temel olarak dilbilimsel bakımdan, İbranice ve Arapçada birine ancak seçilmiş ve özel olarak atanmışsa “nakip” unvanı verilir.