Lafı dolandırmaya gerek yok: Uluslararası sol, en iyi ihtimalle; İslam Cumhuriyeti’ni —ve dolayısıyla Filistinlilerin o maddi savunma hattını— yok etmeye ant içmiş Siyonist emellere siyasi meşruiyet kılıfı dikmekte ve onlara alan açmaktadır. En kötü ihtimalle ise; İran’a yönelik Siyonist saldırının ve bunun doğal sonucu olarak Levant’ta yaşanan soykırımın doğrudan suç ortağıdırlar.
13.05.2025
7.04.2025
19.01.2023
26.09.2022
27.08.2022
23.06.2022
Kaynaklara göre, “İsrail'in tedarik hatlarına saldırma riski neredeyse yok ve asgari düzeyde. Hizbullah, süpersonik hassas karadan karaya füzelerini hazırlayarak terör ve caydırıcılık denklemlerini nasıl dengeleyeceğini biliyor. İsrail İran petrol tankerlerini vurursa, Hizbullah, İsrail veya ABD'nin tepkisine aldırmadan İsrail’in petrol platformlarına veya Hayfa limanına saldırmaktan çekinmeyecektir."
İran'da İslami hareket dışında hiçbir sosyo-politik hareket; tek bir merkezi önderliğin otoritesi altında ve tutarlı bir ideolojik çerçeve içinde faaliyet yürüten siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri şubelere sahip değildi.
Gündüz tesisatçılık yapan Osman akşamları Hizbullah'ın mezhepsel olmayan askeri kanadı Saraya el-Mukaveme (Direniş Tugayları) savaşçısı. Dini -ya da dinsizliği- onları Hizbullah’a katılmaktan alıkoyanlar için Hizbullah’ın hal çaresi, Sünni, Şii vs. Lübnanlı savaşçıların İsrail ve Suriye’de ortak düşmanlarla mücadele etmesi için Saraya’nın kurulması oldu.
"16. yüzyılda Kur’an’ı neşretmek ve tercüme ederek onu ulaşılabilir kılmak, inançlı Hristiyanların kafasını karıştırmaya ya da yoldan çıkarmaya müsait tehlikeli bir girişimdi. En azından 1542’de Müslümanların kutsal kitabını Latince yayınlamak isteyen yerel bir matbaacıyı -kısa süreliğine de olsa- hapseden Basel’deki Protestan şehir konseyi üyelerine göre öyleydi."
Şiiliğe yönelik mantık dışı Amerikan nefretinin temelinde, Şiiliğin özünde yer alan adaletsizliğe karşı direniş ruhu bulunuyor. Şiiliğin, Kerbela olayı ve İmam Hüseyin’in duruşunun izinde, ezileni korumayı ve savunmayı; ezenin karşısında durmayı esas alan tavrı, ABD ve Batılı egemen güçlerin tolere edebileceği bir şey değil.
Ehl-i Sünnet’in bu büyük âlimi Âlûsî şöyle der: "Hz. Meryem’in Peygamber olduğu görüşünü kabul etsek dahi bunu söylemek caizdir." Yani sahih ve sarih rivayetler Hz. Meryem’in peygamberlerden biri olduğuna delâlet etse bile Hz. Fâtıma (a.s.), Hz. Meryem’den daha üstündür!