İran'ın Saddam ile savaşı sırasında İsrail'den silah aldığı suçlamasının geçmişi onlarca yıl öncesine dayalıdır. Nitekim bu iddia, Batı medyasının ve Saddam'ın propaganda aygıtının, daha da önemlisi yeni iktidardan düşürülüp Fransa'ya yerleşen Beni Sadr'ın bu iddiayı yaymaya başladığı Ayetullah Humeyni dönemine kadar uzanmaktadır.
15.09.2026
14.08.2026
7.05.2026
25.03.2026
9.10.2025
24.09.2025
20 Ocak 2014 tarihinde, İsviçre'de Suriye ihtilafı ile ilgili müzakerelerin başlamasından iki gün önce, sansasyonel bir haber televizyonlara ve dünyanın dört bir yanındaki manşetlere yansıdı. Haber, Suriye ordusuna mensup eski bir fotoğrafçının elinde Suriye güvenlik birimleri tarafından 11 bin tutuklunun işkence edilerek öldürüldüğünü belgeleyen 55 bin fotoğraf bulunduğuydu.
Yazının tüm felsefi-politik öncüllerine ve sonuçlarına katılmasak da, post-modernizm ve liberalizmin radikal-devrimci söylemler ve bunların entelektüel-ideolojik taşıyıcıları içindeki nüfuz gücüne ve bu kişilerin emperyalist sistem tarafından nasıl işlevsel kılındıklarına ışık tutan önemli bir analiz olduğunu düşünüyoruz.
Sonuç olarak, emperyalizm, özellikle de ABD ile İsrail arasındaki ilişki, İsrail'in ABD'nin eyaletlerinden biri sayıldığı, ancak daha ileri bir yerde olduğu ve bu organik bağın hiçbir zaman gizlenmediği göz önüne alındığında; iyi, kötü veya tereddütlü olarak tanımlanamaz. Önceki satırlarda göstermeye çalıştığımız şey işte budur.
Onlar ve onların çocukları işgal, bölünme ve diktatörlük batağına saplanmış bir toplumda yaşamaya devam etmek zorunda kalacaklar, zira hiçbir şey yapmamanın ve hiçbir fedakârlıkta bulunmamanın bedeli budur. Bu, küçük düşünmenin fırsat maliyetidir. Yenilgici düşünce bireysel olarak rasyonel gibi görünse de uzun vadede toplumu mağlup eder, yani irrasyoneldir.
Siyonist rejimi vekil olarak kullanan ABD hükümeti, bölgedeki Direniş Ekseni'ni stratejik bir yenilgiye uğratacağı inancıyla Gazze nüfusunun tamamını ezmeye yönelik bir politika izlemektedir. Bu strateji, Washington'un Batı Asya üzerindeki Amerikan hâkimiyetini yeniden tesis etmek ve bölgedeki bağımsızlıkçı güçleri dağıtmak için son girişimi olabilir.
İran’da her seçim döneminde, İran Muhafız Konseyi’nin (Şurayı Nigehbani Kanuni Esasi) kendi çıkarlarına uygun adayları seçerek seçim sürecini manipüle ettiğini iddia eden bir anlatı ortaya çıkar. Bu iddiada bir geçerlilik payı var mı? Batı demokrasilerinde de benzer kurumlar mevcut mudur?