Peki, insanoğlunun bilgileri beyninde midir? Elbette çok açıktır ki, insanın beyni olmasa, bilgisi zuhur etmez. İlk olarak bu soruya cevap vermemiz gerekir. Beyindeki hücrelerde en ufak bir sorun meydana gelse, beyin artık faaliyetlerini yerine getiremez. Peki, bu organ bilginin kabı mıdır, yoksa onun ortaya çıkış şartı mıdır?
21.11.2025
18.04.2025
5.01.2025
12.11.2024
3.09.2024
11.11.2023
Bu bölümde Ahmed el-Kâtib’in İmam Mehdî’nin (a.s.) varlığı hakkında oluşturmak istediği şüpheleri cevaplandırmaya çalışacağız. Onun bu bağlamdaki iddialarından biri de şudur: 'Hicrî üçüncü ve dördüncü asırlarda Şia -azınlık bir grup hariç- Muhammed b. Hasan el-Askerî’nin varlığına inanmıyordu. Nitekim bu durumu Nevbahtî, Eşarî, Kuleynî, Numânî, Sadûk, el-Müfîd ve Tûsî gibi Şiî müelliflerin tamamına yakını kaydetmiş ve bu döneme Asrü’l-Hayret (Şaşkınlık Çağı) adını vermişlerdir.'
Ebu’t-Tufayl sahâbenin küçüklerinden olup Mekke’de ikamet etmekteydi. Hz. Peygamber (s.a.a.) vefat ettiğinde sekiz yaşındaydı. Bu bilgiler ışığında İmam Ali’ye biat edildiğinde 33 yaşında olmuş olur. Mekke’de ikamet ettiğinden ve siyasî otoritenin hem bu hadisin hem de Ehl-i Beyt hakkındaki diğer hadislerin rivayetine mani olması yüzünden, o yaşına dek bunu işitmemişti! Onun zihnini tırmalayan şeyin, Gadîr Hadisi’nin İmam Ali’ye (a.s.), Rasulullah’ın ümmet üzerindeki velayeti gibi bir velayet tahsis etmesi oluşunda herhangi bir kuşku yoktur.
İsrail'in, sabit kanatlı F-16 uçaklarıyla Lübnan hava sahası üzerinden Suriye'nin derinliklerindeki Suriye ve İran hedeflerine yönelik füze saldırılarının azaltılmasının arkasında bu gelişmiş savunma yeteneklerinin bulunmasına şaşırmıyoruz. Sonrası ise daha büyük… Ve en iyisini Allah bilir.
Ben derim ki; Ehl-i Beyt’in imametine Tevrat’tan delil getirilmesi müteahhirun dönemi âlimlerinin buluşlarından değildir. Aksine bu delillendirme, Şiî âlimlerin imamete dair sundukları diğer kanıtlar ile birlikte başvurdukları kadim bir yoldu. İlk Şiîler bu metodu İmamlarından (a.s.) almışlardır. Ehl-i Beyt’in bu metodu ise bizzat Kur’ân-ı Kerim’in metodudur
Birincisi: Ömer'in alışkanlıklarından biri de insanların isimlerini değiştirmekti. Tarihçilere göre bu ismi ona Ömer vermiş ve Abdullah bu ismiyle tanınmıştır. Belâzürî Ensâbü'l- Eşrâf'ta şöyle der: Ömer b. Hattâb, Ali'nin oğluna “Ömer'' adını verdi.
Resûlullah (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır: Ali’yi (a.s.) seven beni sevmiş olur, Ali’ye (a.s.) buğzeden bana buğzetmiş olur. Ali’ye (a.s.) eziyet eden bana eziyet etmiş olur ve bana eziyet eden Allah’a eziyet etmiştir. Şu ana kadar okuduğumuz pasajlarla bu hadisi en azından Hâkim en-Nîsâbûrî’nin, Hâfız Zehebî’nin, Allâme Vâdıî’nin ve Allâme Albânî’nin sahih saydıklarını anladık.