Rafsancani’nin iyimser teorisi kısa sürede çöktü / Güce dayanmayan söylem çıkmazı

Rafsancani’nin iyimser teorisi kısa sürede çöktü / Güce dayanmayan söylem çıkmazı
Haşimi Rafsancani 2016 yılında, daha sonra tartışmalara yol açacak bir konuşmasında, dünyanın geleceğini “füzelerin değil, söylemlerin dünyası” olarak tanımlamıştı. Rafsancani, İkinci Dünya Savaşı sonrası Japonya ve Almanya'nın deneyimlerini örnek göstererek, bu iki ülkenin büyük bir askeri güçten yoksun kalmasının, savunma harcamaları yerine bilimsel, teknolojik ilerleme ve bilgiye dayalı bir ekonomi için harcanacak büyük mali kaynakları serbest bıraktığını savunmuştu.

 

 

Rajanews

 

 

Merhum Haşimi Rafsancani 2016 yılında, daha sonra tartışmalara yol açacak bir konuşmasında, dünyanın geleceğini “füzelerin değil, söylemlerin dünyası” olarak tanımlamıştı. Rafsancani, İkinci Dünya Savaşı sonrası Japonya ve Almanya'nın deneyimlerini örnek göstererek, bu iki ülkenin büyük bir askeri güçten yoksun kalmasının, savunma harcamaları yerine bilimsel, teknolojik ilerleme ve bilgiye dayalı bir ekonomi için harcanacak büyük mali kaynakları serbest bıraktığını savunmuştu. Başka bir deyişle, Rafsancani, askeri harcamaları modern bir ulus devlet için bir gereklilikten ziyade kalkınma üzerinde ek bir yük olarak görüyordu.

 

Elbette İran'ın silahsızlandırılması projesine, Devrim Lideri Ayetullah Hamanei tarafından hızlı ve akıllıca set çekildi. İmam Hamanei, Rafsancani'nin açıklamalarından sonraki ilk konuşmasında şunları söyledi: "Yarının füze dünyası değil, müzakere dünyası olduğunu söylemek, eğer cahillikle söyleniyorsa cehalettir; yok eğer bile bile söylenmişse ihanettir!" Ardından şöyle devam etti: “Bu sözler, Devrim’in başında ABD'den satın aldığımız F-14 savaş uçaklarını geri vermemiz gerektiğini, bunların bize hiçbir faydası olmadığını söyleyen geçici hükümetin bazı üyelerinin sözlerine benziyor! O zamanlar biz de buna karşı çıktık ve onları ifşa ettik! Bir süre sonra Saddam İran'a saldırdığında, bu savunma araçlarına ne kadar ihtiyacımız olduğu açıkça ortaya çıktı.”

 

Ancak 10 yıldan kısa bir süre sonra, bu argümanın modeli olan ülke tamamen farklı bir yol izlediğini açıkladı. Almanya Başbakanı Friedrich Mertz birkaç gün önce, 62. Münih Güvenlik Konferansı'ndaki açılış konuşmasında açıkça şunları söyledi: “Eski dünya düzeni artık yok ve dünya bir kez daha güç politikası ve büyük güçlerin rekabetiyle tanımlanan bir çağa girdi.”

 

Mertz, doğrudan İkinci Dünya Savaşı sonrası düzene atıfta bulunarak “Bu Amerikan egemenliğindeki düzen, Avrupa'nın Washington'un gölgesinde kalarak dünya tarihinden uzak kalmasına yol açtı,” dedi ve “Ama şimdi o dönem sona erdi” diye ekledi. Mertz, Berlin'in Alman ordusunu "Avrupa'nın en güçlüsü" yapacağını ve Almanya da dâhil olmak üzere Avrupa ülkelerinin NATO'nun doğu kanadını ciddi şekilde güçlendireceğini duyurdu.

 

Alman politikasındaki bu 180 derecelik dönüş, siyasi çevrelerde "1945 sonrası Almanyası'nın stratejik kimliğinden kopuş" olarak nitelendiriliyor. On yıllarca kendisini sivil güç (Zivilmacht) olarak tanımlayan ve dış politikasını ticaret ile ekonomik diplomasiye dayandıran Almanya, bugün silah satın almak ve Bundeswehr'i Avrupa'nın en donanımlı ordusuna dönüştürmek için 377 milyar avroluk bir yatırım planına sahip.

 

Tarihsel deneyim, silahsızlanmanın ancak tüm aktörlerin güvenliğini garanti eden istikrarlı bir uluslararası düzen kurulduğunda anlamlı olduğunu göstermiştir. Bu düzen çöktüğünde veya dizginsiz bir aktör kontrolden çıktığında, en barışsever devletler bile kaçınılmaz olarak bir silahlanma yarışına sürüklenir.

 

Belki de bu hikâyenin İranlılar ve özellikle de mezarındaki merhumun takipçileri için en önemli dersi, dış politika ve güvenlik stratejilerinin iyimserlik ve idealist varsayımlara dayandırılamayacağı gerçeğine dikkat etmektir.

 

Dünya, her biri kendi çıkarlarını en üst düzeye çıkarmaya çalışan aktörlerin sahnesidir ve bu çıkarlar bazen birbirleriyle açık çatışma halindedir. Dün Almanya gibi bir ülke için ağır bir askeri harcama sayılan şey, bugün hayatta kalmanın gerekli bir bedeli haline gelmiştir.

 

İster Avrupa'nın kalbinde ve büyük güçlerin komşuluğunda, ister Güneybatı Asya'da ve dünyanın en stratejik noktasında yer alsın, "söylemin" ancak "güç" desteğine sahip olduğunda etkili olduğu gerçeği er ya da geç ortaya çıkar. Bir ülkenin hayatta kalmasının sürekli tehdit ve risk altında olduğu bir durumda silahsızlanmaktan bahsetmek, siyaset alanında zayıflık işareti sayılacak basit bir fikirden başka bir şey değildir.

 

 

Çeviri: Medya Şafak